İlk ezan Peygamberimizin talimatı ve Bilal-i Habeşî'nin okumasıyla başladı. O günden bu yana 1400 yıldır okunuyor.
Günümüzde ise ezan sesleri dünyanın dört bir köşesinden günde beş vakit semaya yükseliyor. Avustralya'dan Amerika'ya, Avrupa'dan Afrika'ya varıncaya kadar ve geniş bir Asya kıtasında günün 24 saatinde yerküremiz ezan sesiyle yankılanıyor.
Günün her saatinde, neredeyse her saniyesinde, dünyanın bir yerinde bir vaktin ezanı okunuyor. Koca dünya, doğusundan batısına doğru sürekli "Allahü Ekber" sesiyle uyanıyor, Allah'ın büyüklüğü cihana ilan ediliyor. Dünyadan manevi olarak kâinat çapında mâkes buluyor. Ezan dünyanın ve insanlığın ortak sesi, müşterek nefesi, yükselen duası ve seslenişi...
Hakkını vererek güzel bir ses ve makamla okunan bir ezandan etkilenmeyen bir insan var mıdır bilmiyorum. Bu yönüyle ezandan zevk almayan kişi, bu konuda ya bilgi yoksulluğu yaşıyordur ya da ciddi anlamda bir inanç boşluğu içindedir.
Ezan konusunda düşüncelerimi kaleme alacak olsam yüzlerce sayfalık bir kitap hacmini bulur. Hayatım ezanla uyanıp, ezanla yaşamak ve ezanla secdeye varmakla geçtiği için, ezan sesine hasret kaldığım günler Avrupa seyahatlerimde geçen günlerdir.
İstanbul'a ayak basar basmaz, ilk duyduğum ezanla sanki yeniden doğmuştum. Hele İstanbul ezanları! Ne muhteşem bir olaydır o? Bir anda yüzlerce camiden yükselen Allahü Ekber seslerinin arasında bulursunuz kendinizi.
Bir de Beyazıt, Eminönü, Fatih, Üsküdar ve Eyüp gibi ezan yoğunluğunun yaşandığı semtlerde ezan dinleme imkanınız varsa, ezanı da farkına vararak dinlemişseniz, o muazzam anı bir başka şeyle kıyaslayabilir misiniz? Özellikle sabahın ilk saatlerinde yükselen ezan sesleri yok mu, aman Allah'ım, o sessizlik ve sükûnet içinde o koca şehrin binlerce sesli bir müezzin haline geldiğini görürsünüz.
Bu sadece İstanbul'da değil, bütün bir Anadolu'nun en ücra köyünden büyük şehirlerine varıncaya kadar yankılanan ezan sesleri, bu toprakların manevi tapusu, fethediliş maksadı, varlık sebebi, kurtuluş dilekçesi ve ortak inancı ve haykırışıdır.
Fakat son birkaç senedir değişik programlar vesilesiyle bulunduğum Anadolu il ve ilçelerinde tek merkezden duyduğum ve dinlediğim ezan sesi, gür ve güzel sesli bir müezzin tarafından okunduğu için önce çok hoşuma gitti ama 50-60, bazısında 100'den fazla cami bulunan şehirlerimizde ezanlar tek sesle okunur okunmaz bıçakla kesilmiş gibi duruverdi. Bu sefer garip bir şey oldu.
Ezan böyle 3-5 dakika içinde bitmemeliydi. Bir anda 10-15 camiden gelmeli ve en azından on dakika ezan sesiyle şehir coşmalıydı. Bu bir zenginlik, bir çeşitlilik ve bir ortak heyecandı. O günden bu yana merkezi ezana hep soğuk baktım, hep mesafeli durdum, bana tatsız tuzsuz geldi. Haklı gibi görünen birtakım gerekçeler sonucu merkezi ezana geçilmiştir fakat işin kolaycılığına gidilmiştir.
Sesi ve makamı güzel olmayan görevliler tarafından, bazen de cami cemaatinden birisi tarafından okunan ezan tenkit edilmiştir. Fakat il ve ilçe müftüleri buna bir çare bulamaz mıydı, imam ve müezzin sınavlarında ses güzelliğini dikkate alamaz mıydı, yahut cemaat içinde sesi sedası uygun birisini/ birkaçını tespit ederek onlara okutamaz mıydı?
Çok şükür ki, bu merkezi uygulamayı İstanbul'a getiremediler de, bizim ezan dinleme zevkimize halel gelmedi.
Bugün