Ana Sayfam Yap | Son Dakika Ekle | Sık Kullanılanlara Ekle | Üye Ol | Üye Girişi | Künye | İletişim | Reklam

 

SONDAKİKA

* Müslüman katliamına cephaneler yetmedi * Milli Gazete çalışanı Hürriyet'e dert yandı * Kırıkkale Barut Fabrikası'nda patlama oldu * Google 'mahremiyet darbesi' yedi  * Voltron sinema yolunda  * Çin'in olimpiyat başarısının sırrı FotoGaleri * İzmir'li su kuyruğuna girdi  * UEFA'da kura tamam. Kim kiminle eşleşti? * UEFA Kupası'ndaki rakiplerimiz beli oldu * Hafta sonunda hava nasıl olacak? Haritalı

Ana Sayfaya Dön

 

Hilmi Özkök yemeğini neden evden getirirdi?

14 Temmuz 2008 Pazartesi : 09:09

Eski Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök neden yemeğini evden sefer tası ile getirdi? Kışlada neden bir şey yiyip içmiyordu? Murat Yetkin'in yazısı...

Murat YETKİN'in röportajı...

Özkök’ün yemeğini evden getirdiği günler

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, önceki gün Ankara Temsilcisi Murat Yetkin’e önemli açıklamalar yapmış, bunlar dün Radikal’de manşet olmuştu.

Emekli Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ile önceki gün yaptığımız görüşmede, emekli Jandarma Komutanı ve Ergenekon soruşturması tutuklusu Şener Eruygur ile darbe konusunda yüzleştiği yolundaki haberlere verdiği yanıtı dünkü Radikal’de okudunuz: Özkök, ‘Yorum yok’ diyor. Bu gibi durumlarda yorum yok demenin, onu yalanlamama olarak algılanıp algılanmayacağını sorduğumda da yanıtı değişmiyor: “O sizin yorumunuz olur. Beni söylediğim bağlar. Ben de ‘no comment’ diyorum”.
Bu önemli bir gelişmeydi. Çünkü Özkök, daha önce Milliyet’ten Fikret Bila’nın, emekli Deniz Kuvvetleri Komutanı Özden Örnek’in reddettiği günlükleri uyarınca Eruygur ya da diğer komutanların hükümeti çekilmeye zorlama yolunda tertiplere girip girmediği, bundan haberi olup olmadığı sorusuna da benzeri yanıt vermişti.
Özkök, Eruygur’u kaydettirdiğini ise yalanlıyordu. “Ben astlarımı izletmedim. Bunu yaparsanız kimse size güvenmez. Mesela astlarıma güvendiğimi göstermek için Karadeniz üzerinde uçarken havada yakıt ikmali yaptırdım” sözleri de ona ait.
Eruygur’u izlettiğini açık dille yanıtlayan Özkök, astlarının, bu durumda Eruygur’un kendisini izlettiği hakkında bilgi sahibi olup olmadığı soruma ise, benim ‘yorum yok’ yanıtını nasıl yorumlayabileceğimi artık bildiği halde aynı yanıtı veriyordu: Yorum yok.
Özkök’ün gerekçesi, iddianameyi beklemek ve ona göre askeri savcının hukuki işlemdeki eski komutanların görevleri boyunca yaptıkları konusunun kapsama alınıp alınmayacağını görmekti.

Gergin günlerin başlangıcı

Özkök’le kendisine o dönem yapılan suikast girişimlerini de konuştuk, yanıtlarını da yine dünkü Radikal’de okudunuz.
Konu açılmışken, Özkök’e yıllardır sormak istediğim soruları sorma zaman, zemin ve fırsatının geldiğini hissettim.
Yıl 2003 idi. Yüksek Askeri Şûra’nın 2002 Ağustos toplantısı fırtınalı geçmişti. Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu, Genelkurmay Başkanlığı’ndan ayrılırken ileriye dönük müthiş bir hamle yapmıştı. Kara Kuvvetleri Komutanı Hilmi Özkök’ün yerine atanması konusunda yapacak bir şey oktu. Ancak onu takip edecek ismi değiştirip, gelecek komuta kademesini son günlerini yaşayan DSP-MHP-ANAP hükümetine, Başbakan Bülent Ecevit’e kabul ettirmenin mümkün olduğunu düşündü. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’na Orgeneral Edip Başer yerine, kaderini kabul edip emeklilik hesapları için Jandarma Genel Komutanlığı’ndaki odasını dahi toplamış olan Aytaç Yalman’ı getirilmesini sağladı. Yalman’ın yerine de yine büyük bir sürprizle emekli olmasına kesin gözle bakılan Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanı Şener Eruygur’un atanmasını sağladı.
Özkök, kendi seçmediği bir komuta kademesiyle çalışmak zorunda kalacaktı.

