Taha Akyol'un yazısı
Rektör seçimi
REKTÖR seçimlerinde en çok oy alan aday, bazen YÖK tarafından bazen Çankaya tarafından geri çevriliyor. Rektör atamaları daima tartışmalar yaratıyor.
Dün 10. Cumhurbaşkanı Sezer’i bu yüzden eleştirenlerin, şimdi Cumhurbaşkanı Gül aynı şeyi yaptığında sustuğunu söyleyenler de var!
Tuhafı şu ki, bugün Gül’ü eleştirenler, dün Sezer’in atamalarını alkışlamışlardı.
Konu çok politize olmuştur. CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Cumhuriyeti korumak için Sezer’e göz yumduk” sözü, bu politizasyonun veciz bir ifadesidir.
Şimdi size resmi bir belgeden bir alıntı sunuyorum:
“En çok oyu alan rektör adaylarının liste dışı bırakılması, YÖK’ün üniversitelerin demokratikleşmesinin önündeki engel olduğunu açıkça göstermektedir.”
Neymiş? En çok oyu alan adayı rektör olarak atamak demokrasinin gereğiymiş.
Öyle mi acaba? Devam edelim...
Çifte standart?
Yukarıdaki alıntıyı, Sayın Sezer’in, 19 Temmuz 2000’de YÖK’e yazdığı veto yazısından aldım!
Bir üniversitede en çok oyu alan bir adayı, Cumhurbaşkanı Sezer de çok seviyordu ama Kemal Gürüz’ün YÖK’ü bu ismi listeye koymamıştı.
Sezer, tuttuğu bu ismi yeni listeye koyduracak, üst üste iki defa da rektör olarak atayacaktı.
İki konuya dikkatinizi çekmek isterim:
- Üniversitedeki seçimleri kendi tercihi olan aday için demokrasinin gereği sayan Sayın Sezer, istemediği adaylar en çok oyu aldığında tereddüt bile etmeden ez az oy alan adayları rektör olarak atamaktan çekinmeyecekti!
Benim en çok eleştirdiğim konulardan biri, bu tutarsızlık!
- Sezer’in bu çifte standartlı uygulamalarını ‘cumhuriyeti korumak’ uğruna savunmak mümkün müydü? O zaman AKP yoktu! YÖK de “Kemal Gürüz’ün YÖK’ü” idi. Gürüz’ün cumhuriyetçiliğinden, laikçiliğinden kim şüphe edebilir?
Bugün Sayın Gül, AKP’den aday olmuş bir ismi rektör olarak atadı; keşke atamasıydı. Ama Sayın Gül, CHP Bilim Kurulu’nda çalışmış bir adayı da rektör olarak atamaktan kaçmadı bari. Sezer ise daima tek taraflı atamalar yapmıştı.
Yanlış olan sistemdir: Rektörleri öğretim üyelerinin seçmesi de yanlıştır, YÖK’ün eleme yapması da yanlıştır, atamayı Cumhurbaşkanı’nın yapması da yanlıştır. Bu üç katlı yanlış, kadrolaşmaları ve politizasyonu da teşvik ediyor.
Demokratik üniversite?
Demokrasi siyasi bir kavramdır, “vatandaşların eşitliği” ilkesi gereğince vatandaşlara eşit oy hakkı verir, yönetim yarışını siyasi partiler yapar.
Üniversitede ise doğru ilke, “eşitlik” değil, “liyakat”tir.
Seçim sistemi üniversitede bireysel liyakat yarışı yerine eş dost, akraba, gelin, damat, ideoloji arkadaşı gibi ‘yandaşlık partileri’ yaratıyor!
Kendi yerine eşini rektör adayı olarak hazırlamak, sadece bizde görülebilmiştir!
Erdoğan Teziç döneminde yapılan uluslararası bilimsel sempozyumda da, rektör seçimlerinin de, atamaları cumhurbaşkanının yapmasının da yanlış olduğu belirtilmiş, ‘mütevelli heyet’ benzeri yahut ‘seçici kurul’ gibi sistemler önerilmiştir.
Üniversitede ‘demokrasi’nin anlamı ‘seçim’ değildir; “akademik özgürlük” ve “özerklik”tir. Bunu da en iyi sağlayacak sistem yine mütevelli heyet benzeri sistemlerdir, “tek tip” yerine üniversiteleri çeşitlendirecek olan sistem de budur.
Bu konuda Kemal Gürüz’ün “Dünyada ve Türkiye’de Yüksek Öğretim” adlı kitabını tavsiye ederim.
MİLLİYET