Ana Sayfam Yap | Son Dakika Ekle | Sık Kullanılanlara Ekle | Üye Ol | Üye Girişi | Künye | İletişim | Reklam

* 'Bu işleri fazla kurcalamayın!' * Yarbay Dönmez firar etti * İsrail'in derdi Gazze'deki gaz rezervleri * Egemen Bağış "Başmüzakereci" oldu * G.Saray geç açıldı! 1-2 * Can Dündar İsrail ve Ergenekon'u yazdı * Dalan'dan çıkışa itiraf gibi açıklama * İran yönetiminde derin İsrail çatlağı * Öcalan'ın yardım istediği 2 şok isim ! * Gazze köşe yazarlarını nasıl üçe böldü?

.: MORALHABER :.
 
.: MORALHABER :.

Mümtazer TÜRKÖNE - ZAMAN
Son Ergenekon fırtınası
Bu seferki bir dalga değil bir fırtına. Bu listede...

Güngör URAS MİLLİYET
İşten çıkarmayı nasıl frenleriz?
İşten çıkarmaları frenlemek için çare üretmeye mecburuz....

Ali BAYRAMOĞLU - YENİ ŞAFAK
Ergenekon şimdi ne ifade ediyor?
Ergenekon örgütü, çağrışımları çok güçlü bir isim...

Nazlı ILICAK - SABAH
Ergenekon'da 10. dalga
Ergenekon davasının zaafı, çok sayıda kişiyi ve...

Erhan BAŞYURT - BUGÜN
1 Numara görevi başında
Ergenekon'un 10'uncu dalgası bugüne kadarki...

Hasan KARAKAYA - VAKİT
At izinin, it izine karıştığı bir örgüt!
Ergenekon...

Fehmi KORU - Yeni Şafak
Son dalganın anlamı
Aslında yeni ve şaşırtıcı bir durum söz konusu değil...

Hüseyin GÜLERCE ZAMAN
Gazze'nin cennet çocukları
Gazze'nin masum bebekleri, küçücük çocukları. Günlerdir...

Cüneyt ÜLSEVER HÜRRİYET
Son gözaltılar
ÖNCE bir parantez açayım ve dün terör örgütü...

İsmail KÜÇÜKKAYA - AKŞAM
'1 numara' arıyorlar
Acaba bu Ergenekon nasıl bitecek?...

Murat YETKİN - RADİKAL
Ergenekon çözülüyor mu, giderek dolaşıyor mu?
...

Can DÜNDAR MİLLİYET
İsrail ve Ergenekon
İsrail’i ilk ziyaret eden Türk Başbakanı Tansu Çiller’di...

.: MORALHABER :.

A. Raif ÖZTÜRK
İsrail’e lanet mi? Yoksa bilinçli olmak mı?
Sivil halkın üzerine vahşice saldıran...

Berrin GÖNCÜ - PSİKOLOG
Çocuğunuz hala okuyup yazamıyor mu?
Birinci dönemin sonlarına yaklaştığımız...

Fahri SARRAFOĞLU
Dua kulübeleri ve işyerinde mescit
Aman efendim fabrikada mescit yokmuş yok şu işyerinde mescit varmış....

Ferhat Güneş
Anlaşılamayan Bir Dil
TRT bu sıralarda iyi işler yapıyor. Kürtçe kanalın...

Gülay ATASOY
Bu kadarına da pes doğrusu!
Evvelki gün Sayın Oktay Ekşi köşesinde...

Meryem Aybike SİNAN
Esmâü’l Hüsnâ Yazıları (40)
Ya Mukît: Gizlisi olmadan herkesin maddî, manevî rızkını veren...

.: MORALHABER :.
.: MORALHABER :.

Ana Sayfaya Dön

 

O gece semada muhteşem bir şehrayin vardı

29 Temmuz 2008 Salı : 14:25
DİN VE AHLÂK

Cenâb-ı Hakk'ın isimlerinin, sıfatlarının veyahut Zâtî tecellilerinin varlıklarla irtibatı düşünüldüğünde, her varlığın belli tecellilerle meydana geldiği anlaşılacaktır.

İnsan, yaratılmışlar arasında en şerefli varlıktır. İnsanlar arasından seçilen bilhassa büyük peygamberler ise, bütün yaratılmışlar içinde husûsî tecellilere mazhar olmuş kullardır. Efendimiz (sav) de, bu peygamberler arasında kaymak gibidir. Bu sebeple O'na kaymak', 'öz' ve 'hulâsa' mânâsına 'Mustafa' denmesi boşuna değildir. Hatta meleklerin Hz. Adem'e 'safiyyullah' demelerinin sebebinin, Hz. Âdem'in ruhunda meknî ve zamanı geldiğinde zuhur edecek olan böyle bir saffet olduğu da söylenebilir.

