Ana Sayfam Yap | Son Dakika Ekle | Sık Kullanılanlara Ekle | Üye Ol | Üye Girişi | Künye | İletişim | Reklam

 

SONDAKİKA

* Tolon Paşa'nın 'mutlaka oku' dediği kitap! * İzmir'de orman yangını: 1 köy tahliye edildi * Sivasspor, Braga'ya evinde yenildi * Rize, Rize olalı ÇAY yetiştirilmiyor muydu? * Bayern Münih'te Deniz Yılmaz fırtınası esti * Ahmet Türk DTP'nin Genel Başkanı oldu * Denktaş, Gül'den ''Erbakan''ın affını istedi * Bakan Tüzmen yüzme yarışında ikinci oldu * 'Kıdem tazminatı mutabakatla düzenlenir' * Dink davasındaki 'Albay'a soruşturma izni

Ana Sayfaya Dön

 

Hicret ne bir kaçış, ne de sıradan bir göç

10 Ocak 2008 Perşembe : 10:17

Bin dört yüz yirmi altı yıldan beri, mü’minler yılları Hicret’le sayarlar. Mü’minler diyarında zaman, 'Hicret’ten önce' ve 'Hicret’ten sonra' diye ikiye ayrılır.

Metin Karabaşoğlu'nun yazısı

Bin dört yüz yirmi altı yıldan beri, mü’minler yılları Hicret’le sayarlar. Mü’minler diyarında zaman, “Hicret’ten önce” ve “Hicret’ten sonra” diye ikiye ayrılır.Moral Dünyası Dergisi hicret konusunun nasıl anlaşılması gerektiğini şöyle inceledi. 

 Hicrî Takvim diye bir takvimin varlığı, tek başına, Hz. Peygamberin (s.a.v.) Mekke’den Medine’ye hicretinin ne derece önem arz ettiğini anlatmaya herhâlde yeterlidir.

Hz. Peygamberin İslâm’ın on üçüncü yılında gerçekleşen on iki günlük hicreti, gerçekten tarihin akışı içinde o derece önemli bir kavşak noktasıdır ki, İslâm toplumunun 1426 yıldan beri yılları ona atıfla sayıyor olması kesinlikle yerindedir.

Hicret denilen şey, ilk bakışta, iki Mekkelinin Mekke’yi terk edip Medine’ye göç etmesi olarak gözükür gerçi. Ancak, bu göç o kadar derin sırlar, o kadar geniş ve köklü hakikatler ve o derece aşikâr mucizeler barındırır ki, on iki günlük bu yolculuk, sonraki yıllara ve yüzyıllara rengini verecektir.

Çünkü, Mekkeli o iki kişi, “herhangi bir Mekkeli” değildir. Kur’ânî tabirle, “o ikinin birincisi” (bkz. Tevbe Sûresi, 10:40) olarak Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, yine Kur’ân’ın bildirdiği üzere resûlullah, hâtemü’l-enbiya, habibullah ve rahmeten li’l-âlemîndir. Mekke’den Medine’ye, herhangi bir kişi değil, kudsî peygamberler zincirinin son ve en büyük halkası göç etmektedir. Yanında ise, on üç yıllık Mekke hayatı boyunca bir peygamberin getirdiği hakikate teslimiyetin en zirve örneğini temsil ederek “sıddîkiyet” ünvanıyla taçlanan Ebu Bekir es-Sıddîk vardır.

 

Hicret’te Mekke

Hz. Peygamberin en yakın sahabisi Hz. Ebu Bekir ile birlikte gerçekleşen hicret yolculuğu, terk edilen yer ve gidilen yer açısından da büyük dersler barındırır. Terk edilen yer, Kur’ân’da bizatihî Rabbimizin övdüğü bir mekân olarak Mekke’dir. İçinde Kâbe’nin bulunduğu şehirdir yani. Kâbe ki, “Beytullah” olarak da nam salan bu yapı, yeryüzünde Allah için, Onun rızası yolunda yapılan ilk bina hükmündedir. Ve Mekke, Hz. İbrahim ve İsmail başta olmak üzere birçok peygamberin hatırasını barındıran ve pek çok mucizenin tecessüm ettiği yer olan Kâbe’nin hatırına, içinde kan döküp adam öldürmenin yasaklandığı “haram belde”dir.

