Ana Sayfam Yap | Son Dakika Ekle | Sık Kullanılanlara Ekle | Üye Ol | Üye Girişi | Künye | İletişim | Reklam

 

SONDAKİKA

* MSN gezginleri bunu kulağınıza küpe edin * Şaban Dişli olanları anlattı, suçsuzum dedi * Ev sahibine iyi kiracıya yönelik kötü haber * Petrol istasyonuna yıldırım düştü: 3 kişi öldü * MÜSİAD'a başkan olmak için gerekli iki kriter * 700 genç işadamı Girişimcilik Kongresinde * CHP'nin geni çarşafa müsait değil, ama!... * İnsanlık yaşadıkça 'Umut'lar tükenmez * 'Selvi Boylum, Al Yazmalım' kayboldu * Dünyaya esrarengiz ışık bombardımanı

Ana Sayfaya Dön

 

'Türk basını memleketi yıkmak üzere gönderildi'

26 Ağustos 2008 Salı : 15:11

Gazeteci - Yazar Mehmet Ali Bulut, 'Türk basını aslında Türk basını değildir. Avrupa'dan Osmanlı'yı yıkmak ve Abdülhamit’i kızıl sultana dönüştürmek için gönderildi' dedi.

 

 

 

Gazeteci-Yazar Mehmet Ali Bulut, Türkiye'deki gazetecilik hakkında ciddi eleştirilerde bulunarak 'Türk basını aslında Türk basını değildir. Çünkü bizim gazeteciliğimiz Paris’te Londra’da tohumlandı -döllendi' ifadesini kullanarak 'Saltanatı, daha doğrusu memleketi yıkmak üzere ülkeye gönderildi.' diye konuştu. Osmanlı'yı yıkmak ve Abdülhamit’i kızıl sultana dönüştürmek için herşeye kulp takıldığını kaydeden Bulut, 'Bunu başardı. Ama hızını alamadı. Muhalefet hastalığını milli mücadeleye karşı da sürdürdü. Daha sonra milli olan her şeye yöneltti. Kurtulamıyor. Kurtulacağı ihtimali de gözükmüyor. Nitekim şu anda da Türk milletinin örfü, adeti, ananesi, dini tukakadır' şeklinde konuştu. Fahri Sarrafoğlu'nun basın sektörü ve gazetecilik üzerine sorularını yanıtlayan Bugün Gazetesi Yurt Haberleri Müdürü Mehmet Ali Bulut Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne kadar Türk gazeteciliğinin gerçek yüzünü anlattı.

“Habere ve haberciye ekmek kadar, hava kadar ihtiyaç olacak”

* Sizce basın sektörü neden gerekli?

Basın sektörü modern zamanların hava ve ekmek kadar önemli ve vazgeçilmez sektörü haline geldi. Çünkü vicdanı hür, fikri aydınlanmış bir insanın en büyük temel tüketim maddelerinden biri de –belki en başta gelir- bilgidir. Eskiden ağalık vardı, saltanat vardı, diğerleri reaya idi. Fikri olması gerekmiyordu, işlerin nasıl idare edildiği, iyi mi kötü mü idare edildiği pek vatandaşı ilgilendirmezdi. Ama insanlık sonunda –bedelinin neler olduğunu az çok hepimiz biliyoruz- kendi kendisini idare edecek kemale geldiği için önce hürriyet, sonra cumhuriyet ve ardından demokrasi hayat tarzı oldu.

18. yüzyılın başında bilimsel gelişmeyi, 19. yüzyılda hürriyetleri ve aydınlanmayı, 20. yüzyılda demokrasiyi ve vicdan hürriyetini ve ardından teknolojik konforu tanıdı insanlık. Çünkü dünyamızın bu çağlarda girdiği evrensel limanlarda bu meta’lar satılıyordu. İşte bilişim ve olup bitenden haberdar olma arzusu da o tarihlerde gemiye yüklendi.

Son çeyrek yüzyılda hayatımıza iyice giren borsa, o çağın ipuçlarını çok iyi vermektedir. İnsanların bireyselleştiği, binaların değil belki bir binanın odaları arasında bile teknolojik imkânlarla haberleşildiği, “hard bireysellik” çağına giriyoruz. Öyle bir zamanda habere, haberciye ve iletişimciye, ekmek kadar, hava kadar ihtiyaç olacak. Dolayısıyla basın sektörü olmazsa olmaz bir konuma yükselecek. Dünyanın en ünlü zenginlerine bakarsanız neredeyse hepsi iletişim teknolojisi alanında hizmet verenler. İleride  belki silah tüccarları da gazete yoluyla savaşmanın daha etkili olduğunu görerek fabrikalarını ‘medya towers’lara dönüştürebilirler..

