Mehmet Paksu'nun yazısı...
SORU "Hocam, haram yolla kazanılan parayla hayır makbul müdür?"
Meşru olmayan, kötü ve haram yoldan kazanılan bir malı, kazanan kişinin kendisi kullanamaz, caiz olmaz. Çünkü bu mal hırsızlık, gasp gibi yollarla ele geçirilmişse, onu kendi gelirinden ayırması, uzaklaştırması gerekir. Malın sahibi belliyse götürüp teslim edilir; ölmüşse mirasçılarına iade edilir. Şayet kişi kayıp, ulaşılamıyorsa, ortaya çıkana kadar bekletilir. Çıkınca da, meydana gelen artışlarla birlikte sahibine verilir. Sahibi bilinmeyen haram bir malın veya faiz, kumar, fuhuş gibi yollarla ele geçen bir paranın sarf edilmesi hususunda İslam hukukçularının farklı görüşleri vardır.
Konuyu İhyâ'da "Haram malın harcanması" bölümünde anlatan İmam Gazalî iki noktaya dikkat çeker. Birincisi, o malın sadaka olarak elden çıkarılması; diğeri de temiz bir mal olmadığı gerekçesiyle sadaka olarak verilemeyeceğidir. İkinci görüşü benimseyenlerden Fudayl bin İyad, eline geçen iki dirhem paranın helâl yoldan kazanılmış olmadığını fark edince onu götürüp taşların arasına koymuş ve "Ben ancak helâl ve temiz olan malı sadaka olarak veririm. Kendim için hoş görmediğimi bir malı başkası için de uygun görmem" demiştir. İmam Gazalî, Hz. Fudayl'ın bu halini anlattıktan ve bu görüşü bir derece kabul ettikten sonra, bu görüşleri destekleyen delilleri sıralar.
Resul-i Ekrem Efendimiz, bir cenaze defni dönüşünde Kureyşli bir kadının verdiği ziyafete davet edilmişti. Önüne konulan kızartılmış koyunun haram olduğu bildirilince, "Bunu kaldırın ve esirlere yedirin" buyurmuştur.1 Diğer naklî delil de şöyle: Bizans'ın İranlılara galip geleceğini haber veren Rum Suresi'nin ilk ayetleri nazil olunca, müşrikler Peygamberimizi yalanlayarak alaya aldılar. Bunun üzerine Hz. Ebu Bekir, Peygamberimizin izniyle müşriklerle bahse girişti. Sonunda Kur'an'ın verdiği haber doğru çıktı. Hz. Ebu Bekir de iddiada ortaya konan develeri müşriklerden aldı. Ancak, bu arada kumar haram kılındığı için, Resul-i Ekrem Efendimiz, "Getirdiğin bu mal şüphesiz haramdır. Onu Müslümanlara sadaka olarak ver" buyurdu.
Her iki görüşle ilgili geniş açıklamalarda bulunan İmam Gazalî özet olarak şunları söyler: Böyle bir malı hayırlı bir yere har≠camak, denize atmaktan daha isabetlidir. Bunun ne atana, ne de malın sahibine bir faydası yoktur. Halbuki bir fakire verildiği zaman, o fakir faydalanacağı gibi, mal sahibine de duacı olacaktır. "Kendimiz haramı nasıl yemiyorsak, fakirlere de yedirmeyiz" görüşünde olan âlimlere ise Gazalî şu cevabı verir: "Bu söz doğrudur. Fakat bu mal, ihtiyacımız olmadığı zaman bize haramdır, fakire ise helaldir."2 Bu durumda gerek faizli parayı, gerekse başka yollardan ele geçmiş bulunan parayı fakirlere sadaka vermek mümkündür. İstenirse bu para bir hayır kurumuna da verilebilir. Sadaka olarak verilen bu paradan bir sevap da beklenmez. Sadece para en uygun bir şekilde değerlendirilmiş olur.
Bugün