Gelin görün ki, yeryüzündeki bu en mübarek belde, ayrılırken Hz. Peygamberin söylediği üzere “Allah’ın arzında bu en sevgili yer” merkezinde Beytullah yer aldığı ve nice peygamberin hatırasını üzerinde taşıdığı halde şimdilerde artık şirkin egemenliğindedir. Fıtratını Fâtırına açmış bir “hanîf” ve put yapıcı Azer’in oğlu olduğu halde bir put yıkıcı olarak Hz. İbrahim’in (a.s.) hatırasıyla yüklü bu şehirde, İbrahim ve İsmail Aleyhisselâmların miras bıraktığı tevhid hakikati şirk bulaşığıyla lekelenmiş; tek bir Allah’a imanın yerine yavaş yavaş “Allah’ın en üst mertebede görüldüğü, ama nice putun da ilâhlaştırıldığı bir “ilâhlar hiyerarşisi” anlayışı, yani şirk yerleşmiştir. Mekke, bu hâliyle, “mübarek”liği lekelenmiş olsa bile hâlâ “kutsal” bir yerdir; ve Kâbe’ye ve civarına yerleştirdikleri yüzlerce putla Mekkeliler “kutsalın tacirleri”dir.

 

Mekke’deki statüko duvarı

O yüzden, Hz. Peygambere Mekke’de gelen vahiy Mekkeliler başta olmak üzere insanları tevhide, yüzlerini “hanîf” olarak dine çevirmeye davet ettiğinde, Mekke direnişlerin en kötüsüyle direnmiştir. Hz. Peygamber, İbrahim Aleyhisselâm gibi, “Ben yüzümü göklerin ve yerin Fâtırına yönelttim. Ben müşriklerden değilim.” buyursa da, binlerce Mekkeli arasında on üç yıl içinde bu davete icabet eden yalnızca birkaç yüz kişi vardır. Sözlerin en güzeli 

olarak Kur’ân, Mekke müşriklerinin yüzlerce yıl içinde oluşturduğu statüko duvarıyla karşılaşmıştır. Mekkeliler, serbest bırakıldığında her aklı ve her kalbi etkileyeceğinden emin oldukları bu sesi boğmak için, en nihayeti, işi İlâhî vahyin elçisini öldürme planına kadar getirmişlerdir. Hicret de, tam da bu planın uygulamaya konulacağı gün gerçekleşmiştir.
 
Yesrib ona kucak açıyor
Merkezinde Beytullah’ın yer aldığı “haram” ve “kutsal” belde olarak Mekke’nin yüz yüze geldiği bu durumla karşılaştırıldığında, gidilen yer olarak Medine’nin durumu tam bir zıtlık arz eder. Mekke’nin Kâbe vesilesiyle sahip olduğu bu “mukaddes” konuma karşılık, o günlerin Medine’si “Yesrib” adıyla anılan orta halli bir şehir hükmündedir. Ona “kutsal”lık kazandıracak özel bir niteliği olmadığı gibi, o günün dünyasında ticareti, jeopolitik durumu, bilimsel ve kültürel konumu vs. açısından da özel bir niteliği haiz değildir. Bilakis, iki kardeş kabilenin, Evs ve Hazrec’in şehri olarak, bu iki kardeş kabile arasındaki yıkıcı savaşlar yüzünden gitgide daha da zayıflamış bir haldedir.
 
Hicret’le, Yesrib Medinetü’n-Nebî oluyor
Ama işte o Yesrib, bütün dünyanın karşılarında olacağını bile bile Hz. Peygambere ve Mekkeli mü’minlere yüreğini ve kapılarını açarak, bütün dünya şehirleri arasında Mekke’den sonra en şerefli konuma yükselmiştir. Hz. Peygamberin Mekke’den hicret ettiği yeni yurt olarak Yesrib, Medinetü’n-Nebî, yani Peygamberin şehridir artık ve çağlar boyu hep böyle anılacak ve Medine denilince akıllara muhakkak Hz. Peygamber de gelecektir. O Yesrib ki, Peygambere yüreğini ve kapılarını açarak, taşıyla toprağıyla mübarek bir kutsal belde haline gelmiştir.
 
