MORAL FM radyosunda uzun yıllar ‘İlim Pınarı’ programını yapan Dr. Haluk Nurbaki Hoca sevenleri tarafından Hakka yürüyüşünün 11 sene-i devriyesinde pazartesi günü öğle namazından sonra Afyon Belediye kabristanındaki kabri başında anılıyor. (02.06.2008)
Dr. Haluk Nurbaki Hoca hakkında son senelerde yanında bulunan öğrencisi Uğur İlyas Canbolat hocasını şöyle anlatıyor:
Dr. Haluk Nurbaki Türk gençliğini yüce kitabımız Kuranın bilimsel gerçeklerini bıkıp usanmadan anlatıyordu. Bu konuda eserler vermişti. Anadolu’yu karış karış gezerek İslamın yüceliğini, Fahr-i Kainat Efendimizin insanlığa getirdiği rahmeti anlatıyordu. İlerlemiş yaşına rağmen bu hizmetlerini aksatmıyordu. Ömrünün son günlerinde kadar Moral FM deki sohbetlerini sürdürmüştü.
Dr. Haluk Nurbaki ilmin önceliğini daima nazara veriyordu. Bunu kaybedilmiş bir yitik ve terk edilmiş bir farz olarak görüyordu. Bediüzzaman Said Nursi hazretlerine olan hayranlıklarından birisi de ilme verdiği öncelik sebebiyle idi. Bir sohbetinde kendisinin ilme öncelik vermeyi Bediüzzaman’dan aldığını söylemişti.
Haluk Nurbaki Hoca İslam insanın unuttuğu bir başka özelliğe de sürekli işaret ediyordu. Bu öncelik infak idi. Müminin varını yoklarla değiştirmesi gerektiğini sıklıkla dile getiriyor “Allah infak etme zevkini almasın bizden” diye dua ediyordu. Kendisine sıkıntılarını açan öğrencilerine hep bunu tavsiye ediyor “Manevi yaralarınızı sarmak istiyorsanız, eksiklerinizi gidermek istiyorsanız infakınızı arttırın” diyordu. Sıkıntılar başınızdan eksik olmuyorsa “İnfakınızı gözden geçirin” diyordu.
İlim ve gönül insanı Dr. Haluk Nurbaki yine müminin öncelikleri arasında namazı sayıyordu. Bu konuda namazın sırları adıyla bir kitabı vardı. Namazı eksiksiz kılınması noktasında çok titiz davranıyordu. Namazın gerçek namaza yaklaşması için infakın ön şart olduğuna dikkat çekiyordu. Sohbetlerinde “Namazı olmayanın infakı yoktur, infakı olmayanın hiçbir şeyi yoktur” gerçeğine vurgu yapıyordu. Namaz ve infak konusunu Nurbaki Hoca her vesile ile dile getirirdi.
Haluk Nurbaki Hoca bir aşıkı Peygamber idi. Hayatı O sevgilinin etrafında şekillenirdi. Onun sevdiğini sever, sevmediğini sevmezdi. Fahr-i Kainata dost olanlara dost olur Onun düşmanlarına amansız düşman olurdu. Evrenlerin sırrına saygısızlık yapılmasına asla tahammülü olmazdı. Onun nasıl bir Muhammedi sevdaya sahip olduğunu yakınları çok iyi bilirdi. Bir konferansına katılan, bir radyo programını dinlemiş olan herkes onun ilk birkaç sözünden sonra bu cereyanı hemen alırdı. Hayatında aşıklar ve meczuplarla dostluk üzerine kurulu idi. Miskinlere, düşkünlere ve fukaraya karşı ayrı bir hassasiyet taşırdı. Meczubu, garibi olmayan sohbet halkalarını dergahları Peygamberimizin sünnetine benzemekte eksik olduğunu düşünürdü.