* Gazeteci olmak yerine  başka sektörde çalışmak ister miydiniz?

Başlangıçtaki seçimime bir şey diyemem. Çünkü Türkiye’de, kişinin arzu ettiği mesleği yapmasının şansı yüzde bir veya iki olabilir. O da bayağı şanslı olmak şartıyla. Diğerlerinin tamamı zorunlu olarak bir işi meslek edinirler. O yüzden bizde işler kerhen yapılır. Çünkü ya yaptığınız işi sevmiyorsunuzdur veya başka yapacak iş bulamadığınız için onu yapıyorsunuzdur. Devlet dairelerine gidin, herkesin suratı asıktır. Çünkü kimse yaptığı işten memnun değildir. Dolayısıyla benim de sevdiğim işi yapma garantim olmayabilirdi.

Gazetecilik dışında bir şey diyorsanız, genetik mühendisliği olabilirdi, o da bizde olmadığına göre elimizde kaldı gazetecilik, belki bir parça öğretmenlik olabilirdi. Mamafih olabilecek imkanım oldu ama 657 sayılı yasanın içine dahil olmamak için reddettim.

 “İnsan ancak yaradılışındaki kodun gerektirdiği alanda çalışırsa mutlu olur.”

* Gazetecilikte aradığınızı bulabildiniz mi?

Hem evet hem hayır. Evet, nispeten sevdiğim işi yaptım. Hayır, çünkü hep sağ basında çalıştığım için, adam gibi bir maaş almak için üç beş iş birlikte yapmak zorunda kaldım. Fakat bugün geriye dönüp baktığımda yine de şunu diyebiliyorum; “Ben zaten başka bir şey yapamazdım ki!”

İnsan tabiatı üzerine kendimce yaptığım araştırmalar ve çalışmalar bana şunu gösterdi ki, aslında insanlar da arılar ve karıncalar gibi ta baştan itibaren kodlanarak geliyorlar. Size tuhaf gelebilir ama böyle. Yani kim ne olacak ve ne olmalı baştan itibaren bellidir. Ancak insan fiillerinde muhayyer bırakıldığı için bazen –belki de çoğu kere demek gerekir- tabiatının gerektirdiği işin ne olması gerektiğini bulamaz ve bir ömür mutsuz yaşar. Çünkü insan ancak yaradılışındaki kodun gerektirdiği alanda çalışırsa mutlu olur.

* İletişimcilerin, gazetecilerin özelliklerinden bahseder misiniz?

İletişimci bir tabiata sahip birinin başka bir iş yapması mümkün değildir. Şöyle basit bir ölçü vereyim. Tabii ki bu mutlak bir ölçü değildir ama ortalama yüzde seksen iletişimcide şahadet parmağı yüzük parmağından uzundur veya denktir. Ayrıca gerçek habercinin ve iletişimcinin kendine has bir kimyası ve zekası vardır. O, kesinlikle sıradan bir insan değildir. Baktığı şeyi bütün detayı ile görür ve asıl ‘yasak’ dendikten sonra o yasaklanan bilginin peşine düşen ve onu elde edendir.
Söze kendinden bir şey katmaz. Sahip olduğu bilgi kendi aleyhine olsa bile onu olduğu gibi aktarır. Doğru olanı aktarmaktan korkmaz. O bilgiyi, birisini kasıtlı bir şekilde mağdur edilmesi amacıyla kullanmaz. Suçlamışsa suçladığının fikrini de almıştır. Bunu yapmayan ne gazetecidir, ne de gazeteci kimyası vardır. Her meslekte hokkabazlar olduğu gibi bizde de olur.
Dolayısıyla, gerçek bir iletişimci tabiatına sahip olan bir insanın başka sektörde mutlu olması mümkün değil. Kendim için de zaman zaman ”nereden girdik bu sektöre” demişliğim olmuştur ama bu da çalıştığım çoğu medya patronlarının, çalışanlarının kıymetini bilmemelerinden kaynaklanan bir yakınma olmuştur. Meslekten değil.
Yani bana sorarsanız “iyi ki iletişimci olmuşum” derim ve diyorum. Bir daha gelsem çok daha donanımlı ve kendini yetiştirmiş bir eleman olarak medyada görev almak isterdim. Hele benim haber ve haberciliğe atfettiğim değer açısından düşünürsek, bana göre habercilik gerçekten peygamberlik gibi kutsal bir iştir. Tabii yaptığının idrakinde olana.

“Türkiye’de gazeteci olmak çok zor. Sizin görevinizi iyi ve doğru yapıyor olmanız yetmiyor.”

