Mehmet Paksu'nun yazısı...
“Mevlit okutmak bir ibadet sayılabilir mi? Mevlit dini bir görev midir? Ölüye mevlit okutmak yeterli midir?" Mevlit, Peygamberimizin doğum gecesi için kullanılan bir deyimdir. Mevlit merasimleri Hicrî yedinci asırdan itibaren başladı.
Daha sonra bu âdet bütün İslâm ülkelerinde yaygınlaştı. İlk mevlit kutlamalarını yapan Erbil Atabeği Muzafferüddin Kökböri'dir. (ö.1232). Önceleri yalnız Peygamberimizin doğum gününde okunan ve düzenlenen mevlit cemiyetleri, daha sonra bütün mübarek gecelerde tekrarlandı, özellikle ülkemizde daha da yayıldı, sünnet merasimi, düğün ve ölüm gibi vesilelerle okundu.
Mevlit, Peygamberimizden üç dört asır sonra güzel bir âdet olarak başladı. Büyük hadis bilgini İbni Hacer mevlit merasimi hakkında şu hadisi anlatır: İbni Abbas'ın rivayetine göre Peygamberimiz Medine'ye hicret ettiğinde Aşûra günü Yahudilerin oruç tuttuklarını öğrendi.
Bunun sebebini sorunca şu cevabı aldı: "Bu gün çok büyük bir gündür. Bugünde Allah, Musa ile kavmini kurtardı da Firavun ile kavmini denizde batırdı. Musa buna şükür olarak oruç tuttu. İşte bugünün orucunu tutuyoruz." Bunun üzerine Peygamber Efendimiz, "Öyleyse biz Musa'ya sizden daha yakın ve daha evlâyız" buyurdu. O günden sonra hem kendisi oruç tuttu hem tutulmasını tavsiye etti.
İbni Hacer bundan sonra şöyle diyor: "Bundan anlaşılıyor ki, böyle bir günde, mevlit gecesinde Allah'a şükretmek tam yerindedir.
Fakat mevlit merasiminin Peygamberimizin doğum gecesine denk gelmesi için dikkat etmek gerekir." Bazı ulema mevlit cemiyetlerine karşı çıkmış olsa da, mevlit hakkında, "Mevlid-i Nebevi ile Mi'râciyenin okunması çok faydalı ve güzel bir âdettir ve çok hoş bir İslâm âdetidir. Belki İslâm'ın sosyal hayatının çok latif, parlak ve tatlı bir sohbet vesilesidir. Belki iman hakikatlerinin hatırlatılması için en hoş ve şirin bir derstir.
Belki iman nurlarını, Allah sevgisini ve Peygamber aşkını göstermeye ve harekete getirip heyecanlandırmaya çok tesirli bir vasıtadır" diyen Bediüzzaman düşüncelerini dua ile bitirir: "Cenab-ı Hak bu âdeti ebede kadar devam ettirsin ve Süleyman Efendi gibi mevlit yazanlara Cenab-ı Hak rahmet etsin, yerlerini Cennetü'l- Firdevs yapsın, âmin" sözleriyle dua eder.
Mevlidin bu güzel yönleri ve dinleyenlere manevi duyguları hatırlatması yanında, bazı yerlerde kandil geceleri vesilesiyle sadece mevlit okunmakla kalınıyor. Peygamberimizle ilgili sohbetlerle birlikte Kur'ân okuma, kaza namazları kılma, zikir ve istiğfarda bulunma gibi bazı güzel ibadetler ihmal ediliyor.
Yine ölünün arkasından yapılması sünnet olan dua etmek ve istiğfarda bulunmak, sadaka vermek, ölünün kul hakkını ve ibadet borcunu ödeme gibi âdetler terk edilebiliyor. Sizin belirttiğiniz gibi, bazı bölgelerimizde ise mevlit merasimini tertip eden kişi, mevlit okutmuş olmakla bütün dini görevlerini yerine getirdiğini sanıyor.
Oysa namaz, oruç ve zekat gibi ibadetlerin yerini hiçbir merasim tutmaz. Ne kadar mevlit manzumesi, ilahi ve kasideler okunursa okunsun bunlar hiçbir ibadetin yerini doldurmaz.
Bugün