Haluk Nurbaki’ye göre hayat ne kadar Ahlak-ı Muhammedi ölçüsüne uyuyorsa o kadar kıymet kazanırdı. Tüm yaşam çabası bunun içindi ona göre… İnsanlığın kurtuluşu ve huzuru Ahlak-ı Muhammediye ulaşmanın imkanına kavuşmaktan geçerdi. İyi insan, başarılı insan olmak ancak bununla mümkün idi. Moral Fm deki programlarda sürekli Ahlak-ı Muhammediyi anlattı. Nesil yayınları arasında yayımlanan ‘Peygamber Çizgisinde Yaşamak’ kitabı bu sohbetlerden deşifre edilerek Mehmet Paksu tarafından kitaplaştırılmıştı. Bu kitap bir Müslüman için önemli olan pek çok konuyu özet olarak vermektedir.
Dr. Haluk Nurbaki Muhammedi olmayı önemli sayardı. Efendimizin isminin Nurbaki’ye göre ‘En iyi hamdetmiş, en iyi hamde uğramış’ anlamına gelen Muhammed olması bu sırdan idi. O en iyi hamdeden idi. O halde bizlerde en iyi hamdedenler olmamız gerekmektedir. Bunun için ‘Fatiha’nın Kırk Yorumu’ kitabını yazdı. Hamdetmeyi iyi kavramak için Fahr-i Kainat Efendimizin hayatını adım adım bilmek gerektiğini, bunun vazgeçilmez olduğunu ifade ederdi. Gönül Penceresinden Onun seyredilmesi gerektiğini düşünürdü. İşte bu sebeple Haluk Nurbaki Hoca kendi ‘Gönül Penceresinden Fahr-i Kainat Efendimiz’ kitabındaki zevki tüm okuyucularıyla paylaştı.
Haluk Nurbaki Hoca ilk kitabı olan ‘Tek Nur’da İslamiyet’in önemli iman esasları olan; Allaha iman, peygamberlere iman, kadere iman, meleklere iman ve Kur’ana iman gibi meseleleri fizik ve biyolojinin yasalarından bilimsel gerçeklerle anlatıyordu. ‘Bilim Açısından İmanın 6 Şartı’ yine önce Moral FM de konuşuldu sonra kitaplaştırılmıştı.
Haluk Nurbaki Hoca için Yüca kitabımız Kura’nın anlaşılması çok önemlidir. Sönmeyen güneş olan yüca kitabımızı özellikle yeni neslin anlaması için yorumlar yazdı. Bunlar arasında Kur' an Mucizeleri, Kur'anın Matematik Sırları, Namaz Sureleri Yorumu, Sure-i Yusuf'un Yorumu, Sure-i Tekvir'in Yorumu, Bakara Süresi Yorumu, Ayet-el Kursi Yorumu ve Yasin Süresi Yorumu çok bilinir. Haluk Nurbaki Hocanın bu eserlerini tetkik ederken hergün okuduğumuz kitabın aslında ne kadar çok bilimsel mucizelerle dolu olduğunu bir kere daha yakından görürdünüz. Kur’an 1400 sene önce gelen bugüne bakmayan bir kitap olduğunu söyleyen Marksist ve ateislerin suratına nasıl bir şamar indirdiğine bu yorumları okurken şahit olursunuz.
Hoca, son üç yılında İstanbul’da İslâm Büyükleri ve İslâm Anneleri konulu konferanslar verdi. Peygamber Efendimiz (sav)’e hayatını adayan Nurbaki Hoca, Siyer kitaplarını yeterli görmüyordu. Hayatının gayesi, Peygamberimizi anlamaya ve anlatmaya yönelikti. Her karesinde O’ndan bir ışık, O’ndan bir iz taşıma gayretiydi. O’nun anılmadığı, O’ndan sahnelerin taşınmadığı hayatın hayat olmadığını anlatırdı. İşte bu gaye ile İslam dünyasının onları tanımamasının verdiği üzüntüyü de dile getirerek İstanbul’da ‘İslam Anneleri’ konferanslarını verdi. Sonradan ‘Nurdan Anneler’ adıyla kitaplaşan bu konferanslarda; Hz. Esma, Hz. Nesibe, Hz. Sümeyye, Hz. Amine, Hz. Hatice, Hz. Fatıma, Hz. Aişe ve Hz. Şeyma annelerimizi anlattı. İstanbul büyük bir coşku ile bu konferanslara katıldı. Burada yaşanan manevi cereyandan elektrik aldı kendi manevi yaşamına taşıdı. Ardın ‘İslam Yüceleri’ konferansları geldi. Burada da yine unutulan ya da hakkıyla bilinmeyen pek peygamber dostunu anlatarak adeta manevi bir tanışma sağladı. ‘İslam Büyükleri’ adıyla diğer kitaplarının neşredildiği Damla Yayınları arasında çıkan bu eser okunduğunda aynı heyecan ve coşkuyu duymak mümkün olmaktadır.
