Nazlı Ilıcak'ın yazısı
Susurluk ve Ergenekon
Susurluk ile Ergenekon aynı şey değil. Susurluk'tan, dejenere olmuş bir menfaat çetesi diye bahsetmek mümkün. Oysa, Ergenekon, memlekete yön vermeye çalışan, siyasetten sosyal hayata kadar her alanı şekillendirmeyi amaçlayan, bu amacını tahakkuk ettirebilmek için tehdidi, baskıyı, hatta şiddet eylemini makul gören bir yapılanma. Meğer, Faruk Gürler'in cumhurbaşkanı seçilmesi organizasyonunun öncülüğünü yapan, 12 Eylül sonrasında da, Demirel'in önünü kesmek üzere Milliyetçi Demokrasi Partisi'ni kuran Turgut Sunalp, o tarihteki Ergenekon'un bir numarasıymış. Bugünkü "bir numara" daha ortaya çıkmadı.
Susurluk'ta sorgulanıp hapse atılan birçok isim, belki Ergenekon fotoğrafının içinde yer alıyordu. Ama, konu, Özel Tim, İbrahim Şahin ve birkaç polis memuruyla sınırlı tutularak, fotoğrafın büyük parçasına ulaşılması engellendi. Nitekim "Aydınlık için 1 dakika karanlık" eylemleri de, başarılı bir psikolojik harekâtla mecrasından saptırıldı ve Refahyol Hükûmeti'ni yıkmak gayesiyle kullanıldı.
Eski defterleri karıştıralım
HABER Türk sitesinde Özay Şendir, "eski defterleri" karıştırmış ve benim Susurluk'taki tavrımla Ergenekon'daki tutumumu taban tabana zıt göstermiş.
Oysa ben, Özel Tim'in Başkanı İbrahim Şahin'e karşı yapılan haksızlığın altını çizerken, esas sorumlulara ulaşılmadığını vurguluyordum: "Emniyet İstihbarat Başkan Yardımcısı Hanefi Avcı'nın Susurluk Komisyonu'na söyledikleri bir hayli ilginç. Anlattıkları, sadece Özel Tim ve Mehmet Ağar'a yüklenmek istenen bir sorumluluğun, JİTEM ve MİT tarafından da paylaşıldığını ortaya koyuyor. Hanefi Avcı şöyle diyor: 'JİTEM'de, Cem Ersever ve Yeşil kod adıyla bilinen görevli; Emniyet'te Genel Müdür Ağar'a bağlı olarak çalışan Korkut Eken ve İbrahim Şahin; MİT'te Mehmet Eymür'e bağlı çalışan yüzbaşı Kaşif ve Duran Fırat ayrı ayrı ekipler oluşturmuşlardır.' Avcı, ayrıca, Kocaeli eski Alay Komutanı Veli Küçük'ün de adını 'çete üyesi' olarak veriyordu. Peki neden sadece Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Özel Tim'in üzerine gidiliyor? Ortada ya bir rekabet veya siyasi bir oyun var... DGM'deki telefon kayıtları, Çatlı'nın cep telefonuyla kimleri aradığını gösteriyor. Çatlı, Nevzat adına kayıtlı telefondan, 15 ve 16 Temmuz tarihlerinde, üç kere Albay Veli Küçük'ü aradı. Küçük, daha sonra Tuğgeneral oldu ve Giresun'a tayini çıktı. Çatlı, 23 Eylül 1996'da bu defa Giresun Jandarma Komutanlığı'nı aradı. Herhalde Veli Küçük ile konuştu. Polat adına kayıtlı telefonu kullanan Ömer Lütfü Topal'ın ortağı Sami Hoştan'ın da 24 Temmuz24 Ağustos 1996 arasında Veli Küçük'ü aradığı telefon kayıtlarından anlaşılıyor. Polat adına kayıtlı telefondan, Sami Hoştan, Korkut Eken'le de irtibat kuruyor. Telefon kayıtlarının ışığı altında akla gelen soru şu: Acaba Sami Hoştan'ı da devlet mi kullanıyordu? Malatyaspor'un eski başkanı, hayali ihracatçı Nurettin Güven'i MİT'in kullandığı kimin aklına gelirdi? Nurettin Güven polisçe aranırken, sarı, kırmızı ve yeşil çiçeklerle Behçet Cantürk'ün cenazesine katılmıştı. Üstelik sağcı olarak bilinirdi. Gelişmeler, oraya görevle gittiğini ortaya koydu. Nurettin Güven istihbaratçıymış!!!" (12 Şubat 1997-Akşam)

O gün, tahkikat genişletilsin taleplerimiz, ancak bugün karşılık buldu. Maalesef Susurluk, o tarihte başarılı bir psikolojik harekatla Refahyol aleyhine dönüştürülmüş ve İbrahim Şahin gibi birkaç polisin üzerine yıkılmıştı.
Bakın bir başka yazımda ne demişim: "Kutlu Savaş'ın hazırladığı raporda şu cümlelere rastladık: 'Yeşil'in, Ankara, Antalya, Elazığ, Mobil ve cep telefonlarının dökümü kalın bir kitap halindedir. Kullandığı 0542/211 89 82 no'lu telefonda MİT ve Jandarma ile yoğun bir irtibat görülmüştür.'... Yeşil'in MİT ve JİTEM'le ilişkili olduğu yıllarda, önce MİT Müsteşarı, sonra da Jandarma Genel Komutanı olan Teoman Koman Paşa, neden Susurluk Komisyonu'na ifade vermeyi reddetti? Hiçbir şey bilmiyor muydu? Yoksa çok şey mi biliyordu?" (2 Haziran 1998Yeni Şafak)
Çok şükür ne Susurluk'taki, ne de Ergenekon'daki çetelerle bir ilişkim oldu. Bugün Ergenekon'a kol kanat germek isteyenler, benim arkama sığınmasınlar.
SABAH