Dönüm noktaları
Bu çerçevede konumuz açısından birkaç önemli nokta anılmalı.
Birincisi, 10-11 Aralık 2002’de henüz milletvekili olmayan AK Parti lideri Tayyip Erdoğan’ın ABD’ye yaptığı ve Başkan George Bush tarafından yüksek kabul gördüğü ziyarettir.
İkincisi, CHP lideri Deniz Baykal’ın Anayasa değişikliği için verdiği destek sonunda 9 Mart araseçimlerinde Erdoğan’ın milletvekili seçilmesidir.
Üçüncüsü, 1 Mart 2003’de Meclis’in Abdullah Gül hükümetinin ABD’ye Irak harekâtı için topraklarını açma kararını reddetmesidir.
Dördüncüsü, ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz’in 6 Mayıs’ta Irak Tezkeresi’nin geçmemesinden dolayı MGK’da hükümete gerekli baskıyı yapmaması nedeniyle askeri, yani Özkök’ü sorumlu tutmasıdır.
Beşincisi, Hilmi Özkök’ün 26 Mayıs 2003’te yaptığı basın toplantısıyla ordudaki ‘genç subayların rahatsız’ olduğu yolundaki haberlere ‘demokrat olmak suç mu?’ yanıtını vermesidir.
Altıncısı, Özkök’ün katıldığı Deniz Kurdu tatbikatında denizaltı ve savaş uçağı kullanan ilk Genelkurmay Başkanı olmasıdır.
ABD’nin Türk askerine böylesine tepki göstermesi ardından Genelkurmay Başkanı aleyhine başlayan yıpratma kampanyası dikkat çekiyordu ve 12-13 Haziran’da F-16 ve denizaltı kullanma deneyimleri, Özkök’ün ‘Sağlığım yerinde, kontrol bende’ gösterisi gibiydi.

Fırtına, İsrail’den çıktı
Ancak Özkök’ün bu gösterisi, Hava Kuvvetleri Komutanı Cumhur Asparuk ve Deniz Kuvvetleri komutanı Bülent Alpkaya’nın görevlerini İbrahim Fırtına ve Özden Örnek’e devrederken zehir zemberek birer konuşma yapmalarına engel olmamıştı. Aynı şekilde Çetin Doğan, 1’inci orduyu Büyükanıt’a devrederken Irak harekâtı konusunda Özkök çizgisini ağır sözlerle eleştirmiş, Kılınç MGK’yı Şükrü Sarışışık’a devrederken MGK’nın sivilleştirme girişimlerine karşı çıkmıştı.
AB ve Kıbrıs dönemi olan 2003-2004 döneminde Özkök’ün sıkıntıları arttı.
20 Ekim 2003 günü İsrail hava savunma radarları, ekranlarında yabancı bir avcı bombardıman uçağı saptadılar. Uçak hızla İsrail’e doğru hareket halindeydi. Alarm verildi. Kısa süre sonra durum anlaşıldı ve bir oh çekildi. Gelen Türk Hava Kuvvetleri Komutanı idi. Yeni komutan İbrahim Fırtına, İsrail’in modernize ettiği F-4 uçaklarından birine atlayıp İsrail’e gitmeye karar vermişti.
Fırtına, daha sonra birkaç kez ‘Neden Genelkurmay Başkanları hep karacıdan çıkıyor? Neden havacı olmuyor?’ diye çıkışlar yapınca, çoğunluk bu durumu onun sıradışı kişiliğine verdi; kimsenin aklına Özkök’ün istifaya zorlanıp, Eruygur’un Genelkurmay Başkanlığı yolunu açacak şekilde kısa bir süre Fırtına’nın bu koltuğa oturtulma düşüncesi gelmedi.