Hicret kutsiyete kavuşma belgesidir
Hicret, terk edilen yer kadar, gidilen yer açısından da önem taşır açıkçası. Mekke’nin Hz. Peygamberi ve mü’minleri hicrete mecbur bırakan o günkü hâli, bir kutsal beldenin dahi yüreği ve aklı kirli insanlar elinde nasıl bir çöküş yaşayabileceğinin belgesi iken, Medine’nin hali sıradan bir beldenin Allah’ın resûlüne ve ona imanları uğruna yurtlarını terke razı olan mü’minlere her ne pahasına olursa olsun kucak açarak nasıl da yükselip kutsiyete kavuşabildiğinin belgesidir.
 
Hicret bir mucizedir
Hicret’in verdiği bir diğer ders ise, Hicret’in vakti ve şekli ile ilgilidir. Muhammed-i Arabî Aleyhissalâtü Vesselâm, Resûlullah’tır. Mekke’de nazil olan Necm Sûresinde bildirildiği üzere, “kendinden konuşmayan, ona vahyedileni bildiren” bir resûl. O, hicret kararına ve hicretin vaktine de kendisi karar vermez. Hicret, Hz. Peygamberin kendi aklınca düşünüp uygulamaya koyduğu bir göç değildir. Yeri de, zamanı da Allah tarafından bildirilmiştir. Allah’ın Resûlü tarafından, Allah’ın emrettiği tarihte, Allah’ın emrettiği şekilde, Allah’ın dini adına yapılan bir göç olduğu için de, daha ilk anından itibaren, mucizeler ile gerçekleşmiştir.
Hz. Peygamberi öldürmek üzere evini sarmış Mekkelilerin kapısından çıkarken onu görememeleri, Hz. Peygamberin attığı bir avuç kumun hepsinin gözüne bir avuç kum olarak isabet etmesi, Hz. Peygamber ve Hz. Ebubekir’in sığındıkları mağarada bir güvercin ve bir örümcek tarafından korunmaları, Hz. Peygamberi Medine yolunda yakalamaya çalışan Süraka’nın atının her hamlede kuma saplanması, Ümmü Ma’bed’in sütsüz koyununun memelerini sıvazladığında o zayıf ve sütsüz koyunun memelerinin sütle dolması… Derken on iki günlük bu yolculuk, Allah’ın onun için yurdunu terk edene nasıl mucizeler bahşettiğinin; onun için varını yoğunu terk edene, kâinatın nasıl musahhar kılındığının da belgesidir.
 
Hicret feragattir
Ve yine Hicret, yurdundan hicret ederek Medine’ye gelen Muhâcirîn ve yurtlarını onlara açan Ensar düşünüldüğünde de kritik dersler taşır. Mekke’de kabuğunu çatlatan hakikat çekirdeğinin Medine’de kök salıp meyveye durmuşsa eğer, bunda her iki topluluğun sergilediği benzersiz adanmışlık ve feragatin büyük bir hissesi vardır. Muhacirîn’in yaptığı şey, hiç de kolay değildir.
O kadar yıldır her türlü zorluğu ve eziyeti göze alarak Mekke’de imanlarını ilan eden bu mü’minler, Mekke’de kalmanın imkânsız hale geldiği günlerde izn-i İlâhî ile Medine’ye hicret ederken, yurtlarını, evlerini, eşyalarını, akrabalarını, her şeylerini bırakarak hicret etmişlerdir. Her şeylerini bırakarak hicret eden Mekkeli Muhacirîn’e Medineli Ensar’ın mukabelesi ise, her şeylerini onlarla paylaşmak ve onların bütün geçimlerini kendi üstlerine almaktır. İslâm ağacı, işte böylesi bir karşılıklı feragat toprağında boy vermiştir.
Kur’ân’ın da övdüğü üzere “iman kardeşlerinin nefislerini kendi nefislerine tercih eden” bütün bu mü’minlerin beraberliğidir ki, Arabistan’ın Hicaz bölgesinde orta halli bir şehir olan Yesrib’i “Medine-i Münevvere” haline getirmiş; bu “nurlu şehir”de sergilenen mü’minâne yaşayışla nice ülkeler, nice toplumlar ve nice asırlar aydınlanmıştır.
 
