Ahmet Çakır'ın yazısı...
Sporcularımızın olimpiyat başarısızlığı elbette ki ülke çapında bir üzüntüye yol açtı. Yetkili ve sorumlu kişiler arasındaki hesaplaşma da oyunların bitmesini beklemeden ortaya çıkıyor.
Spordan Sorumlu Devlet Bakanı Murat Başesgioğlu başta olmak üzere bütün ilgili ve yetkililer, daha önce defalarca dinlemek zorunda kaldığımız sözleri, sanki çok yeni ve ilginç bir şeylermiş gibi bir kez daha tekrarladılar.
Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay kardeşimiz de belediyelerin futbola ağırlık vermelerinin bu kötü sonuçta rolü olduğu yolunda bir değerlendirmeye girişti.
Öteki ilgililer de mazeret bülteni gibi açıklamalar yapıyorlar. Bunlar derde deva sözler olmaktan çok yaşanan utancı geçiştirmeye, haklı tepkileri yatıştırmaya dönük basmakalıp lafların tekrarından ibaret. Ardından bir de o vazgeçilmez hamaset! Efendim, ecdadımıza layık olamadık, falan filan...
İyi güzel de daha 1 ay öncesine kadar ilgili ve yetkili kişiler çok değişik şeyler söylüyorlardı. 2004 Atina'nın toplam 10 madalyalık performansı aşılacaktı. Hedefimiz ilk 20, hatta 15 içinde yer almaktı.
Bunlar, Çin'e giden sporcularımızı motive etmek için söylenen sözler miydi, ilgili ve yetkili kişiler gerçekten inanarak mı konuşuyorlardı, bilemeyiz.
Ama bunların ikisi de birbirinden vahim, onu bilebiliriz. İlgili ve yetkili kişiler Beijing'de iyi bir performans göstereceğimize gerçekten inanıyorlarsa, o zaman en üst düzey sporcularımızın bile ne durumda olduğunu bilmiyorlar demekti!
Bu da işlerini iyi yapamadıklarının itirafı anlamına gelirdi.
Bu durumda ne yapılabileceği noktasında sözü okurumuza bırakmak istiyoruz.
Olimpiyatta belki dökülüyoruz ama arkadaşlarımız gerçekten harika bir sayfa yapıyorlar bu işle ilgili olarak. Beijing'deki arkadaşımız Nurullah Kaya da haber ve röportajlarıyla ön plana çıkan gazeteciler arasında yer alıyor.
Kaya'nın 14 Ağustos Perşembe günkü gazetemizde yayınlanan "Olimpiyat rüyası kabus oldu" haberinin altındaki Hakan Güncer adlı okurumuzun yaptığı yorum şöyleydi:
"Çin Olimpiyat Takımı bu halde olsaydı spor bakanı hapse düşerdi. Japonya'da bakan intihar ederdi. Ama bizde hiçbir şey olmayacaktır. Bu yüzden gelecek 100 yılda da sporumuz bu durumda kalacak."
Okurumuzun görüşüne harfiyen katılıyorum. Sorumlu kişilerden de intihar filan değil ama artık farklı bir tavır bekliyoruz.
Yoksa "vaziyeti idare etmeye dönük" sözleri kişisel olarak 50 yıla yakın süredir dinliyoruz. Yaşadığımız utanç da aynı sürede kimi zaman biraz şekil değiştirerek sürüyor...
Artık yeter!
Türkiye'den pek çok yönden geri olan ülkelerin bile şaşırtıcı işler başarabildikleri bir ortamda yüzyıllık masallarla kendimizi avutmaya çalışarak nereye varabiliriz?
Nerede iyi yönetim? Nerede ciddi, planlı, disiplinli çalışma? Nerede çağdaş tesisler, dünya çapında eğiticiler? Nerede milyonlarca lisanslı sporcu?
Bunları yapamayan ya da yaptıramayanların o koltuklarda oturmalarının ne yararı var?
Hapis ve intihar elbette ki abartılı ama bu konularda artık boş laf dinlemek niyetinde olmadığımızı onlara göstermemiz lazım. Yoksa bu devran böyle sürüp gider...
Pekin değil Beijing
Açıkçası şu Beijing kelimesi bana da sempatik gelmiyor ama bu konuda duyarlı olan arkadaşlar böyle yazmak gerektiğini savunuyorlar.
Onlardan biri olan Aybars Hünalp arkadaşımız Türkiye Spor Yazarları Derneği yöneticisi olarak AIPS (Dünya Spor Yazarları Birliği) toplantısı için gittiği bu kentte, durumu öğrenip bize de aktarmıştı. Aynı zamanda Show TV Spor Müdürü olan kardeşimizin verdiği bilgiye göre, yabancıların İstanbul'dan Konstantinapol olarak söz etmeleri bize nasıl geliyorsa Çinliler için de bu kente Pekin denilmesi aynı etkiyi yapıyordu.
O nedenle belki de herkesten çok bizim bu konuda duyarlı olmamız gerekirdi. Nitekim aynı toplantıda bulunmuş olan ve şu anda da Hürriyet'teki görevinin yanında aynı zamanda AIPS Genel Sekreteri olarak da bu kentte bütün dünya gazetecilerine hizmet vermeye çalışan TSYD Genel Başkanı Esat Yılmaer dostumuz bu özeni gösteriyor. Göze ve kulağa biraz ters gelse de Beijing diye yazıp söylemeyi kısa sürede öğrenebiliriz sanıyorum.
Zaman