Özkök’ü Büyükanıt üzerinden zorlamak
Özkök’ün zorlanması, iki yönden yapıldığı izlenimi veriyordu. Birincisi, Özkök’ün istifaya zorlanması. İkincisi, Kara Kuvvetleri Komutanı ve daha sonra Genelkurmay Başkanı olması beklenen Büyükanıt’ın devre dışı bırakılması. Her iki durumda da Eruygur’un önünün açılacağı hesabı yapıldığı izlenimi, bugünden geriye bakıldığında daha net görülebiliyor.
İşte Büyükanıt aleyhine çok yönlü kampanya o günlerde, 2003 sonu-2004 başı başladı.
Büyükanıt’ın etnik kökenlerine, malvarlığına ait inanılmaz bir kampanya internet siteleri aracılığıyla yayılmaya başladı. İşin ilginç yanı bu kampanya da iki koldan yürüyordu. Bir diğer kolda da Büyükanıt’ın Askeri Lise ve Harp Okulu komutanlıkları döneminde yaptığı amansız tarikat mensubu öğrenci tasfiyesi operasyonları nedeniyle ondan nefret eden tarikat ve cemaat ehli vardı. Büyükanıt buna karşın kendini neredeyse şeffaflaştırdı. Kendisi ve akrabaları hakkında araştırmalar yaptırdı, bunları götürüp kendi eliyle komutanına, Özkök’e sundu.

Irak’tan sonra Kıbrıs empası
Ocak 2004’te Çankaya’da bir toplantı yapıldı. Cumhurbaşkanı Sezer başkanlığındaki bu strateji toplantısı, New York’ta yapılacak görüşmeler öncesi önem taşıyordu. KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın da katıldığı bu toplantıda, Sezer, Erdoğan, Dışişleri Bakanı Gül ve Genelkurmay Başkanı Özkök önünde Denktaş’a Ankara’nın ortak görüşünü kısa ve net biçimde açıkladı: “Hayır diyen siz olmayın”. (Radikal, 9 Ocak 2008) Bu, aslında 2003 Mart başında Denktaş’a verilen mesajın aynısıydı ve o zaman Denktaş ‘Hayır demeye gidiyorum’ diyerek Ankara’nın dayanma sınırını zorlamıştı.
Sonra Erdal Güven’in 4 Temmuz 2008’de Radikal’de aktardığı oldu. New York’ta 12 Şubat’ta Denktaş’ın danışmanı Mümtaz Soysal’ın Ankara’daki paşalardan beklediği haber gelmedi. Dışişleri Müsteşarı Uğur Ziyal, odasına girerek Denktaş’a “İmzalayacaksınız” diyebildi. Ankara’daki hava dönmeye başlamıştı.
Irak empası tutmuş, ama Kıbrıs empası tutmamıştı.
New York’taki Kıbrıs görüşmeleri ardından Ankara’da bir toplantı düzenlendi. Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün’ün ev sahipliğinde 3 Mart 2004 tarihinde Hilafetin İlgası ve Tevhidi Tedrisat Kanunu’nun yıldönümünü kutlandı. Günler öncesinden basına duyurular yapılmış, Hilmi Özkök’ün planlı bir yurtdışı seyahatinde olduğu gün seçilmişti. Aytaç Yalman toplantıya Genelkurmay Başkanvekili sıfatıyla katıldı. Toplantıya eşleriyle gelen NATO üyesi Türk generalleri ‘Emperyalist Amerika ve Avrupa ile ilişkilerimizi keselim’ konuşmalarını alkışladı, Ulusal Birlik Kuvayı Milliye Hareketi bildiler dağıttı. (Radikal, 4 Mart 2004) Toplantı salonuna hâkim olan hava açıkça siyasiydi. Genelkurmay İkinci Başkanı İlker Başbuğ’un, ‘Ankara’da bulunan komutanlar katılacak’ talimatı uyarınca katıldığı toplantıdan rahatsızlığı, toplantı çıkışındaki karşılaşmamızda her halinden belli oluyordu.

