Kürşat ERKAL'ın haberi
Nesil Yayınları’ndan yeni çıkan “Kuvayı İlmiye” kitabı, okullarını bir kenara bırakarak savaşa katılan, mektepli medreseli tüm eğitim sınıfının mücadelesini işliyor. Bir nevi savaşın bir başka kahraman ordusunu gün yüzüne çıkartıyor. Biz de bugüne kadar ismi hiç zikredilmemiş bu ordu, yani “Kuvayı İlmiye” üzerine, daha önce büyük yankı uyandıran “Osmanlı’nın Gizli Tarihi” kitabının da yazarı İsmail Çolak’la bir söyleşi yaptık.
Kurtuluşta Kuvayı İlmiye’nin payı büyük
Öğretmeni, öğrencisi, medrese hocası, medrese talebesi, tekke şeyhi, dervişi, üniversite hocası ve talebesiyle eğitim sınıfının birçok kesiminin Kurtuluş Savaşı’na katılımının ve katkısının hangi seviyede olduğu ve bunun bağımsızlığımızın kazanılması ve yeni Türk Devleti’nin kurulmasındaki rolünü ortaya koymaya çalıştım.
Kitabınızın ilginç bir başlığı var: Kuvayı İlmiye. Ne demek Kuvayı İlmiye, nerden aklınıza geldi?
Milli Mücadele döneminde ilk düzenli Türk ordusu kurulmadan evvel, halkın kendi iradesi, gayret ve imkânlarıyla, düşman işgaline karşı koymak için oluşturulan gönüllü milis kuvvetlerine, milli kuvvetler anlamında Kuvayı Milliye denmiştir. Biz de bundan hareketle kitabımıza, ilmi kuvvetler manasında Kuvayı İlmiye ismini vermeyi uygun gördük. Yani bununla kastettiğimiz, Kurtuluş Savaşı’na katılan ve katkıda bulunan eğitim ordusu, irfan ordusudur.
Yani Kurtuluş Savaşı’na Kuvayı Milliye ya da Düzenli Ordu’nun yanında Kuvayı İlmiye de mi katılmıştır diyorsunuz? Tam anlamıyla nedir bu Kuvayı İlmiye?
Evet, Kurtuluş Savaşı’na, bilinen mevcut kuvvetlerin, askeri ve siyasi kimliğe sahip kişi ve kesimlerin yanı sıra, ülkemizin eğitim ordusunun kimi neferleri de katılmış ve bu savaşın çeşitli safhalarında ve kademelerinde yer alarak, göz ardı edilemeyecek hayati hizmetlerde ve katkılarda bulunmuşlardır. Kitabımızın konusu ve içeriği de direk buna yöneliktir. Öğretmeni, öğrencisi, medrese hocası, medrese talebesi, tekke şeyhi, dervişi, üniversite hocası ve talebesiyle eğitim sınıfının birçok kesiminin Kurtuluş Savaşı’na katılımının ve katkısının hangi seviyede olduğu ve bunun bağımsızlığımızın kazanılması ve yeni Türk Devleti’nin kurulmasındaki rolünü ortaya koymaya çalıştım. Kuvayı İlmiye’yi, hem akademik niteliğe sahip referans bir kitap olarak hazırladım hem de başta eğitim camiasına, öğrencilere, gençlere ve genel okuyucuya hitap edecek bir tarzda yazdım.
Eğitim Ordusu’nun veya sizin tabirinizle Kuvayı İlmiye’nin Kurtuluş Savaşı’nda kayda değer, hatırı sayılır bir rolü ve hizmeti gerçekten de olmuş mu?
