Ekrem DUMANLI'NIN yazısı...
Abesle iştigal
Bazı çevreler, en ciddi meseleleri bile kısa sürede değersizleştirmeyi biliyor. Bravo(!) Bu ülkede, hayatî önem taşıyan konular sağından solundan mıncıklandıkça ciddiyetini kaybediyor. Ama evdeki hesabın çarşıya uymayacağı aşikâr.
Mesela daha birkaç ay önce yüzde 47 oy almış bir parti yargı yoluyla kapatılmak isteniyor ve bu vahim durum, bir zaman sonra kanıksanabiliyor. Demokrasiyi dilinden düşürmeyen ve Brüksel'e Kâbe muamelesi yapan bazı çevreler, AB'den gelen keskin eleştiriler karşısında şok yaşıyor. Oysa şaşılacak bir durum yok. Bilakis AB yolunda bu kadar reform yapmış bir partinin "irtica" suçlamasıyla karşı karşıya kalmasına şaşırmak lazım. Batı, kendi kültürüne göre konuşuyor ve "partileri halk açar, halk kapatır; yargı yoluyla parti kapatılamaz" diyor. Evrensel olan da budur! Ancak bizimkiler AB temsilcilerini döverek susturmayı deniyor. Olmaz ki! Bizdeki absürt mantığı düzeltmek yerine, başkasını kendimize benzetmeyi denemek kadar saçma bir yol aranabilir mi? Eğriye eğri, doğruya doğru; hem "demokratım, özgürlükçüyüm vs." diyeceksin hem de yargıçlar diktatöryasına kadar uzanabilecek tehlikeli bir yolun başında, "Ama, Türkiye'nin özel şartları" diye başlayan masalların peşinde koşacaksın. İnandırıcı değil, ikna edici değil, samimi değil...
Ergenekon meselesi de bazı çevreler için bir maskeli baloya dönüştü. Vaktiyle Susurluk Çetesi ortaya çıkmış, keskin eylemler düzenlemiş, "asker-polis-mafya" üçgeni sorgulanmıştı. Şimdi, aynı çevreler Ergenekon çetesini sudan bahanelerle örtbas etmeye gayret ediyor. Güya iddianame henüz açıklanmamışmış. İnandırıcı değil bu laflar? Ergenekon davası, Ümraniye'de yapılan bir baskınla ortaya çıkmadı mı? O baskında silahlar, bombalar ele geçirilmedi mi? O bombaların bir kısmının Cumhuriyet Gazetesi'ne atılanlarla aynı olduğu mahkeme zabıtlarına girmedi mi? 2003 ve 2004'te darbe yapılacağına dair günlüğün, devletin teknik raporu sonucunda ilgili generale ait bilgisayardan çıktığı net bir şekilde tespit edilmedi mi?
Tabii ki iddianame ortaya çıkınca her şey daha net konuşulacak; ancak bugün de yazılacak çok şey var. Dünkü Taraf'ta korkunç bir iddia ve o iddiayı destekleyen belgeler yayınlandı. İki komutanlık arasındaki geçitte bomba patlatmak için plan yapılmış. Buyurun size belge. Diyelim ki somut belge olmadan konuya giremiyorsunuz; o zaman Susurluk davasında hangi iddianame bilgisine ulaştınız ki manşetlerden uzun süre indirmediniz bu olayı? O zamanki iktidar meseleye "fasa fiso" deyince konuyu iktidarı devirme projesine çevirenler olmuştu. Aynı mantık bugün Ergenekon örgütüne sessiz kalarak iktidarı devirmek mi istiyor?
Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan ile Ergenekon tutuklusu emekli Tuğgeneral Veli Küçük'ün fotoğrafı çıktı ortaya; bu bile Türk basınının bir bölümünde yer almadı. Diyelim ki fotoğrafa "fotomontaj" kuşkusuyla yaklaşıldı. Ancak güvenlik birimleri fotoğrafı yurtdışında çeken muhabirden fotoğrafın orijinalini aldı ve teknik incelemelere tabi tuttu. Fotoğrafın montaj olmadığı net bir şekilde ortaya çıktı. Bu bilgiyi bile karartanlar oldu. Sadece basın değil. Mesela CHP'nin çeteler hakkında olumsuz bir cümle konuştuğunu duyan var mı? Sürekli "Laiklik tehdit altında" korkusu yayan bir parti, niçin silahlanan, ucu orduya, emniyete, yargıya, medyaya kadar uzanan örgütler hakkında üç maymun rolünü oynuyor?
"Şeytanın en büyük desisesi, küçük şeyleri büyük; büyük şeyleri küçük göstererek insanı aldatmaktır" denmiş. Toplumdaki akıl tutulmasını planlayanların istediği tam da budur; yani abesle iştigal. Gerçek gündem yerine sunî ruznameler uydurmak, gerçek tehlikeler yerine hayalî tehditler üretmek. Derin planların hesaplayamadığı mühim bir ayrıntı var; millet yaşananları o pencereden görüyor ve düştüğü yeri öperek kalkıyor. Maşeri vicdanın nasıl bir inayet ve sıyanet membaı olduğunu tarih çok yazdı, bir daha yazacak; yeter ki o vicdan abesle iştigale boyun eğmesin.
Zaman