Dr. Haluk Nurbaki Hocanın ömrü hep bir davanın gür sesi olarak sürdü. ‘İslamın Nuru’ dergisi ve Necip Fazıl’ın ‘Büyük Doğu’su ile başlayan kalem mücadelesi hiç durmadı hem kitaplarla sürdü hem de dergilerde devam etti. İlim Araştırma Dergisi olan Zafer’de yazıları her zaman heyecanla beklenirdi. Burada yazdığı başyazılar ve diğer makaleler elden ele dolaşarak insanlara hem bilgi hem de heyecan taşırdı. ‘İmanla Gelen İlim’ kitaplarından ulaşılabilecek olan gönüllere kaydedilen ‘Serapın hikayesi’ bunlardan biridir. Yine ‘Yusuf’un devesi’ yazısı da ayrı bir tat taşır. Haluk Nurbaki Hocanın yazılarında kimi zaman en yeni bilimsel gerçekler yer alırken kimi zamanda mana bilimlerinin en zevkli ve sırlı hakikatleri olurdu. Okuyucusuna adeta iki kanat takar biriyle bilimsel gerçekleri ihata ettirir diğeri ile de mananın doyulmaz dekorları arasında dolaştırarak kişiyi akıl almaz güzelliklerle tanıştırırdı.
Haluk Nurbaki Hoca İslam kültür mirasına çok ehemmiyet verirdi. İslam velileri onun için mananın kaynağı, İslam bilginleri ilmin ön keşif kollarıydı. Beraber Üsküdar FM radyosunda yaptığımız ‘Gönüllerde Gezinti’ programında tüm bunlar yaşanırdı. Bir dönem İslam yüceleri olarak tanımladığı velileri konuşmuştuk. Burada da Asrı Sadetten anlatırken nasıl sahne sahne anlatıyorsa Efendimizin ve ashabın hayatını aynı şekilde anlatıyordu İslam velilerini. İslam Tasavvufunun ekollerini, farklılıklarını, hassasiyetlerini, sırlarını bir bir dile getiriyordu. Kimi zamanda bazı sırlar ifşa oluyordu. ‘Gönüllerde Gazinti’ programında anlatılan, Bahaeddin Nakşibend, Mevlana, Hac-ı Bayramı Veli, Cafer-i Sadık, Süleyman çelebi, Aziz Mahmut Hüdai, Hacı Bektaş-ı Veli, Aynalı Baba, Abdülkadir Geylani hazeratı ve başka sultanlar dile geldi ve ‘Veliler Deryasından Katreler’ ismiyle kitaplaştı.
Haluk Nurbaki Hoca Güzeller Güzelinin peşine takıldı. Onun takipçisi oldu. Onun adıyla sesi titrer, Onun sevdasıyla kalbi titreşir ve hayat bulurdu. Kendi kutlu yolculuğunu yaptı. O kutlu peşindekileri de götürmeye çalıştı. Sevdayı Muhammediye erdi ve sevenlerini de erdirdi. Sanılmasın ki bu yolculuk bitti! O Hayy sırrına talip oldu. Aşıkların ölmezlik sırrına erdi! Fahr-i Kainat Efendimize hizmetini sürdürmeye devam ediyor. Eserleri okunuyor, sohbetleri dinleniliyor.
Ve Sevdayı Muhammedi, Hakka yürüyüşünün 11 sene-i devriyesinde artarak devam ediyor.
Erenlere aşk olsun efendim!
______________
HALUK NURBAKİ HAKKINDA NE DEDİLER?