Yine Nebiler Serveri, makam itibarıyla makam-ı cem'in sahibi olduğundan, bütün enbiyâ-i izâmın vâris-i hâssıdır. O (sav), vazifeleri itibarıyla bütün enbiyâ-i izâma ait hususiyetleri şahsında toplamış olup, kâinattaki onlara ait mânânın bir fihristidir. Bu itibarla İnsanlığın İftihar Tablosu, 'özün özü'dür. Bu hakikatten hareketle, 'O olmasa idi, kâinat da olmazdı.' denebilir.

Bir diğer açıdan, hakîkî mânâda kâinat ve onun gerçek yorumu Efendimiz'le (sav) anlaşılmış ve O'nun tarafından anlatılmıştır. Eğer Allah Resûlü (sav), kâinatın mânâsını ve kâinat gerçeğini anlatmasa, mânâlandırmasa ve yorumlamasaydı, kâinat mânâsız ve karışık bir kaostan ibaret kalacaktı. Oysa kâinat, mebde'den müntehâya (başlangıçtan sona) kadar, belli bir gâyenin takip edildiği bir silsileden ibarettir ve insanlık, bu hakikati de Efendimiz'in mübarek beyanlarından öğrenmektedir. O'nun yorumuyla kâinat mânâsızlıktan kurtulmaktadır. O olmasaydı, kâinatın yorumlanması da tam bir kaosa dönecekti.

Efendimiz'in Kâbe'yle münasebetine gelince; Kâbe, insanların kalblerinin vahdetini sağlayacak bir binadır ve insanların yanlış yere yönelmemeleri için yapılmıştır. Fakat haddizatında Kâbe, arzın merkezinden Sidretü'l-Müntehâ'ya kadar, arz yaratıldığından beri etrafında meleklerin tavaf ettiği muallâ bir yerdir. Orası bir tecelligâh-ı ilâhî ve bir metâf-ı kudsiyândır. Bu, Kâbe'nin mülk yönüdür.

Mekke Kâbe'nin zarfı gibidir

Mekke ise, Kâbe'nin zarfı gibidir. Mekke, böyle yüce bir mânâya zarf olması itibarıyla büyük bir kıymet kazanmış ve mübarek bir yer olmuştur. Kâbe'yi sînesinde barındıran Mekke'ye gelişigüzel 'ana' denmemiştir. Kur'ân, onu doğrudan doğruya 'Bütün beldelerin anası' olarak isimlendirmiştir. (En'âm Sûresi, 6/92; Şuarâ Sûresi, 42/7) Çünkü, bütün beldelerin Kâbe ile bir göbek bağı vardır. Ve bütün beldelere hükmedebilecek evrensel bir peygamber ancak Kâbe'de doğabilir. Dolayısıyla Kâbe gibi, Mekke de metâf-ı kudsiyân olmuş, Hz. Adem'den bu yana bütün kudsîler hep oraya koşmuş ve onun hariminde ölmek istemişlerdir. Ehl-i tahkikin keşif ve ifadelerine göre, insanların tavaf ettiği o yerde yüzlerce peygamberin medfeni (kabri) vardır.

Bütün bunları şunun için arz ediyorum: Peygamber Efendimiz'in (sav) dünyaya teşriflerine mekân olarak başka herhangi bir yerin rahm-i mâder olabilmesi mümkün değildir. Eğer Allah (cc) varlık arasında en kudsî yer olarak Kâbe'yi görmüşse ve Beytullah binası da buna bir işaret ise, ayrıca 'Allah'ın baktığı yer orasıdır, Cenâb-ı Hakk'ın isim ve sıfatlarının halîtası buradadır.' denmişse, şüphesiz Peygamber Efendimiz'in (sav) dünyayı şereflendireceği yer de, en mübarek 'Buk'a' sayılan Kâbe olacaktır.

Evet, Nebiler Serveri'nin başka bir yerde doğması düşünülemez. O (sav), ancak Kâbe'nin rahm-i mâderinde neş'et edebilir. Annesi bir başka yerde olsaydı bile, gelip O'nu Kâbe'de dünyaya getirmeliydi. Çünkü, insanlar arasında bütün İlâhî isim ve sıfatların hareket ve odak noktası olan Hz. Muhammed Mustafa'yı (sav), bütün bu isim ve sıfatların bir nokta-i mihrâkiyesi olan Kâbe'den başka bir yer besleyemezdi. Allah Resûlü (sav), Kâbe'den 53 yaşında iken ayrılmıştır. Kâbe, Nebiler Serveri'ni, her şeye rağmen bağrında besleyen bir ana gibidir. Ama o, mehîb ve mehâfetli bir anadır. İhtimal onun böyle olması da, Efendimiz'in (sav), maruz kaldığı değişik musibet ve belâlar karşısında metafizik gerilimini yitirmeden dayanması ve daha pek çok kabiliyet ve istidatlarını inkişaf ettirmesi açısından büyük bir önem arz etmektedir.