Yemeğin evden geldiği günler
İşte?o günlerde Ankara kulisleri bazı tuhaf haberlerle çalkalanmaya başlamıştı.
Orgeneral Özkök, karargâhta yemek yemiyor, öğle yemeğini ya evden getiriyor, ya da er yemekhanesinden getirtiyordu, kahve, çay içmiyordu. Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ne sağlık kontrollerine dahi gitmiyordu. İddialara göre, bunun nedeni canına kastedilecek olmasına karşı önlem almaktı. Özkök’ün dünkü Radikal’de doğruladığı gibi, o dönem yasadışı örgütlerin suikast yapacağına dair ihbarlar, alınan önlemler vardı. Ama iddialar doğruysa bu önlemler, Genelkurmay Başkanının canına kastedebilecek tertiplerin karargâha, karargâhın mutfak ve sağlık birimlerine dek sızabileceği endişesine mi yol açmıştı?
Bu soruları Özkök’e sorabilmenin zaman, zemin ve fırsatının önceki günkü görüşmede doğduğu inancıyla sordum:
-? Sayın Özkök, hazır suikast iddialarından konuşuyorken size yıllardır sormak istediğim kendi duyumlarımı da sormak isterim. Bunu sormanın benim açımdan zorluğu var ama, sizin o dönemde bazı endişelerle GATA’daki sağlık kontrollerinize gitmediğiniz, yemeğinizi karargâhta yemeyip evden getirdiğiniz konuşuluyordu.
Özkök sorumu yarıda kesti ve gülerek devam etti:
-? Kahveme zehir katılacağından endişe ettiğim, yemeğe zehir katılacağından endişe ettiğim de söyleniyordu değil mi? Yemeklerimi bir süre evden getirdiğim doğru. Bunun nedeni midemin biraz hassas olması, eşimin de benim yediklerime dikkat etmesi. Karargâhtaki yağ biraz ağır olur düşüncesiyle evde hafif gıdalar hazırlıyordu, ben de onları yiyordum. Başka bir şey değil.
Özkök’ün yemekleri evden getirdiği doğruydu. Demek ki hafif yemekleri Genelkurmay mutfağında kendisine özel olarak, hafif yağlarla hazırlatmak istememiş, kuruma böyle bir zahmet vermektense evden, eşinin hazırladığı yemeklerden getirip makamında yemeyi tercih etmişti.
Türkiye gerçekten ilginç günlerden geçti.
Özkök, 2004?Şûrası’nda Yalman ve Eruygur’un emekli olması ardından nispeten rahatladı. O dönemi atlatabilmesinde Büyükanıt’ın ve kendisine Genelkurmay İkinci Başkanı seçtiği Orgeneral İlker Başbuğ’un önemli katkısı olmuştu. Büyükanıt ve Başbuğ, üstleri Özkök’e emir-komuta zinciri içinde bağlı kaldılar ve ona kalkan oldular. İleride daha fazla ayrıntı çıkarsa,bu durum daha iyi anlaşılacak.

Ali Bayramoğlu’na not
Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu, geçen hafta Taraf gazetesinden Neşe Düzel’e verdiği yanıtlarda, Ankara’da yapılan ‘darbe toplantılarından’ bahsediyor ve o toplantılara benim katılmadığımı, ‘Ankara’dan çok İstanbul’dan gazetecilerin katıldığını’ aktardığımı söyledi.
Daha önce bu toplantılara benim de katıldığımı yazmıştı, ben de tekzip etmiştim. Bu kez de Bayramoğlu’nu telefonla aradım ve Düzel’e söylediklerinden sanki benim öyle toplantılara katılan gazetecileri (‘Daha çok İstanbul’dan’ ifadesi nedeniyle) bildiğim ama sakladığım gibi bir sonuç çıktığını, bu nedenle telefonlar aldığımı, rahatsız olduğumu,
benim daha önceki tekzibimde söylediğimin bu olmadığını, amacının farklılaştığını söyledim. O da bana haklı olabileceğimi, ama zaten çok uzun bir söyleşinin bazı bölümlerinin öne çıkarıldığını, yapacak bir şeyi olmadığını söyledi.
Bunun üzerine kendisinden ‘Ne olur bundan böyle mecbur kalmadıkça bu konudan benimle ilgili olarak bahsetmemesi’ ricasından bulundum. O da sempatik bir şekilde ‘Merak etme’ dedi. Dünkü Yeni Şafak’ta konunun yine bana dayandırılarak Bayramoğlu tarafından yazıldığını üzüntüyle okudum. İyi niyet sorgulamıyorum, ancak boşuna enerji harcanıyor ve boşuna hedefe konuluyorum.
Şimdi Bayramoğlu’na ve benim hakkımdaki bu ifadeleri alıntı yaparak sonuca varmaya çalışan diğer meslektaşlara bir kez daha bütün samimiyetimle söylüyorum:
Ben ne o dönem, ne başka dönem hiçbir yetkiliyle anti-demokratik yaklaşımların konuşulduğu hiçbir toplantıya katılmadım. Kimlerin katıldığını da bilmiyorum. Yani arkadaşlar bu konuda bende bilgi yok. Bende olan ve zaman içinde olgunlaşan bilgileri
okuduğunuz üzere yazıyorum işte.