HALUK İMAMOĞLU
Konferanslarından Efendimizin refikalarını, validelerimizi onların insanlığa örnek olan o yüce tavırlarını, bir aşk seylabı içinde öğrendik. Kitaplarından ledün aleminin sınırlarında dolaştık. Moral FM deki radyo sohbetlerinden bazen varlık aleminin en ince detaylarına bazen Firdevs cennetlerinin, Adn cennetlerinin hemen kenarında dolaştık. Onun açtığı sevgi, muhabbet, aşk, ilim, fen, marifetullah yolunda giden binlerce gönül var bugün. Nerde infak kelimesini duysam Nurbaki hocamı hatırlarım. Ve nerde infak yapma fırsatı doğsa hocamızı hatırlayarak icra etmeye çalışırım ve bu infak etme imkanının bize lütuf olarak verildiğini düşünürüm.
SADIK YALSUZUÇANLAR
Haluk Nurbaki Hocanın herkese seslendiğini düşünüyorum. Sınıf, meslek, meşrep, yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin, gönlünden taşanı aktarıyordu ve öyle sanıyorum, onu dinleyen ve okuyan herkes nasibine düşeni alıyordu.
Efendimiz’in yolunun sevdalıları, ‘irşad’ın bir hal paylaşımı olduğunda hemfikirdirler. Bir ‘öğretmen’likten çok, hicranını paylaşma, aşk ve muhabbetini aktarma söz konusu… Dert ağlatır, aşk söyletir’miş. Aşkı olmayanın sözü tesir etmez. Nurbaki hocadaki muhabbet, ‘bilgi’nin, insanı kökene, asli olana çağıran bir iletişim ortamı haline gelmesini sağlıyordu.
Efendimiz’in kutlu eşlerine ve O’nun yolunun sevdalısı annelere ilişkin aşk dolu çabaları, Hoca’nın ne kadar merhametli ve şefkatli bir ruha sahip olduğunu gösterdiği gibi, O’nun manevi bir çöle dönüşen dünyanın asıl derdini doğru keşfetmiş olduğunu da işaret ediyor.
Nurbaki Hoca, Efendimiz’in kutlu izinin aşk ve muhabbet dolu, ilim ehli bir sevdalısı, bir takipçisidir. Efendimiz’in varisleri arasındadır. O’nun nurunun parıltısıdır. O denizin bir dalgasıdır. Dikey ve yatay boyutta çeşitli ödevleri olmuş ve bunları hakkıyla ifa etmiştir. Onun tıp ve diğer alanların verileriyle İlahi Hakikat arasındaki ilişkileri araştırırken ve bunu aktarırken gösterdiği gayret, benim gibilerin takdirini aşar. Ruhu şadolsun.
GÜLAY ATASOY
Haluk Nurbaki Hoca bütün kesime hitap ediyordu. Ateistlere hitap ediyor. Onların imanlarının kurtulmasına vesile oluyor. Ehl-i imana hitap ederek onların zayıf olan imanlarını kuvvetlendiriyor. İmanı kuvvetli olanları ise şevk ve gayrete getiriyor. Haluk Nurbaki Hoca bir ilki başardı. Bilimle dinin ayrılmaz bir bütün olduğunu gösterdi. Bilim diliyle imani meseleleri ispat etti. (Ressam Tülin Somuncu) gibi sayısız ünlü ateist onun kitaplarıyla imana kavuştu.” Belki de hayatımın en unutulmaz mutluluk anları onun Nurdan Anneleri anlatan konferanslarını dinlemek anıydı. Hoca beni alıp asr-ı saadete götürdü. Kendimi Peygamberimin huzurunda hissettim. Fevkalade mükemmel bir çabası vardı. Hekim diliyle bilimsel verileri imanla bütünleştirip Kur’an’i bakış açısıyla her kesimden insana hitap etmek kolay değil. Zaten her kesim insana hitap etmek Kur’an’ın mucizevi özelliğidir. Sanırım Nurbaki Hoca bu sırra mahzar olmuştu.
CEMALNUR SARGUT
Nurbaki Hoca her kuşun dilini bilen Hz. Süleyman gibi herkese tesir kabiliyeti olan bir veli idi. Onun mutasavvıfların lisanını kendi tarzıyla aksettirişi kamil oluşunun en güzel delilidir. Nurbaki Hoca Kamil İnsan, Peygamberinin mürşitliği ile Allah'ına varan aşık, Ehl-i Beyt aşkını aşılayan bir veli idi.