Allah Resûlü (sav), Kâbe'yi görmüş, ondaki esrarı, âlem-i şehâdetteki bir insanın kabiliyet, istidat ve zâhir-bâtın bütün hisleri ve tecessüsleri ile alabildiği kadar almıştır. Oysaki Kâbe'nin hakikati, göklerin ötesinde, Sidretü'l-Müntehâ'dadır. Efendimiz'in (sav) miracı da Sidretü'l-Müntehâ ile noktalanmıştır. Bir taraftan Nebiler Serveri (sav) Miraç'ta semaların eteklerini cevherlerle doldurmuş, onlar da O'nunla şeref kazanmışlardır. Çünkü onlara, o güne kadar bekledikleri O Dürr-i Yektâ'nın solukları ulaşmış ve onlara bir visal yaşatmıştır. Diğer taraftan Efendimiz (sav), miraç esnasında değişik yerlere uğrayıp geçmiş, her yerde kendisine 'Top senin, çevkân senin.' denmiş ve O, bu muhteşem istikballe gidip tâ Sidretü'l-Müntehâ'ya kadar yükselmiştir. Sidretü'l-Müntehâ, O'nun için bile aşılmaz bir yerdir. Zira orası, insan ufkunu aşan bir hazîredir. Efendimiz (sav) de nihayetinde diğer varlıklar gibi yaratılmış biridir.

Efendimiz, geçtiği yerleri şereflendirmişti

Evet, Sidretü'l-Müntehâ'ya kadar Efendimiz'in (sav) geçtiği yerler, O'nunla şereflendirilmişlerdir. Çünkü şimdiye kadar böylesine uzun bir yolculuk yapacak, Sidretü'l-Müntehâ'ya ulaşacak ve bizzat Mütekkellim-i Ezelî'den kelâm ahzedecek dereceye hiç kimse yükselememiştir. Bu meseleyi bir teşbih ile ifade edecek olursak, bir yönüyle Efendimiz (sav), kendisine analık yapan Kâbe'den ayrılırken hüzünle ayrılmış, fakat diğer bir yönüyle de, Kâbe'ye 'Sen ayrı ben ayrı.' diyerek, aralarındaki özdeşliğe karşı bir tavır koymuştur. Efendimiz (sav) Medine'deki o muhteşem karşılanma merasimiyle de, Kâbe'den ayrılığın vermiş olduğu hüznüne teselli bulmuştur. Medine, İnsanlığın İftihar Tablosu'na bağrını açmış, O da Kâbe için yaptığı gibi, Medine için de dua etmiş ve orası da üns esintileri ile dolmuştur.

Ayrıca Efendimiz (sav), peygamberliğini sema ehline göstermek için bütün gökleri dolaşmış, başta diğer peygamberler olmak üzere bütün gök halkı, Medinelilerin hicret esnasında Allah Resûlü'nü 'Üzerimize ay doğdu...' diyerek karşıladıkları gibi, O'nu büyük bir coşku ile istikbal etmişlerdir. Efendimiz, pek çok kapıdan geçmiş, kendisini karşılayanları, hattâ kendisine refakat eden Cibrîl'i bile belli bir noktadan sonra geride bırakmış ve her şeye perdesiz, engelsiz ulaştığı bir noktada Kâbe'nin Sidretü'l-Müntehâ'daki hakikati ile yüz yüze gelmiştir.