Hicret bir dönüm noktasıdır
İslâm tarihinde Hicret’i dönüm noktası kılan, zamanın “Hicret’ten önce” ve “Hicret’ten sonra” diye ayrılmasına yol açan sır da zaten budur.
 Bununla birlikte, daha nice dersi de içinde barındırır Hicret. Öyle ki, onun her bir anı, her bir veçhesi, her bir karesi öğretici ve aydınlıktır. Hz. Peygamberin, Hz. Ebu Bekir’in bu niyetle besliyor olduğu deveyi “hediye” olarak kabul etmeyip ücreti Medine’de ödenmek üzere “satın alması” gibi bir ayrıntısı, bir feragat şahikası olarak Hicret’in “başkaları üzerinden” değil, “kendinden feragat”le gerçekleşmesi gerektiği sırrını pekiştirir. Meselâ, Hz. Ali’nin, gece vakti mucizevî bir surette evinin kapısından müşriklere görülmeden çıkıp giden Hz. Peygamber yerine onun yatağında yatması, gecenin karanlığında veya sabahın alacakaranlığında Hz. Peygamber yerine öldürülmeye peşinen razı olmak gibi bir büyük feragatin belgesidir.
Hicret yolculuğunda kılavuz olarak Abdullah b. Uraykıt’ın, henüz iman etmemiş biri olduğu halde ağzı sıkı ve asla ihanete girişmeyen bir kişi olarak sergilediği duruşun da verdiği bir ders muhakkak vardır. Keza, Arap kavimlerinin en şereflisi olarak Kureyş İslâm’a karşı bu kadar direnirken, Hicret yolculuğunda Hz. Peygamberin kendileriyle karşılaştığı Eslemlilerin -pek itibar görmeyen kabilelerin başında yer aldığı halde- İslâm’ı kabulde gösterdiği çabukluk ve kolaylığın da bize söylediği bir şey elbette vardır.
 
Hicret, risalet yolundaki en kritik yolculuktur
Velhasıl, her anı ayrı bir ibret yüklü bir büyük yolculuktur Hicret. Bu dünyada yaşanmış ve yaşanacak yolculuk ve göçlerin en büyüğü odur. Çünkü, insanlığın en şereflisinin, “rahmeten li’l-âlemîn”in risalet yolundaki en kritik yolculuğudur.
Bu yolculuğun verdiği derslerin en büyüğü ise, yolculuğun daha başlarında, mağaranın önünü müşrikler doldurmuş iken Hz. Peygamberin endişelenen yol arkadaşı Hz. Ebu Bekir’e söylediği “Üzülme, Allah bizimle beraberdir.” sözünde gizlidir.
Onun, esbabın sukut ettiği o anda söylediği bu söz, onun imanındaki “eminlik” derecesinin nişanesidir. Ki, onun bu sözünün övgüyle yad edildiği Kur’ân âyeti (Tevbe Sûresi, 10:40), devamla bize şu dersi vermektedir:
“Allah böylece onun üzerine emniyet ve rahmetini indirdi, sizin görmediğiniz ordularla onu takviye etti ve kâfirlerin davasını alçalttı. Yüce olan, Allah’ın davasıdır. Allah’ın kudreti her şeye galiptir ve Onun her işi hikmet iledir.”
Evet, gerçek budur ve gerçekten, Allah hayatını Onun yoluna adayanla her daim beraberdir.

 WWW.MORALHABER.NET

 

Bu haber toplam 707 defa okunmuştur.

Safya Başı

   

   

   
     

Toplam (7) adet  yorum eklenmiştir.

strm 10-01-2008, 15:00:23
şimdi ben şunu sormak istiyorum.YÜCE YARATICI yine YÜCE KURAN_I KERİM de hatta Ayetel kürsi de inanların tarif ederken çok açıkça derki peygamberleri arasıdan fark gözetmez.Tabi ki Peygamberimiz HZ Muhammed bizim için son derece değerlidir ancak bu değeri dile getiriken burda yapıldığı gibi diğer peygamberilerin daha üzerinde belirlemek bence ALLAH ın ayetlerine muhalefet etmektir.KURAN ın dediği üzere bir müslüman peygamberler arasında fark gözetmez.
 
