Ahmet Taşgetiren'in yazısı
Başbuğ, aidiyet ve AK Parti
Şu sözler, 1 Eylül'de Genelkurmay Başkanlığı koltuğuna oturacak olan Org. İlker Başbuğ'un 24 Eylül 2007'de Kara Harp Okulu'nun açılış töreninde yaptığı konuşmada yer alıyordu: "Irak'ın kuzeyindeki oluşum ve gelişmelerin bu bölgedeki Kürtlere tarihte hiç olmadığı kadar siyasal, hukuki ve psikolojik güç kazandırdığı da bir diğer gerçektir.
Ayrıca bu durumun, vatandaşlarımızın bir kısmı üzerinde yeni bir aidiyet modeli yaratabileceğine dikkat edilmelidir." Org. Başbuğ, terörle mücadele konusundaki değerlendirmelerinde "Dağa çıkışın önlenmesi" bunun için "askeri mücadele dışında sosyal, kültürel, ekonomik tedbirlere ağırlık verilmesi" üzerinde sıklıkla durmuştur. Ben, yukarıdaki sözün en can alıcı vurgusunun "aidiyet modeli" tanımlaması üzerinde olduğunu düşünüyorum. Bu vakıayı ben zaman zaman seslendirdim.
Ancak asker ve siyasetçiler arasında bu sözü bu kadar açık söyleyen ilk kişinin de Org. İlker Başbuğ olduğunu zannediyorum. Aslında ana sorun, yani Türkiye'nin halletmek zorunda olduğu, halletmekte zorlandığı ve hâlâ çözüm bekleyen sorun bu: Aidiyet meselesi...
Derinden akan bir "Aidiyet sorunu" olagelmiş, bu, PKK ile bir marazi somutlaşma gerçekleştirmiş ve Kuzey ırak yönetimiyle de bir başka somutlaşma vetiresine ulaşmıştır. Sorunun daha ete kemiğe bürünmüş hali şudur: -Kürtler kendilerini nereye ait hissedecek? Bu sorunun altında, "Türkiye'ye aidiyet noktasında bir zaaf bulunduğu" imasının olduğunu anlamak zor değil.
Türkiye Cumhuriyeti, Kürtlerdeki bu aidiyet sorununun varlığını biliyor. Bunun arkasında, bölgeyi sömürgeleştirmek isteyen uluslararası güç odaklarının hesabının bulunduğunu da biliyor. Osmanlı'nın çözülüş sürecini bünyede yer alan farklı kavimleri etkileyen bu "aidiyet ukdesi" nin hızlandırdığını da biliyor. Lozan'da bu alanda Kürtlerin konu olduğu büyük kapışma yaşanmış. Cumhuriyet idaresi, aidiyet sorununu halletmek için "Türklük vurgusu" ndan yola çıkmış.
Bu ters tepki doğurmuş. "İslam ortak paydası" aidiyet sorununda uzun süre etkili olmuş. Ama bir yandan resmi politikada İslam'ın azaltılması, diğer yandan PKK'nın İslamsız politikaları, bölge insanının özellikle genç kesimde zihnini karıştırmış. Zamanla zihin karışıklığı daha geniş kesimleri etkilemeye başlamış.
Öyle ki, bölgenin dindar insanları bile, Ankara'nın "İslam'ı azaltma" politikaları karşısında, "Kürtlük bilinci"ni öne çıkarmaya başlamışlar. Bunun belirgin istisnası, önce Refah ve sonra da AK Parti adına bölgeye yönelen mesajda ortaya çıkmış. "Kürtlük davası" adına ortaya çıkan "İslamsız" siyasi oluşumlara ve terör örgütüne karşı refah ve Ak Parti, bölge insanından ciddi karşılık görmüş.
Özellikle şimdi AK Parti, hem bölgede, hem de ülkeye yayılmış bulunan tüm Kürt nüfusta önemli karşılık buluyor. AK Parti, hem Kuzey Irak hem PKK, hem içerdeki Kürtçü siyasi oluşumlar karşısında, bölge insanı ile Ankara arasında bir "Aidiyet unsuru" gibi duruyor. Şimdi yeniden Org. Başbuğ'a dönersek... Akla gelebilecek soru şudur:
Acaba Org. Başbuğ'un şahsında Türk Silahlı Kuvvetleri, "Aidiyet sorunu" nu hangi yöntemlerle ve kimin çözeceğini, "Dağa çıkma"nın hangi yöntemlerle ve kim tarafından önleneceğini tasarlamışlardır? Terörle mücadelenin askeri konsept dışında, kültürel, ekonomik, sosyal alanda nasıl ve kim tarafından gerçekleştirilebileceğini düşünmüşlerdir? Mesela CHP? Mesela MHP? Mesela DTP? Org. Başbuğ ve bütün olarak TSK, Ak Parti'nin kapatılmasının bölge insanındaki "Aidiyet sorunu"nu nasıl etkileyeceğini düşünmüşlerdir? Yine Başbuğ ve TSK; bugün Ak Parti'nin "Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olması" suçlamasının, bölge insanında nasıl bir etki meydana getireceğini öngörmektedir?
Yarın DTP için de kapatma veya benzeri bir suçlama söz konusu olursa, bunun "Aidiyet sorunu"ndaki yansıması ne olacaktır? Sonuçta arzulanan şey, kendini Kürt olarak tanımlayan insanlarımızın, "Ben Türkiye'de olmaktan mutluyum, ben bu ülkeyi seviyorum, ben bu ülkenin her rengini seviyorum, ben bu ülkenin başına bir şey gelmesini istemiyorum.
Evet Kuzey Irak'ta daha Kürt ağırlıklı bir yapı oluşmuştur ama, dünyanın her yerinde her etnik aidiyette insan var. Artık dünyada etnik bakımdan arındırılmış bir yapı düşünülemiyor. Türkiye benim vatanım. Doğup büyüdüğüm yer. Bin yıllardır kanımız bu toprağa karıştı. Türkiye'nin ayağının sürçmesinin dünyadaki hiçbir Kürt'e faydası olmaz." gibi duygular yaşaması lazımdır.
Bu duyguları yaşatan bir Ankara ilgisini gerçekleştirmek... Bence mesele budur. Bunu Asker'in de görmesi tabiidir, siyasetçinin görmesi de... Türkiye, sivil - asker bütün varlığı ile, bu ülkede yaşayan herkesin "Aidiyet sorunu"nda kırılmalar yaşamaması için çaba göstermesi kaçınılmazdır.
Benzeri bir hassasiyetin "inanç özgürlüğü" noktasında da gösterilmesini, bir kısım çocuğumuzun "Amerika'da, Avrupa'da bu ülkedekinden daha çok özgürlük var" değerlendirmelerine yönelmemesini sağlamak şarttır. Yoksa birilerimiz çıkar ve "Bu ülkede çoğunlukta olanlar da inanç özgürlüğü probleminden şikayet ediyor" demek zorunda kalır.
BUGÜN