* Günümüz basın camiasının genel durumu hakkında ne dersiniz?

 Bu soruya cevap vermekte sıkıntı çektiğimi söyleyebilirim. Çünkü bugün medya gerçek anlamda, meslekten gelenlerin elinde değil. Habercilik yapıp da sonradan gazete patronu olmuş birini biliyor musunuz?
Türk basınının içinde bulunduğu durumu formüle etmek çok zor. Çünkü formülde yer alan ve neticeyi çok ciddi şekilde etkileyen  X vektörüne atfedilen değer herkese göre farklı. Bir zamanlar bir kurumda basın danışmanlığı yapıyordum. Bazen bürokratlar basından yakınırken “bir kısım medya” derlerdi. Onların kast ettiği “bir kısım medya” ile, bizim askerlerin kast ettiği “bir kısım medya” farklıydı.

Yani görüyorsun ki Türkiye’de gazeteci olmak çok zor. Sizin görevinizi iyi ve doğru yapıyor olmanız yetmiyor.

MEDYADA AYIRIMCILIK OLMAZ

Medya arasındaki akreditasyon ayrımları hakkında ne düşünüyorsunuz?
 Birinin ‘akridite’ ettiği ‘bir kısım medya’yı öbürü ‘vatan haini’ gibi görüyor, diğerinin ‘akridite’ ettiği ‘bir kısım medyayı’ diğerleri de “mürteci” biliyor. Şimdi “ihanetçiler” ve ‘ulusalcılar” da geldi.

 Bu durumu pek de yadırgamamalıyız. Madem ki değişik fikirler var, bu fikirlerin, kendilerini      piyasaya arz etmelerine vasıta olacak medya mecraları da olacak.
 Aslında ahlaki formların oturtulduğu ve haberin içeriğinin ve vak’anın gerçekçiliğinin kutsal sayıldığı bir ortamda her kafadan bir ses çıkması zenginliktir.
 Ama  ta baştan, daha haber yapılırken, o haber, muhabirin dünya görüşü çerçevesinde şekilleniyor. Muhabir kendini ne kadar soyutlarsa soyutlasın, bakış açısı ancak dünya görüşünün adeselerinden geçtiği için ister istemez inancını ve yaklaşımını haberin içine akıtıyor. O haber bir de haber merkezinde çarpıtılınca, kimse bilgiyi ve haberi kaynağındaki saflıkla alamıyor. O yüzden bugün en temiz haber bile bulanık bir suya benziyor. Özelikle ekonomik ve siyasi haberler tamamen güdümlü haberler. Yangın, sel ve semavi afetlere bile kuyruk takılan bir ülkede yaşıyoruz. Türk medyasının en temel sorunlarından biri budur.

“Bizim gazeteciliğimiz memleketi yıkmak üzere gönderildi”

Diğeri ise ta baştan beri beraberinde getirdiği ‘muhalefet’ yaklaşımı. Biliyorsunuz, Türk basını aslında Türk basını değildir. Bunu böyle dediğime kızmayın. Çünkü bizim gazeteciliğimiz Paris’te Londra’da tohumlandı -döllendi diyelim daha doğru anlaşılır-  ve
saltanatı, daha doğrusu memleketi yıkmak üzere ülkeye gönderildi.
Hep muhalifti. Hiçbir şey doğru değildi. Doğru yapılan işlere de birer kulp takılıyordu. Temel bir misyon vardı; Osmanlıyı yıkmak, Abdülhamit’i kızıl sultana dönüştürmek. Bunu başardı. Ama hızını alamadı. Bu muhalefet hastalığını milli mücadeleye karşı da sürdürdü. Daha sonra milli olan her şeye yöneltti. Kurtulamıyor. Kurtulacağı ihtimali de gözükmüyor. Nitekim şu anda da Türk milletinin örfü, adeti, ananesi, dini tukakadır.

Türk medyasının ikinci en büyük problemi de budur.

“Artık haberin ve habercinin kıymetini bilen patron yok”

Bir diğer sıkıntısı ise, yukarıda da temas ettiğim gibi patronlarıdır. Rahmetli Kemal Ilıcak, Sedat Simavi, Karacan gibi gazetecilikten gelen ve anlayan, muhabirin kıymetini bilen, dolayısıyla haberin kutsallığına inanan patron yok. Haberin kıymeti de yok.

Eskiden Genel Yayın Müdürü vardı patronun adamı. Yazı İşleri Müdürü vardı; Genel Yayın Müdürü ile halkı temsil eden haber müdürü arasında dengeyi sağlardı. Haber müdürleri ise, sadece haberi, yalnızca haberin doğruluğunu esas alırlardı ve mücadele ederlerdi.