Radikal

 

Safya Başı

   

   

   
     

Toplam (0) adet  yorum eklenmiştir.

Yorumların Tamamı İçin Tıklayınız.
 
Çürük raporu ortaya çıkmasa; ne olurdu?
Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı'nın sahte rapotu ortaya çıkamasaydı ne olurdu? Taha K
Yargı kararlarında dikkat çeken çelişki...
367 kararı bitmeden şimdide bir kocanın karısının başını örtmesi için baskı yapması sosyal şiddet sa
Bu çatışmayı ancak Türkiye durdurabilir!
Türkiye; Doğu'dan Batı'ya, Kuzey'den Güney'e fay hattının, kriz kuşağının tam merkezinde ve bunu anc
Emre Aköz soruyor: Kim bu iç düşman?
Sabah Gazetesi yazarı Emre Aköz, dünkü devir teslim töreni sonrası askere sorulması gereken o soruyu
TSK neden hiç demokrasiye taraf olmaz?
'Demokrasiye... Küreselleşmeye... Ve AB’ye karşı bir militer zihniyet, Türkiye’ye haksızlık olmuyor
Taşgetiren'den Özkök'e: 'Kadehi kır da git'
Gazetesini 'alkol misyoneri' haline getirme çabasındaki Ertuğrul Özkök ekseninde ilginç bir medya an
'Diziler çocukları sarhoş etmeye başladı'
No oldu bu ülkeye! Televizyon dizilerinde kahramanlar, her durumda içki içiyor. Varoş içiyor, sosye
Bu kez de İstanbul: Trafik baş döndürüyor
Rus ve Gürcü Dışişleri Bakanları İstanbul’a geliyor. Daha önemlisi Erdoğan ve Babacan’ın Şam’a gitme
'Bayaz yakalı yöneticiler kanunla soyuyor'
Yeni Şafak yazarı İbrahim Kahveci, Türkiye'de sorunun siyasilerden ziyade büroklar olduğunu belirter
'Bakan Şahin 301 dosyalarından bunaldı'
Türk Ceza Kanunu'nun 301. maddesi ceza hükmünde işlem görebilmesi için Adalet Bakanı'nın karar verme
Balçiçek Pamir yandaş medyada yazmadı
Balçiçek Pamir’e inanır mı Tufan Türenç, Bekir Coşkun? Utandıran üç sahne, Ertuğrul Özkök'ün dikkati
Rüşvet nasıl şifrelenir ve adına ne denilir?
Almanya’da patlak veren rüşvet skandalında ortaya çıkan bilgiler Türkiye de dahil ihale almak için S
SSK’nın isteğe bağlısı 1 Ekim günü bitiyor
1 Ekim 2008 günü yürürlüğe girmesi beklenen kamuoyunda bilinen adıyla 'Sosyal Güvenlik Reformu' ile
''Karadeniz hiç bu kadar tehlikeli olmadı''
Karadeniz'deki olay Rusya'nın ABD'ye 'Siz Saddam Hüseyin'i astınız. Biz de Mihail Saakaşvili'yi asab
Rus ordusu, Sovyet ordusunun gölgesi
Abhazların hamiliğine soyunması, ne de "soykırım"a karşı Güney Osetya'ya "insani müdahale"de bulundu

n

Aslan, İstanbul'da kaybettiğini Bükreş'te bulamadı

n

Kadınları 4 yıl erken emekli eden formül!