O konuda zerrece tereddüde mahal bırakmayacak katiyette, İstiklâl Harbi’nin kazanılmasında ve yeni Türk Devleti’nin kurulmasında, vatansever irfan ordusu Kuvayı İlmiye’nin de büyük payının olduğu muhakkaktır. Eğitim Ordusu’nun kahraman, cefakâr ve fedakâr mensupları, Anadolu’da verdiğimiz bu son varlık savaşının her aşaması ve bölümünde tüm güçleriyle mücadele etmişlerdir. İşgallere karşı halkı bilinçlendirip teşkilatlandırmada, protesto mitinglerinde, kongrelerde, müdafaa-i hukuk cemiyetlerinde, hatta Kuvayı Milliye ve Düzenli Ordu’ya katılıp düşmanla çarpışmaya varana dek Kurtuluş Savaşı’nın her alanında öğretmeni, müderrisi, tekke dervişi ve talebesi ile kesinlikle yabana atılamayacak mikyasta, hayati hizmetlerde bulunmuşlardır. Ayrıca İstanbul ve Anadolu’daki kimi okulların ve öğrencilerin, kendi çaplarındaki katkılarını ve fedakârlıklarını da asla göz ardı edemeyiz.
Sarıklı müderrislerin kelle koltukta mücadelesi
Gördüğüm kadarıyla kitabınızda medreselerin ve müderrislerin, tekkelerin ve dervişlerin rolü ve katkısına da epeyce değinmişsiniz. Peki, bunların Kurtuluş Savaşı’ndaki rolü ve bu çerçevede Eğitim Ordusu içerisindeki yeri nedir?
Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasında medreselerin ve onların sarıklı müderrislerinin, tekkelerin ve onların kelle koltukta mücadele eden kahraman dervişlerinin hayati katkılarının olduğu; bunların açık desteği ve büyük gayretleri bulunmasaydı yurdun düşman işgalinden kurtulması ve bağımsızlığın yeniden elde edilmesinin imkânsız olduğu tarihî ve ilmî bakımdan ortadadır ve inkârı mümkün değildir. Öncelikle bunu açıkça belirtelim ve vurgulayalım. Bizim de Kuvayı İlmiye’de üzerinde durduğumuz can alıcı noktalardan ve hararetle savunduğumuz tezlerden biri de budur.
Şurası muhakkak ki, halkın Milli Mücadele Hareketi’ne gönülden inanması ve desteklemesi, Anadolu’da güven ve itimadın değişmez adresi olarak kabul edilen müderrisler, tekke şeyhleri ve diğer din adamları kanalıyla gerçekleşmiştir. Bunların izni, katılımı ve desteği olmadan Anadolu’da neredeyse hiçbir milli faaliyet yapılamamış ve hiçbir milli teşkilat kurulamamıştır. Mitinglerde, protestolarda, müdafaa-i hukuk cemiyetlerinin kurulmasında, Kuvayı Milliye’nin oluşturulmasında, TBMM’nin açılmasında ve tüm yerel direniş hareketlerinde hep onların mübarek eli, işareti ve himmeti vardır.
Tekkelerin fedakarlığı
Bir de Tekkeler, Tekke şeyhleri ve dervişlerinin hizmet ve kahramanlıklarından söz ediyorsunuz kitapta. Nedense çok fazla öne çıkarılmayan bilgiler bunlar…
Özellikle işgal altındaki İstanbul’da her türlü tehlikeyi ve zorluğu göze alan bazı tekkelerin, kimi şeyhlerin ve dervişlerin insanüstü bir gayret ve fedakârlıkla ifa ettikleri hizmetler, Kurtuluş Savaşı’nda emsalsiz bir yere ve ehemmiyete sahiptir. Bu manada Üsküdar Sultan Tepesi’ndeki Özbekler Tekkesi ve Şeyhi Mehmed Ata Efendi’nin, Eyüp’teki Hatuniye Tekkesi ve Şeyhi Saadeddin Efendi ile diğer bir kısım tekkelerin kahraman dervişlerinin canlarını ve imanlarını ortaya koyarak sergiledikleri cesaret, yürek ve yiğitlik gerektiren destansı gayret ve hizmetlerini nasıl görmezden gelebilir, hatta inkâr edebiliriz? Kurtuluş Savaşı’nda kullanılan silah ve cephanenin hatırı sayılır bir kısmının, İstanbul’daki, İtilaf Devletlerinin silah depolarının tekke dervişleri ve gizli örgütlerce basılıp, buralardan elde edilen mühimmatın Anadolu’ya nakledilmesi suretiyle karşılandığına tarihi-ilmi kaynaklar açıkça temas etmektedir.
MİLLİ GAZETE