“Sevgi”, “hoş görü” gibi kelimelerinin zihnimizde en çok anımsattığı isim hiç kuşku yok ki Mevlana Celalettin-i Rumi’dir. Bir taraftan Moğolların saldırıları, diğer taraftan Hıristiyan Haçlı seferlerinin yol açtığı, buhranlı bir zaman diliminde, tavrı, duruşu ve eserleriyle, insanlığın unuttuğu sevgi ve hoşgörüyü İslam adına adeta tek başına diriltmiş, İslam’ın yürek seferini tekrar başlatmıştır bu isim. Ve bu gün Mevlana ve eseri Mesnevi, gerek Türkiye’de gerekse Batı’da en çok ilgi çeken isim ve eserler arasında. Peki asırlar öncesinde bu topraklarda bir fener gibi yanan, ışığını yerel değil küresel olarak ve zamanlar ötesi yayan bu büyük âlimin öğretileri layıkıyla, doğru bir şekilde anlatılabiliyor mu?
Her yıl bu ülkede Mevlana haftası düzenleniyor ve içinde bulunduğumuz yıl da UNESCO tarafından Mevlana Yılı ilan edildi. Bu demek oluyor ki Mevlana hem hayatıyla hem de öğretileriyle didik didik ediliyor ve asırlar öncesi yaptığı çağrılara bugün kulak veriliyor. Acaba böyle mi? Son bir iki haftadır medyada Mevlana ile ilgili haberler ve yazılar sürüp gidiyor. Sevgi ve hoş görü kelimesi üzerine oturtulmuş bir sürü yazı ve haber. İçinde İslam ve Müslümanlık adına tek bir kelime dahi bulmak kimi zaman imkânsız gibi. Sanki Mevlana “Gel, ne olursan ol gene gel…” cümlesinden, çağrısından ibaret. — İlginçtir bu cümlenin devamı pek telaffuz edilmez- Oysa Mevlana’nın "Ben hep yaşadım kul olarak Kur'an’a, topraktım ömrümce Muhammed yoluna..." gibi cümleleri de vardır ve aslında öğretileri, çağrısı mücadelesi hep bu cümlenin etrafındadır. Bu yönünü es geçerek Mevlana’yı bir turizm figürü olarak popülerleştirmek ona yapılan büyük bir haksızlık değil midir? Renkli sahnelerde görkemli Sema gösterileriyle –güzellik yarışmalarında vs.- Mevlana’yı Batı’ya tanıtmış mı oluyoruz. Onun misyonuna hizmet etmiş mi oluyoruz?
Anlaşılan o ki Mevlana’yı da bize batılı entelektüeller öğretecek, tanıtacak. Çünkü son günlerde Mevlanayı anlatan birçok yabancı yazarın kitabı yayınlanmaya başladı bile. Bunlardan en sonuncusu ve en ilginci belki de Nesil Yayınları’ndan çıkan “Batıda’ki Mevlana” adlı kitap. Kitapta yaklaşık 40 batılı entelektüelin Mevlana değerlendirmesi yer alıyor. Bu yazılar öyle sıradan değil. Her biri Mevlana’nın bir yönünü ele alıyor, ele alırken de hakkını veriyor kanaatimizce. Aslında kitabı derleyen Muhsin İlyas Subaşı’nın şu cümlesi her şeyi özetler nitelikte “… bu topraklar üzerinde yetişip, günümüze kadar zihin ve kalplerimize ışık tuatan Mevlana’ya Batılı alimlerin penceresinden bakarak, onu ne kadar tanıdığımızı anlayabilmek, kendi kendimizi test edebilmektir”
Galiba bunca organizasyon ve haber tanıtıma rağmen hala Mevlana’yı tanımaya, tanıdıktan sonra da yeni bir tanıtım anlayışına ihtiyacımız var.
WWW.MORALHABER.NET