Haber müdürlüğü ölünce habercilik de öldü. Şimdi genel yayın yönetmeni var, sayfa editörleri var vs. Patron sayfanın başına geçebilen herkesi kendi yanına çektiği için, haberin tarafını, itibarını, izzetini konuyacak kimse kalmadı sayfa başında.

 Dolayısıyla artık, az kirletilmiş bilgiye ve az maksatlı bilgiye razı olacağız.

“Artık basın kartı sadece belediye otobüslerinde geçiyor”

O yüzden habercinin de gazetecinin de gazeteci örgütlerinin de hiçbir saygınlığı kalmadı. Bakın basın kartının bir saygınlığı, kıymeti, değeri kaldı mı? Bir tek belediye otobüslerinde geçiyor,  o da belediye başkanlarının himmetiyle. Halk otobüsünde basın kartınızı gösterdiğinizde, ilgili müstehzi bir gülümseme ile “O nadir hamşarim” diyor size. Eskiden bir gazeteci bir otobüse bindiğinde şoför için onur sayılırdı. Hatta bulmuşken çevresinde şahid olduğu haksızlık ve yanlışları aktarırdı ki bunun doğrudan hükümete ulaştırılacağına inanırdı.Şimdi ise kim takar gazeteciyi.
Bakmayın büyük büyük paralarla yüksek tepelerde oturan ve halk adına tepeden bakmacı ahkam kesen gazetecilere. Onlar ne halkı temsil ediyorlar ne de halkın nabzını tutabiliyorlar. Son 25 yıldır birinin isabetli karar verdiğine şahit oldunuz mu? Halkın ne düşündüğünü bilen, yaptığı tahmini isabetli çıkan kaç büyük gazeteci kaldı ki. Bugün gazeteci, iyi atan, attığı tutmadığı zaman da büyük ve pişkin bir atraksiyonla yine kendisini üste çıkaran daima kendisi haklı olan bir yaratık. Siyasetçi, sporcu vs başarısız olduğu zaman neden istifa etmiyorsun diye bağırır ama kendisi yüz kere isabetsizlik yapsa mazurdur. O yüzden de halk nezdinde, siyasetçiden sonra itibarı en diplerde olan sektör basın sektörüdür.

Bu sektörün itibarının nerelerden nerelere düştüğünü anlamak isteyenler, çok basit bir şekilde, basın kartının son 20 yıl içinde geçirdiği serüvene ve kıymet kaybına bakarak, gazetecinin ve gazeteciliğin Türkiye’de düşürüldüğü hali anlarlar.

“İletişim fakülteleri, mesleği bilen değil, mesleğe yabancı olmayan tipler üretiyor.”

* Türkiye'de iletişim alanında birçok okul var. Sizce yeterli ve gerekli eğitim   verilebiliyor mu? Daha doğrusu nasıl bir iletişim eğitimi verilmeli?

 Doğrusu basın yayın ve/veya iletişim fakültelerinin yeterli ve gerekli eğitimi verip vermediğini bilemiyorum. Bu konuda yeterli bilgim yok. Gerçi bir gazeteci olarak her konuda olduğu gibi bu konuda da bir şeyler “sallayabilirim”. Tutarsa bilmeden tutturduğum için dahi olurum. Tutmazsa zararı yok, der geçerim.
İşin şakası bir yana, staj için gelen son sınıf öğrencilerinden biliyorum ki iletişim fakülteleri, mesleği bilen değil, mesleğe yabancı olmayan tipler üretiyor. Sanırım amacı da bu. Zaten bir meslek içine girilmeden de tam anlaşılmaz.
Türkiye’nin hangi üniversitesi amaca uygun eğitim verebiliyor ki iletişim fakülteleri veya basın yayın yüksek okullarından da aynı neticeleri bekleyelim. Elbette her fakültede mesleğin teorisi ile ilgili malumat aktarılıyordur. Gerekli bilgiler veriliyordur ama bu bilgiler gençlerin gelip bilgisayarın başına oturup hemen iş yapabilmelerini sağlayacak bir bilgi değildir ve olamaz da zaten.
Mamafih, üniversiteler ve fakülteler zaten meslek eğitimi vermezler, neyi nasıl yapmaları gerektiğinin yöntemini öğretirler. İşte tartışılması gereken bu. Bir zamanlar bir inceleme okumuştum eğitim üzerine, fakülteler insana bilgi öğretmez, bilgiye nasıl ulaşacağının yollarını öğretir. İşletme fakülteleri bunu yapabiliyorsa yeter. Gerisi dirsek çürütmekle olur.
Asıl değinmek istediğim yönü meslek etiği ve anlayışıdır. