Fatih URAZ'ın yazısı...
Rüştü 4 sene önce bıraksa daha iyi mi olurdu?
Türkiye'den binlerce km uzakta futbolu seven tanıdık-tanımadık hemen herkesten 'Ooo! Ne güzel Milli Takımınız var, ne kadar da cesurlar' sözlerini işitmek bir bilseniz ne kadar güzel.
Çeyrek ve yarı finalde yediğimiz goller, oynadığımız futbol baz alındığında hayli basit kaçıyor. Diyebilirsiniz ki 'Almanlar da finalde kalecisiz oynadı!', haksız sayılmazsınız; zaten TV karşısında maçı seyrederken Amerikalı yorumcu 'Almanların ilk yarıda en başarılı ismi direklerdi!' diyerek işi makaraya sarıyordu.
Takımımızın en tecrübeli ismi Rüştü'den Hırvatistan'dan sonra Almanya maçında da büyük hatalar gelince '4 sene önce verdiğin sözü yerine getirsen acaba daha iyi mi olurdu?' diye düşünmekten kendimizi alamadık. Camp Nou Stadyumu'nun içinde tam 4 sene önce 'Artık Milli Takım'ı bırakıyorum, yerimi dolduracak gençler var, onların önünü açmak lazım' diyen Rüştü'den sonrasında hiç ses çıkmamıştı. Belki de o vakitler Barcelona'da kalıcı olacağını, tüm enerjisini kulübüne vermesi gerektiğini düşünmüştü, kim bilir!
Tabii ki finali göremememizin tek nedeni Rüştü değil; 'O eksik, bu sakat, hakemler yanlı, top bizi sevmedi' bahanelerine sığınamayız çünkü Almanya maçında turnuvanın en iyi, en etkili oyununu, futbolunu oynadık. Galiba daha önceki maçlarda yanı başımızdan hiç ayrılmayan 'şans faktörü' bu kez bizi terk etmişti. Yoksa cesaret, motivasyon, kazanma inancı ve hırsı, rakibi değil kendi oyunumuzu düşünme bağlamında ne gerekiyorsa yaptık denilebilir.
Aslında direkt olarak biri suçlanacak olsaydı final oynamamanın faturasını 'Rüştü'ye değil Volkan'a kesmek gerekirdi!' Şampiyona başlamadan 'Kalede Volkan oynamalı, zira zaman zaman takımını yakacak hatalar yapsa da iyi gününde maç kurtarma özelliği var' demiştik. İsviçre maçını hatırladığımızda gruptan çıkma ümidimizi son maça taşımamızdaki en büyük faktörün Volkan'ın kritik kurtarışları olduğunu görürüz. Çekler önünde üstelik de öndeyken yaptığı gereksiz hareketin faturasını sadece o değil hepimiz ödedik desek yeridir. Öncelikle kendisini öylesine dev bir organizasyonda çeyrek ve yarı final oynamaktan alıkoydu, sonrasında da takımımızı onsuz bırakarak kolumuzu, kanadımızı kırdı.
Rüştü'yü daha bir hafta öncesine kadar dünyanın en iyi kalecileri arasında gösterenlerin şimdi faturayı ona kesmeye çalışmaları şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı değil çünkü kimilerinin tarzı böyle; öncesinde doldurmak, sonrasında suçlamak! Ama kalecilikten bir nebze olsun anlayanlar biliyor ki iyi başlayıp kötü biten Barcelona macerası Özcan Arkoç ve Ali Artuner'den sonra bu ülkenin yetiştirdiği en iyi kaleci olan Rüştü Reçber'i menfi yönde etkiledi. Önce kendisine duyduğu özgüven zedelendi, sonrasında fiziki kalitesi düşerken ona duyulan güven azaldı, nihayetinde de kendi takımında dahi konumu tartışmaya açıldı. Vakti zamanında çabukluğuna ve yeteneğine güvenerek yeterince çalışmamasının bedelini de ödedi denilebilir. Yine tekrarlıyoruz, hocasından masörüne varıncaya dek takımımız beklentilerin çok üzerinde bir iş gerçekleştirdi; bu sebeple canı gönülden onları kutluyoruz. Ancak hemen arkasından da ekliyoruz: İyi gününde bir Volkan ya da 2002 Dünya Kupası'ndaki Rüştü Almanya'ya karşı oynamış olsaydı kesinlikle finali görürdük. 9 eksikle dünya devi bir takıma karşı oynayan, hem de iyi oynayan, dahası iki de gol atan bir takım finalde olmalıydı.
Zaman