Mehmet Ali Yıldırımtürk'ün yazısı
Kuyumcular nereye gidiyor?
Kuyumculuk, geçmişi yaklaşık 700 yıla dayanan bir meslek dalı. Geçen yüzyıllar içinde teknolojik gelişmeler, kuyumculuk mesleğini hep olumlu etkilemiş ve halen de olumlu etkiliyor.
Birçok meslek dalı, teknolojik gelişmelere ve toplumsal değişime yenik düşerken, kuyumculuk mesleği dimdik ayakta duruyor. Kapalıçarşı denilince de akla daha çok kuyumcular geliyor. Kuyumculuk sektörü geliştikçe Kapalıçarşı çevresindeki irili ufaklı atölyelerin sayısı zaman içinde arttı. Ancak gelinen noktada tarihi yarımada olarak bilinen Eminönü'ndeki birçok sektörün üretim atölyeleri bölge dışına çıkarılıyor.
Kuyumcu atölyelerinin kurumsal temsilcisi konumundaki İstanbul Kuyumcu Esnaf ve Sanatkârları Odası (İKO) bünyesinde 1988 yılında kuyumcu atölyelerini bir arada toplamak amacıyla Sınırlı Sorumlu İstanbul Kuyumcu Sanatkârları Toplu İşyeri Yapı Kooperatifi kuruldu. Sıkıntılı geçen yıllardan sonra kooperatif, üyelerinin büyük özverisiyle amaca ulaştı. İstanbul Yenibosna'da 2 bin 280 işyerini kapsayan atölye ve mağaza bloklarından oluşan Kuyumcukent modern bir tesis olarak 2006'da faaliyete geçti. Tesisi kuyumculuk sektörüne kazandıran kooperatif yöneticilerini kutluyorum. Ancak, halen tesisteki atölye ve işyerlerinin büyük bir bölümü boş duruyor. Kapalıçarşı çevresindeki irili ufaklı birçok atölyenin gerek kendi mülkü, gerekse kira olarak hâlâ Kuyumcukent'e gitmedikleri görülüyor. Bu konuda yerel yönetimin ve hatta hükümet olarak Başbakan'ın, "Kuyumcukent'e gitmeyen atölyelerin elektrik ve sularını keseriz." şeklindeki sözlü baskıları da henüz etkili olabilmiş değil.
Ancak madalyonun bir de diğer yüzüne bakalım. Kapalıçarşı çevresinde 10 ila 50 ve daha üstü çalışan sayısı olan atölyeler olduğu gibi, 5 ve daha altı çalışanı olan küçük atölyeler de var. Büyük ve orta ölçekli makine parkuru olan ve seri üretim yapan atölyelerin Kuyumcukent'e taşınmasının teşvik edilmesi ve yaptırım uygulanması elbette gereklidir. Bunlar diğer sektörlerde de uygulandı. Ancak kuyumculuk mesleğinin farklı olan yönünü göz ardı etmemek gerekir. Küçük atölyeler, kuyumculuk mesleğinin el sanatını temsil ediyorlar. Bunlar, yıllardır Kapalıçarşı ile özdeşleşen bir yapıda, her biri ayrı küçük atölyelerden oluşuyor. Mücevher ve takı üretimi el becerisi ve ustalık isteyen sadekâr, mihlayıcı, rodajcı, cilacı, yaldızcı gibi birimlerden geçiyor. Çırak, kalfa ve usta ilişkisi içinde kuyumculuk el sanatı icra eden bu kişilerin atölyeleriyle birlikte korunması ve yaşatılması gerekiyor.
Bu konuda görüşünü aldığım, sektörde 30 yıldır faaliyet gösteren İKO yönetim kurulunun eski üyesi Levent Eriş, odadaki görevi sırasında Kapalıçarşı çevresindeki küçük atölyelerin korunması ve yaşatılması konusundaki çalışmalarını uzun uzun anlattı. El sanatlarının korunması ve yaşatılması konusunda Eminönü Belediyesi'ne bir rapor sunduğunu ve belediyenin de bu konuyu benimsediğini ve destek verileceğini söylediklerini belirtti. "Biz bu zanaatkârları korumazsak bunlar zanaatlarını icra edebileceği, daha önce de olduğu gibi, dış ülkelere giderler." dedi. Bu konuda daha önce konuştuğum sektörün duayenlerinden birisi de 1970'li yıllarda çeşitli sebepler üreterek kuyumculuk sektörüne uygulanan baskılarla birçok kuyumcu sanatkârının yurtdışına gittiğini ve bu nedenle Türkiye kuyumculuk sektörünün daha hızlı gelişiminin engellendiğini savundu.
Bu gerçekler dikkate alındığında globalleşme ve küreselleşme sürecinde kuyumculuk el sanatının eğitim ve atölye işbirliğiyle gelişimine ivme kazandırılarak, fabrikasyon üretime ilave olarak el işçiliğiyle katma değeri yüksek mücevher ve takı üretimine hız vererek ihracat katlanarak artırılabilir. Halen dünyada kuyumculukta 2. ve mücevherde 8. sırada olan Türkiye, mevcut bilgisi ve potansiyel iş gücüyle hak ettiği liderliğe ulaşabilir
ZAMAN