Allah Resûlü, mirâcı anlatırken, 'Öyle bir noktaya ulaştım ki, kader kalemlerinin cızırtılarını duydum.' buyurmuştur. Efendimiz'in Sidretü'l-Müntehâ'da Cenâb-ı Hakk'ın cemalini kemmiyetsiz, keyfiyetsiz, hâilsiz ve perdesiz bir şekilde müşahede etmesi de söz konusudur. Ayrıca O (sav), enbiyâ-ı izâmı da ayniyet içinde müşahede etmiş, onlarla zaman üstü görüşüp konuşmuştur. İşte İnsanlığın İftihar Tablosu, böyle bir buudda seyahatini yaparken, Kâbe'nin hakikati ile de buluşmuş ve böylece kendisini besleyen anayı tanımış, onun elini öpmüş ve onunla denk hale gelmiş veya onu aşmıştır. Bu, O'nun (sav) için hem anasına karşı bir hasret giderme, hem de o terbiye ve edep insanına, terbiyesini ortaya koyma fırsatı, gök ehline de bu büyük vuslatı gösterme merasimi idi. Bu şehrayinde belki de, bizim bilemediğimiz âlemlerde binlerce, yüz binlerce şahaplar sağa sola saçılmıştır. Çünkü, yeryüzü yaratıldığı günden itibaren gökteki yıldızlar böyle bir şehrâyine asla şahit olmamışlardır. Öyle ki o gece âdeta yıldızlar, kaldırım taşları gibi o Dürr-ü Yektâ'nın ayaklarının altına serilmiştir. Evet, O'nun ruhunun vüs'ati ile mesele ele alınınca, zaten bunu başka bir şekilde ifade etmek de mümkün değildir.

Allah (cc), Nebiler Serveri'ni değişik âyât u beyyinâtı ile arzdakilere anlatarak O'nun kim olduğunu tespit ve tescil ettikten sonra, miraç mucizesi ile de gökler ehline tanıtmıştır. Miracın başlangıcı, Allah Resûlü'nün kulluğuna terettüp eden bir ihsan ve ikramdır. Binâenaleyh, başlangıç yönüyle miraca 'kerâmet' demek daha uygun olur. Öte yandan, Efendimiz (sav), miracının nihâyetinde, yeniden ümmetinin arasına dönmesi yönüyle, peygamberlik mucizesinin yanı sıra peygamberliği içinde bir velâyet yaşamış ve miraç bir yönüyle o velâyetin bir buudu olmuştur. Ayrıca Nebiler Serveri, miraçtan, iman hakikatlerini görme, tatma ve başkalarına da tattırma gibi peygamberliğini tasdik edici bir kısım semerelerle dönmüştür.

ZAMAN

 

Sayfa Başı

   

   

   
     

Toplam (0) adet  yorum eklenmiştir.

Yorumların Tamamı İçin Tıklayınız.
 
Efendimiz'in savaşda ettiği dualar Video
Moral FM yorumcusu Gazeteci Yazar Mehmet Paksu, Moral Kuşağı programında Peygamber Efendimizin (Sav.
Cehenneme giren bir daha çıkmayacak mı?
Cennet ve Cehennem ebedi... Orada ebedi kalacaklar da var. Peki her cehenneme giren cehennemde ebedi
Peygamberimizin sahabeyi ürküten sözleri
'Ne olacak sizin haliniz, gün gelecek ve siz bir kabın içindeki yemek gibi olacaksınız. Diğer millet
Dul kadınla evlenilmemeli mi?
Zaman Gazetesi yazarı Ahmet Kurucan, çocuklarının dul bir kadınla evlenmesine karşı çıkan anne babal
İnsanı koruyan üç sûrenin sırrı
Felak, Nâs ve İhlâs surelerini okumanın sırrı nedir? Peygamber Efendimiz bu sureler konusunda hangi
'Bütün mesele Firavun'u tespit etmek'
Musa'nın olduğu yerde Firavun değil, Firavun'un olduğu yerde Musa vardır. Günahsız insan aramak yeri
Vesveseden kurtulmanın çaresi
Geçen hafta ana hatlarıyla vesvese konusu üzerinde durmuştuk. Bu hafta da vesveseden nasıl kurtulabi
Vesvesenin en tehlikelisi
Vesvese, tereddüt, kafa karışıklığı, itikatta ve amelde işin özüne aykırı mülahazaların hayale, tasa
Şeytan yaratılmasaydı biz cennette mi olurduk?
Şeytan yaratılmamış olsaydı insanoğlu cennette mi kalırdı? Dünyada insanlardan önce kimler yaşamıştı
BAYRAM DUASI
Hüseyin Gülerce, bugünkü köşe yazısında Bayram Duası yayınladı. "Allah'ım, Sana kulluk şuuruyla sade
Günlük hayatımızdaki hurafelerin listesi
Diyanet,'21. Yüzyıl Türkiyesi'nde Hurafeler" adı altında hazırladığı kitapta, halkın yanlış bildiği
Dikkat! Bayram günü günah işlenir mi?
Ahmet Şahin Hoca, bir Müslüman için esas bayramın nasıl olması gerektiğini anlatarak bayram günü işl
3.5 milyon Müslüman hacı oldu
Kutsal topraklarda bulunan hacı adayları, Müzdelife'de vakfeye durduktan sonra sabah namazının ardın