Hemen hemen bütün kitaplarını okumaya çalıştım. Bana tesir eden maddi bilgilerinden Allah'a ulaşma yolunu bulan hakiki bir alim oluşudur. Kuran tefsirleri gönlüme nurlar saçtı. Tefekkürümü arttırdı. Peygamber aşkı özellikle, Hz.Fatma'ya duyduğu büyük sevgi ve anlatışı doğru mutasavvıfları seçişi beni çok etkiledi.
Nurbaki'nin infak anlayışı insanı ayn-el yakin’e (Allahı görme seviyesi) yükseltecek seviyede bir idraktir. Hz. Ebubekir 'i hatırlatan, vermenin varken değil yokken makbul olduğunu gösteren, ayrıca kötü huylarımızdan vazgeçmenin gerçek infak olduğunu öğreten bir anlayıştır. Hocanın Fahr-i Kainat Efendimiz’e olan aşkı gerçekten her insanda Peygamber'den Allah'a ulaşmanın yolunu öğreten bir gönül titreyişi oluşturur. Televizyondaki Fahr-i Kainat Efendimiz deyişi, sadece bunu söylerken ki ifadesi bile aşkı öğretir. Aşk sarmaşık gibi nefsi saran ve insanı zararlı meşreplerinden vazgeçiren Allah’a ulaşma yolunun gerçek yol göstericisidir. İşte Nurbaki Hocanın Peygamber'e duyduğu his insanda böyle bir aşk oluşturur.
Haluk Nurbaki her büyük mutasavvıf gibi kadının önemini anlamış, analığın değerini bilmiş ve ‘devrin Züleyha'larının aşkı olmasa Yusuf nasıl tanınırdı?’ diyen Attar'ın idrakini günümüze yansıtmış bir velidir. İyi ki onun gibiler var ki kadınlar gerçek güzelliklerini aşikar edebiliyorlar. Allah razı olsun, nuru üzerimize olsun.
BAHADDİN SAĞLAM
Nur Baki Hocam, din, bilim, vatan, insanlık ve özellikle ehl-i beyt sevgisini birleştirebilen yegane bir şahsiyettir. Onun en önemli çalışmaları, Kur'an'ın etrafında tavaf etmesiydi. Bu konudaki bütün kitaplarını okudum. Ve çok da istifade ettim. O, bu iki yönüyle hiç unutulmayacaktır. Onun bütün bu bilimsel çabalarına rağmen, toplumumuzda, özellikle dindar kesimde bilimsel verilerden kaçış, bizi on sene sonra önü alınamayacak büyük bir anarşiye, özellikle kültürel anarşizme ve dinsizlerin haklı çıkacağına vardıracağını görüyorum. Bütün çabam, böyle bir fitneyi önlemek içindir. Cenab-ı Hak, onun ruhunu şad etsin, mekanını alî CENNET yapsın, bizi ona varis
kılsın. Amin...
ORHAN ÖZBEY
Dr. Nurbaki’de iki özelliği çok derin ve çok gelişmiş olarak gördüm. Birincisi, İman ile bilimi, ikincisi Akıl ile Gönül’ü çok iyi mezcetmiş olarak hem yaşıyor, hem de yayınlıyordu. Onun bir özelliği de Kur’anın ısrarlı çok yoğun bir daveti: İnsanlara kainatı araştırmaya, sorgulamaya, incelemeye, düşünmeye sevk eden ayetlerine herkesten fazla uyuyor olmasıydı.
MEHMET PAKSU
Nurbaki, bâki olan nur iklimine gitti gideli, daha çok sevildi, daha çok tanındı. Binlerce dua aldı, alıyor ve alacak. Çünkü o hep insanların imanına hizmet etti, kalblerine hitap etti, donmuş ve dona kalmış gözleri ıslattı ve yaşarttı. “Yaşarmayan gözden Allah’a sığınırım” duası onun hayatında bir sembol halindeydi. Konferanslarında yürekten ağlardı, gönülleri fetheder, ağlatır ve berraklaştırırdı.
