İzzet Taşkıran'ın haberi
ANAP eski milletvekili Emre Kocaoğlu, “Ahmet Necdet Sezer’e cumhurbaşkanlığı seçiminde oy verdiğim için hakkımı helal etmiyorum” diye konuştu
Moral FM’de “Sırrı Er’le Basında Bugün” programına katılan Anavatan Partisi eski Milletvekili Emre Kocaoğlu, geçmiş dönemdeki cumhurbaşkanı seçimlerinde Ahmet Necdet Sezer’e oy verdiği için çok pişman olduğunu ve yaptıklarından dolayı eski cumhurbaşkanına hakkını helal etmediğini ifade etti.
Kocaoğlu, eski cumhurbaşkanının Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan Şener Eruygur’un başkanı olduğu Atatürkçü Düşünce Derneği’ne 221 bin YTL yardım ettiğinin hatırlatılması üzerine “Sayın Sezer’in cumhurbaşkanı seçilmesinde o tarihlerde milletvekili olmam sebebiyle benim de büyük payım var. TBMM olarak Süleyman Demirel’i tekrar seçtirmemek için daha büyük bir günaha girip Ahmet Necdet Sezer’e oy vermişiz.” diye konuştu.
SEZER’E VERDİĞİM OY HARAM OLSUN
Eski Milletvekili Kocaoğlu, Türk halkının bu durumdan bir ders çıkarması gerektiğinin altını çizerek “Sezer’e verdiğim oy haram olsun. Bir cumhurbaşkanının taraf olması çok üzüntü verici bir durum. Cumhurbaşkanlığı gibi çok önemli bir göreve siyaset dışından birinin adeta paraşütle indirilmesinin ne kadar yanlış olduğunu görmüş olduk. Bu da sanırım bize bir ders oldu. Türkiye meclis dışından gelen cins cumhurbaşkanını artık aramaz diye düşünüyorum.” dedi. Sırrı Er'in sorularını cavaplayan Kocaoğlu şunları kaydetti.
Nokta Dergisinin yayınladığı Darbe Günlükleri kamuoyunda büyük ses getirmesine rağmen, bu iddianamede yer almıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
DARBE GÜNLÜKLERİNİN SORUŞTURMAYA GİRMEMESİ İYİ OLDU
Zannediyorum ki o günlüklerden daha farklı ve önemli bir konuma geldik. Yani kendi sınırlı hayat süremiz içinde de dahi birçok darbe sürecini yaşamış insanlarız. “Türkiye’de darbe mi var?” sözü artık çok sürpriz bir haber sayılmıyor. Bu tartışmalar maalesef Türkiye’de çok yapılıyor. Üstümüzden uçak geçse darbe mi var diyen bir kuşağız biz. Bizden sonraki gençler direk olarak böyle bir ortamda yetişmeseler bile söylentileri duyuyorlardır. Bu yüzden kuşku duyuyoruz lafı hangi ülkede yaşıyorsunuz sorusunu akla getirir. Birileri ülkemizde cunta kurup darbe yapalım mı diye düşünüyorlar. Ama burada önemli olan o dönemki hükümetin ve genelkurmay başkanının sağduyuyla ve işbirliği içinde hareket ederek bunu engellemiş olmasıdır. Girişseler dahi başarılı olmayacakları, iç ve dış şartların buna uygun olmadığı zaten belliydi. Ondan sonra bu komutanlar emekli olunca da bu tarz çabalara devam ettikleri görülüyor. Sivil örgütlere bulaşmışlar, gösteri ve mitinglerle ortalığı karıştırmışlar, cinayetlere adları karışmış, gazeteleri bombalayıp başkasının üzerine atmışlar. Şimdi böyle bir tabloda darbe günlüklerinin işin içine sokulmaması davanın uzamaması açısından pratikte uygun olur. Hesabının sorulması insanlar sivil durumdalar ve görevlerini bıraktıktan sonrada darbe çabalarına devam ettikleri günlüklerden anlaşılıyor. Onların son yıllarda yaptıklarını soruşturmak daha akıllıca geliyor bana. Bu tabi diğer şeyler soruşturulmaması anlamına gelmiyor. Bana göre 12 Eylül’ün de soruşturulması gerekiyor. Türkiye’nin bence yüz akı dava var, Mustafa Muğlalı soruşturması. Bir kişinin sorgusuz sualsiz kurşuna dizildiği davada bir komutan yargılandı ve ceza aldı. Gerçi unutturulmaya çalışıp bazı çevrelerce kahraman ilan ediliyor gerçi ama. Bir komutanı yargılayıp, cezalandırma şerefini taşıyan bir ülkede yaşıyoruz. Güneydoğuda bir ilçede vatandaşlara dışkı yediren bir zihniyetin komutanı nerededir ve ne yapmaktadır? Bunlar ilerde soruşturulacak. Netice itibariyle Ergenekon soruşturması yeterince araştırıldı ve gereken yapılacaktır.