strm 10-01-2008, 15:02:28
Elçi, kendisine Rabbinden indirilene iman etti, mü'minler de. Tümü, Allah'a, meleklerine, Kitaplarına ve elçilerine inandı. 'O'nun elçileri arasında hiç birini (diğerinden) ayırdetmeyiz. İşittik ve itaat ettik. Rabbimiz bağışlamanı (dileriz). Varış ancak Sana'dır' dediler. Bakara suresi 285. ayet.Yazar yazının başında Peygamberimiziçinm en son ve en büyük halka demiş.BUna benzer yorumları islam dünyasında çok sık duyuyoruz ben bunun yanlış olduğunu düşünüyorum.Çünkü RABB açıkça bunu söyler
 
strm 10-01-2008, 17:57:43
(lütfen yayınlarsanız sevinirim) Aşağıdaki yazımda Peygamberlerle ilgili KURAN_KERİM de ayet el kürsi de geçtiğini söylediğim ayet hakkında düzeltme yapmak isterim.Yanlış bilgi vermek istemem.Ayetel kürsi değil de, Amenerresulü olarak bilinen ayetlerin içinde, tam olarak bakara suresinin 285. ayetinde geçmektedir.Özür dilerim!!! Dİkkatsizlikle olmuştur.
 
soner 10-01-2008, 18:55:31
Peygamberler arasında ayrım yapmamak bir kısmına inanıp bir kısmını inkar eTmemek anlamına gelir. Bu mübarek insanlar arasında elbeT de Hz. Muhammed aleyhisselam üsTündür. Ondan sonra da ulul azm peygamberler gelir. Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Musa, Hz. İsa da büyük peygamberlerdendir.
 
strm 11-01-2008, 15:18:12
KURAN da o anlama gelir bu anlama gelir diye bir kestirme yapılamaz.Yapılırsa da eğer artık o YÜCE ALLAH ın değil de o anlamı çıkarının sözü olur.Ben senin sözünden değil YÜCE YARATICI nın sözünden yola çıkarım ancak ve Bakara 285.ayette hepsini kabul ederim demiyo tüm çevirilerde de 'HİÇBİRİNİ DİĞERİNDEN AYIRT ETMEYİZ" diyor.Sen kendine göre anlam çıkarıyosun.isra 55 te ise 'BİR KISMINI BİR KISMINA ÜSTÜN KILDIK' der ancak hiç bir ayette HZ Muhammet tümünden üstündür demez.
 
Yorumların Tamamı İçin Tıklayınız.
 
Cenneti - cehennemi nasıl anlarız?
'Ben cenneti ve cehennemi çok merak ediyorum.' diyen kişi soruyor: 'Dünyadayken cennet ve cehennem h
Büyük günah işleyen kişi dinden çıkar mı?
'Faiz ve zina gibi büyük bir günahı işlediğimizde gerçekten dinden, imandan çıkmış oluyor muyuz?' so
Size 'Selam' diyen kişinin selamı alınır mı?
Biri yanıznıza gelir ve size 'selam' seklinde selam verirse 'aleyküm selam' demek doğru olur mu? Pe
Kayıp eşya bulununca ne yapılmalı?
SORU: Hocam, yolun ortasında bir saat buldum. Almasaydım arabalar ezerdi. Şimdi ne yapacağım ben bun
Alkışlanan cenaze 'CEHENNEME' mi gider?
Cenazelerin arkasından alkış tutmak günah mıdır? Onları alkışlayarak ister istemez cehenneme mi uğur
En güzel ezanı onlar okuyor
Diyanet İşleri Başkanlığı, din görevlilerinin ezan, sala, kaside ve mevlidi en iyi şekilde okuması i
ALLAH kelimesinin kökeni...
Yahudi ve Hıristiyanlar bizimle aynı Tanrı'ya iman ettikleri halde neden 'Allah' demiyor?.. Allah ke
Hz. İsa ve Deccal ne yapacak?
Hz. İsa'ya da, küfrün temsilcisi olan deccala da 'mesih' deniyor. Cennetle Cehennem kadar arası açık
Haydan gelen huya gider sözünün anlamı
Herkesin yanlış bildiği ve günlük hayatta çok yanlış, anlamı dışında kullanılan bir söz bu; Haydan g
3 ayların bereketi.... Neden kandil gecesi?
Regaib Gecesi, hicri 480 yılından itibaren kutlanmaya başlandı. Peki bu gecelere neden kandil gecesi
İsmini meleklerin koyduğu gece: 'REGAİB'
Yüce Nebi'mizin anne rahmine düştüğü rivayet edilen bu özel gece her bir müslümana mübarek ve feyizl
Her sabah ilk ezanın okunduğu yer
Her sabah dünyada ilk ezanın nerede okunduğunu, ilk kameti kimin getirdiğini ve ilk namazı kimlerin
Recep ayında nasıl ORUÇ tutulmalı?
Hocam, Recep ayında bir ay boyunca aralıksız oruç tutulabilir mi? Peygamberimizin uygulaması nasıldı
Sıkıntıya karşı hangi duayı okumak lazım?
Bediüzzaman, akşam ve yatsı ortasında 33'er defa okunmasının çok faziletli olduğunu söylediği Enbiya
Kapımıza gelen 'dilencilere' para verlir mi?
Allah rızası için deyip kapıya gelen dilencileri boş çevirmemeye çalışıyoruz fakat baş edemiyoruz. D