Nurbaki bir ehl-i beyt muhibbiydi. Bir evlad-ı Resul âşıkıydı. Hep Hüseynî bir hüznü ve hazzı yaşardı. İstanbul’da ehl-i beyte ait nerede bir türbe, bir merkat ve bir alamet varsa, dikkatleri oralara çeker, nazarları oralara yönlendirirdi. Sümbül Efendi’deki Sitti Zeynep güzellemesi bunun alametiydi, bir hasretin ve haşyetin yâdıydı.
O Habib Neccar gibiydi. O Yasin Suresinde, “Bana ne oluyor da, beni yoktan var edene kulluk etmeyeyim. Sonunda Ona döndürüleceksiniz” diyordu ve kendini muhatap alarak halkı imana davet ediyordu. “Yanmayan, yakmaz” tabirinde yer aldığı gibi, Nurbaki yanıyor, hem de ne yanıyordu, gönülleri tutuşturmak için, kalbleri kıbleye çevirmek için insanüstü bir gayret gösteriyordu.
Nurbaki bir doktordu, bir tıp doktoru, kanser uzmanıydı. İnsanların hem maddi hastalıklarını tedavi ediyordu, hem de manevi hastalıklarını. Başka bir tabirle hem kalbleri, hem de kalıplarını, hem bedenlerini, hem de ruhlarını. İnsanı tanımıştı bir kere. Hastalarına eczane ilacı verirken, Kur’ân eczanesinin adresini de elini tutuşturuyordu hemen.
ÜMİT ŞİMŞEK
Dr. Halûk Nurbâki, sahasının önde gelen isimlerinden biri olarak bilindi. Onkoloji denince hemen akla geliveren seçkin bir hekimimizdi. Fakat o hekimliği sadece bir meslek olarak seçmemişti. O, kendisine dünyanın bütün refah ve servetini kazandırabilecek olan bilgi ve becerisini bütünüyle insanların istifadesine sundu. Sadece kanserli hastaları tedavi etmekle kalmadı, hekimliğini gönül âlemlerine de taşıdı ve bu alanda anlatmakla bitirilemeyecek hizmetler gerçekleştirdi.
Dr. Nurbâki, ilim ve hikmeti beraber alan ve yayan bir ışık insandı. İmanı ilimle pekişmiş, sapasağlam temellere oturmuş, dünyanın her türlü fırtınalarına karşı en küçük bir sarsıntıyı hissetmeyecek yapıdaydı. Bir inanç sahibi olmanın ve bu inancını ifade etmenin ayıp, çağdışı, laikliğe aykırı telâkki edildiği zamanlarda ve ortamlarda, o ilmini de, imanını da hiç fütursuz dile getiriyordu. O imanını dile getirirken de karşısında kimse duramıyor, televizyon programlarında onu güç duruma düşürmek için özenle seçilmiş sunucular onun dersini sessizce dinlemekten başka bir çare bulamıyorlardı.
İmanını savunurken böylesine şahlanan ve karşı durulmaz hale gelen Nurbâki, iman ehli karşısında bir o kadar alçakgönüllü idi. Tedavi ettiği bir kanser hastasının hastaneden ayrılırken kendisini yanına çağırıp “Çabuk git istiğfar et; bana sen şifa vermedin, Allah şifa verdi” deyişini de bir ibret dersi olarak almış ve bu olayı bir ömür boyu iftiharla anlatabilmişti.
Dr. Halûk Nurbâki, her şeyden önce bir ilim adamıydı. Bu ilim ise imanla, iman da fiil ve hareketlerle beraber toplanmıştı kendisinde. Her şeyden önce, eriştiği ilmi, nereden ve kimden geldiğini, niçin verildiğini bilerek alan ve yorumlayan bir ilim adamıydı. Orijinal bakış açısıyla madde ve mânâyı bir arada önüne koyar ve her ikisini de öylece yorumlar, kendisine has bir bakış açısı getirir, sonra da, anlatacağını hem akıllara, hem de gönüllere beraberce hitap ederek anlatırdı.
Ölümün ancak beden dilini susturduğu bir âlemde, Nurbâki yine ders vermeye devam ediyor: kitaplarıyla, sohbetleriyle, onu gönüllerinden hiçbir zaman çıkarmayan dostlarıyla.
Www.Moralhaber.Net