Çıkan haberlere göre dönemin Cumhurbaşkanı A. Necdet Sezer’in batmakta olan Atatürkçü Düşünce Derneği’ne 221 bin YTL bağış yaptığı söyleniyor. Eski cumhurbaşkanının Ergenekon soruşturması kapsamında darbe girişiminde bulunmak suçlamasıyla gözaltına alınan Şener Eruygur’un başkanı olduğu ADD’ye büyük miktarlarda bağış yapmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Şahsen derin bir pişmanlık duyuyorum. Çünkü Sayın Sezer’in cumhurbaşkanı seçilmesinde o tarihlerde milletvekili olmam sebebiyle benimde günahım ya da payım var. Öyle söyleyeyim. Büyük bir günah işlememek için yani Süleyman Demirel’i tekrar seçtirmemek için yola çıkarken daha büyük bir günaha girdik yani Ahmet Necdet Sezer’i cumhurbaşkanı seçtik TBMM olarak. Önceleri bir hukuk adamıdır, beyefendidir ve kirli işlere bulaşmamış birinin cumhurbaşkanı olması nedeniyle mutlu olmuştum. Fakat daha sonra demokrasiden anlamadığını ve öğrenemediğini görünce zaman geçtikçe pişman olmaya başladım. Tabi ki ona verdiğim oyu helal etmiyorum, haram olsun. Çok üzüntü verici bir şey bir cumhurbaşkanının taraf olması. Cumhurbaşkanlığı gibi çok önemli bir göreve siyaset dışından birinin adeta paraşütle indirilmesinin ne kadar yanlış olduğunu bizim hatamız nedeniyle görmüş olduk. Hem askerden gelen cumhurbaşkanları olmaz denilirken siyaset dışından birisini bu makama geldi. Siyaset içinden gelen en kötü bir cumhurbaşkanının siyasetin dışından gelen kişilerden daha iyi olduğunu düşünüyorum. Bu da sanırım bir ders oldu. Artık Türkiye meclis dışından gelen cins cumhurbaşkanı aramaz diye düşünüyorum. Çünkü siyasetten gelen bir cumhurbaşkanı eninde sonunda hesap sorulacağını bilir ve ona göre hareket eder. Ben böyle düşünüyorum.
TÜRKİYE İSRAİL İLE FİLİSTİN’İ AYNI MASADA OTURTACAK GÜCE SAHİP
Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin Başbakan Erdoğan’la görüşmesinden sonra Türkiye’nin AB üyeliğine yönelik yumuşama sinyalleri veren açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Hükümetin dış politikasının güçlü ve yerinde olduğunu düşünüyorum. Kuvvetli bir Türkiye imajı yaratılıyor. Fransa Devlet Başkanı ve meclisi dâhil manevra yapıp Türkiye’yi daha fazla üzmeyelim kaygısı hâkim oldu. Bunlar Fransa’yı ibra ettirir mi? Hayır ama bizim mücadelemizi sonuna kadar sürdürmemiz gerekli. Geçmişte İsmail Cem’le başlayan akıllı bir tavır var dış politikada. Elimizin başka alanlarda da kuvvetli olması bizi Avrupa’da da güçlü yapıyor. Bence İmparatorluk varisi bir devlet olduğumuz gerçeğini kavramamız gerekiyor. Türkiye Cumhuriyeti böyle bir takım saçma sapan yeni moda devletler gibi yokluktan doğan ve kökü olmayan bir devlet değil. Yahya Kemal’in şiirinde 700 yıllık hikâyemizde söylediği gibi harika ve köklü bir devletiz. Örneğin Ortadoğu’da hükümetimiz bu bilincin farkında olarak hareket ettiği için İsrail’le Filistin’i aynı masada bir araya getirebilecek güce sahiptir. Kendisine dayılanan bir Irak’a “gel bizim petrolümüzü al, sana muhtacım” dedirtmiştir. Zaten biz güçlerimizi iyi kullanırsak Avrupa’nın bize karşı çıkacak hali kalmaz. 