n

Hapşıran kişi neden elhamdülillah demeli?

n

Kalbimizle yapılan gıybet nasıl bir şeydir?

n

Cennete neler var neler yok?

n

Kıyamet koptuğunda melekler de ölür mü?

n

Besmele'nin içine saklanmış 19 büyük sır

n

Dünyada Müslüman sayısı giderek artıyor

n

Ahmet Şahin'den 'mutlu evlilik önerileri'

n

4 mezhebe ne ihtiyaç vardır? Paksu yazdı

n

Ayet-el Kûrsi'de bulunan sırlı mana

n

Faize açılan kapıları aralamamak gerekir

n

Namaz kılmak hayatımıza güzellikler katar

n

BÜYÜ belasından nasıl kurtulabiliriz?

n

Vefk nedir? Yapmak ve yaptırmak caiz midir?

n

Bakterilerin sahip olduğu üstün detaylar

n

'Allah'ın sevmesi yetiyor bana...'

n

Kâinatın hassas terazisi hepimizin kaderi

n

Melekler ''Hz. Adem'e neden secde'' etti?

n

Namazda okuduğumuz duaların anlamı ne

n

Günün sorusu: Uyurken nasıl ibadet edilir?

n

Lisenin damında ''namaz kılmak'' suç mu?

n

Kadın evinde oturup dışarı çıkmamalı mı?

n

Sevabı ve vebali en çok olan ibadet nedir?

n

Hz. Nuh'un gemisi nasıl bir yapıya sahipti?

n

Allah, Hz Adem'i neden meleklere sordu?

n

Diyanet İşleri'nden 'flört zina değil' fetvası

n

İstanbul'un fethini müjdeleyen hadisler...

n

Ne zaman öleceğimizi neden bilemiyoruz?

n

Keşfedilemeyecek 5 bilinmeyen?

n

Anne-babanın ayırım yapma hakkı var mı?

n

Vesvesenin insana verilmesindeki hikmet

n

İslam kadına değer veriyor mu?

n

Peygamberimiz Cahiliye kirlerinden nasıl korundu?

n

Gökyüzündeki harika renkler nasıl oluşur?

n

Günlük işlerimiz nasıl ibade dönüşür?

n

Okyanusla iklim arasındaki mucizevi bağ

n

Rabbinizin kapısı kapanmıyor

n

Haram kazançtan hayır yapılır mı?

n

İnsanın konuşması matematiksel bir sırdır

n

Yerde ve gökte hakim olan güzellikler

n

Güneş, Mahşer'de ne kadar yaklaşacak?

n

Zikirmatik, dua öğreten laptop, hatimmatik

n

Hızır - İlyas bayramı... (Hıdırellez)

n

Hayrettin Karaman namazın önemini yazdı

n

Rahmân'ın merhametten mahrum kulları..

n

Güneş nasıl bir saat geç battı?

n

Peygamberin Müslümanı uyardığı 4 ZAAF

n

Çocuklara Allah kavramını öğretme yolları