Mehmet PAKSU'nun yazısı...
Kalple yapılan gıybet nasıl bir şeydir?
"Hocam, kalp gıybeti denen bir şey var mıdır? İnsan kalbiyle nasıl gıybete girer? Böyle bir şey söz konusu olduğunda nasıl kurtulunur?"
Kalp bütün duyguların merkezidir. Onu temiz tutmak, kirlenmesine ve bozulmasına engel olmak çok büyük önem kazanıyor. Çünkü kalbimizi sıkıntıya sokmaya çalışan o kadar manevi hastalıklar var ki, kalp bunlardan birine yakalandığı an ıstıraptan ıstıraba sürüklenir. İşte "kalple yapılan gıybet" veya "sûizan" olarak bilinen hastalık da kalbi ısıran sinsi bir yılandır.
Kalbe gelen pek çok zan vardır. Fakat her zan kalpte yer etmez. Bunlar vesvese, kuruntu ve gelip geçici düşünceler şeklindedir. Fakat bazı kötü zanlar vardır ki, bunlar kalbe yerleşir, karar kılar bir kanaat haline gelir. İşte bir mü'min hakkında beslenen kötü zan bu sınıfa girer.
Bu kötü düşünceler üstünde durmak, kalbi onlarla meşgul etmek yasaklanmış, uzak durulması istenmiştir. Kur'an'da "Sakının, kaçının, yaklaşmayın" anlamında altı âyette "ictenibû" ifadesi geçer. Bunların üçü tağutlara ve putlara yaklaşmamayı emrederken, birisi yalandan uzak durmayı, birisi şeytana uymamayı, diğeri de sûizandan kaçınmayı bildirir. Bir hadiste de Peygamberimiz "Zandan sakının. Çünkü zan, insanın içinden geçen en yalan şeydir" buyurarak sûizanın kötülüğünü belirtir.1
Sûizan bu açıdan büyük günahlar arasında yer alır. Sûizanın kaynağı, nefsin bir aldatması, kişinin kendisini başkalarından üstün görmesi, kendisinde bulunan kötü bir ahlakı sûizan yoluyla başkalarında görmeye çalışması, başkalarında gördüğü fakat aslını ve hikmetini bilmediği bazı davranışları kötüye yorumlamasıdır. Bu yönüyle sûizana yakalanan bir insan şifa bulmaz bir hastalığa kapılmış demektir.
Kötü bir zan kalbe düşünce, bu şeytanın kalbe bıraktığı bir vesvesedir. Öncelikle, zaman kaybetmeden bunu reddetmek, yalanlamak gerekir. Çünkü şeytan kadar bozguncu bir varlık yoktur. Yüce Allah, "Ey iman edenler! Eğer fasıkın biri size bir haber getirirse onu araştırın. Yoksa cahillik edip bir topluluğa kötülük eder, sonra da yaptığınıza pişman olursunuz" buyurmuştur.2
Tanıdığınız birinin yanlış bir hareketi veya sarf ettiği kötü bir söz, ona karşı kalbimizde bir kaymaya sebep olmuşsa kalbe sûizan mikrobu girmiş demektir. Bundan sonra artık o kişiye karşı içimizde bir nefret oluşur, onu küçümsemeye başlarız, onunla olan ilişkilerimizi gevşetiriz, ona iyilik yapmaya yanaşmayız, sürekli onun hatasını, yanlışlarını görmeye başlarız.
İnsanı bu zor duruma sokan şeytanın kendisidir. Şeytan o insan hakkında sürekli kötü düşünceleri işler durur. Bunu da bizim zekâmıza, uzak görüşlülüğümüze, uyanıklığımıza verir. Bu açıdan bir tanıdığımız hakkında hiç ona yakıştıramadığımız bir şey duymuşsak ilk yapılması gereken şey tarafsız kalmak, hemen kesin bir hükme ve kanaate varmamak, onu vicdanımızda mahkûm etmemektir.
"Hâ öyle mi, hiç beklemezdim, bu işi o adam mı yaptı?" gibi hemen bir sûizana kapılmamak gerekiyor. Çünkü böyle bir düşünceye kapılmak insanı doğrudan gıybete götürür. Bunun yerine o kişi hakkında kalbimize bir kötülük gelmişse, onunla hemen irtibata ve ilişkiye geçmeli, meselenin aslını faslını bizzat sorup öğrenmeli, ondan sonra bir tutum sergilemelidir. Bu arada mümkünse ona iyilikte ve ikramda bulunarak dostluğu pekiştirmeli, yalnız bırakmamalı, ona karşı kalbimizin eğilmesine meydan vermemelidir.
1. Câmiü's-Sağîr,
2:1576. 2. Hucurât Suresi,6.
Bugün