57. Hükümet zamanında Lüksemburg’da reddedilmiştik. Ondan sonra 2 yıl Avrupa’yla alakalı hiçbir birlikte yer almadık. Ondan sonra Kopenhag zirvesinde AB ger adım attı ve bizi görüşmeye davet ettiler. Bu iki senede Türkiye, AB dışında da etkili bir güç olduğumuzu onlara gösterdi. Yani gücümüzü ve kuvvetimizin var olmasından dolayı oluşan elimizdeki kartları bu hükümet çok iyi oynuyor. Ahmet Davutoğlu hocamızın muhteşem tezleri var bunu hükümetimiz çok iyi oynuyor. Harikulade Osmanlı İmparatorluğu’nun varisi olmanın asaleti ve gücü bizi çok güçlü kılıyor. Burada önemli olan bunu fark edebilmektir. Ve bu kartları oynayabilmektir. Bu açıdan gidilerse Fransa nasıl meclisinde aldığı kararı senatosunda değiştirdiyse, bu şekilde Türkiye geçmişinde yüzleşebilmeliyiz. Başka meselelerde kendini bilen bir millet gibi hareket edebilirsek çok güçlenebiliriz. Bu anlamda ben çok umutluyum. Osmanlı varisi olarak hareket etme bilincinde olursak önümüzdeki süreci başarıyla aşarız.
YARGI ERKİNİN ÜSTÜNDE MECLİS İRADESİ YER ALIYOR
Ergenekon davası sonuçlandığında Türkiye’de neler değişir?
Demokrasimiz güçlenir ve gelişir. Bu davayı milat olarak almayayım ama çok önemli bir dönemeç olarak adlandırılacaktır. Bu halkın dışında kendisinde iktidar vehmeden ve ben kurucu iradeyim diyen düşünceyi diktatorya ve faşizm meraklılarının ancak kahve köşelerine kapatır. Demokrasinin uzun tanımlarına gerek yok. Demokrasi halkın kendisini yönetmesi demektir en iyi tanımlamayla. Ben halkın tercihlerini beğenmiyorum diyenler dışarıdan halk getiremeyeceği için halkı ben yönetirim iddiası yanlış bir düşünce. Böyle diyenler artık serbest at oynatamayacaklar. Halk asla yanlış yapmaz. Çünkü çıkarlarını onlar bizden daha iyi biliyor. Çıkarı neyse bunu oylarıyla gösteriyor. Bizim daha iyi bir fikrimiz varsa buyurun meydanlar açık, medya açık. İkna et oylarını al kardeşim. Alamıyorsan elinde silahla bu çiftliğin ağası benim çünkü dedem burayı kurdu diyerek halkın ensesinde boza pişirme anlayışı yok artık. Geçti o devirler. Atanmış atanmışlığını, seçilmiş seçilmişliğini bilsin. Burada seçilmişlik çok önemli. Çünkü halk diyor ki ben adamlarımı seçerim ve onlar benim adıma karar alırlar diyor. Kuvvetler ayrılığı varda bir de meclisin halk iradesindeki önemi var. Yürütmeyi belirleyen ve denetleyen meclistir. Yargı bağımsız olmasına rağmen onun uyduğu kanunun çerçevesini meclis belirliyor. Yasa koyucu deniyor ama kimmiş bu yasa koyucu? Tabi ki meclis. Kuvvetler Ayrılığı erklerin birbirlerinin işine karışmaması olabilir ama hepsinin üstünde kanun koyucu meclis yani halk iradesi vardır. O değiştirilen şartlar içinde yargı kendi özerk işlerine devam eder. Şartları belirlemek meclisin işidir. Meclisin üstünlüğü bu defada kendini gösterecektir. Bu konu devam edecek ve meclisin üstünlüğü ülkemizde demokrasiyi getirecektir.
Www.Moralhaber.Net