n

MHP, AK Parti'ye 'yeni tuzak' mı kuruyor?

n

Hasan Cemal Ak Parti'yi ciddi ciddi uyardı

n

Vicdanı ve meslek namusu hatrına geldi !?

n

'Devlet delik deşik oldu; kevgire döndü'

n

F.Bahçe'nin gücü ve güçsüzlüğü: Aziz Yıldırım

n

Sporda Hoca Efendi kim? Papaz Efendi kim?

n

Turgut: 'Obama Kürt devletini kurdurur'

n

Bu haber vahşilerin vahşetinden farksızdır

n

Emekli çalışanlar bu haberi mutlaka okusun

n

Ahmet Altan: ''28 Şubat aşağılık bir darbe''

n

Hıncal Uluç ateş küpü, yönetime sert çıktı

n

Montrö, Boğazlar ve Gürcistan krizi

n

Utandıran 3 sahne!

n

Bahçeli'den Anayasa Mahkemesi'ne sınır

n

Büyükanıt, ne yapsa devlet adamı olurdu?

n

Yargıtay üyeleri psikologluğa mı başladı?

n

Karadeniz'de savaş, dört yıl önceki uyarı

n

YARSAV, Ergenekon'un yargı uzantısı mı?

n

Başbakan Erdoğan’ın yol haritası var mı?

n

İstanbul'da büyük deprem olmayacak!

n

Ergenekon iddianamesinde unutulan isim

n

Obama, Bush'tan daha mı iyi davranacak?

n

Emniyet'e savcılık baskını ile ilgili '7 soru'

n

Toktamış Ateş'ten 'iktidar' olma kuralları

n

''9 Mart'ın zihniyeti, Ergenekon'la hortladı''

n

Petrolün ucuzlama olasılığı var mı?

n

Şener'den S. Demirel'e ''Baba'' bir cevap

n

Türkiye'nin içine düzen verecek bir formül

n

Bir çuval inciri berbat eden işte o cümle

n

Eski istihbaratçı Kaynak'tan çarpıcı tespit

n

2050'de Amerika'da dengeler değişecek?

n

Türkiye'nin asimetrik savaşta eksiği nedir

n

Yaşar Nuri Öztürk Hoca'nın Brütüs'ü kim?

n

'Kadeh kafalıya gel de 'okkalı' bir laf etme!'

n

Hürriyet yazarının Ergenekon sayıklaması

n

Uşak'tan Baykal'a: Avukat Bey neden suskun?

n

'AK Parti'yi durduramayan önünü açacak'

n

F. Koru, sosyalist sol namına çok üzüldü!?

n

Uzlaşma kadeh kaldırınca mı olur?

n

Yaramazlık yaptığı için vurulan Turgut Özal

n

Emniyet Ergenekoncu köstebeğin peşinde

n

Süleyman Demirel'in üzerini çizdiği 3 isim

n

Amerika, Müşerref’i niçin gözden çıkardı?

n

ABD gemilerinde Yavuz - Midilli sendromu

n

Taşgetiren'den Başbakan'a çağrı! Lütfen...

n

Susurluk çoktan aydınlatıldı haberiniz yok

n

Şamil Tayyar'dan başsavcıya 7 kritik soru

n

Alman TV'sinde Almancı Türkler rezil oldu

n

Özkök'ün tuhaf isteğine tokat gibi cevap

n

Ertuğrul Özkök'ün özlediği cesur lider tipi

n

Turgut Özal'ın bir rüyası gerçek mi oluyor?

n

Kur'ân’ı Kerim'de UFO’lara işaret var mı?

n

Türkiye Gürcistan için maceraya atlar mı?

n

AK Parti'ye 'Sarı kart'ın anlamı...

n

'Alevî - Sünnî gerilimine dur demek gerek'

n

Hangi banka 1 gecede 2.8 milyar $ kar etti

n

'Bu Türkiye ve Afrika için tarihî bir olaydır'

n

Fatih Aytaylı, Yılmaz Özdil'e FENA yüklendi
.: MORALHABER :.

VİDEO HABERLER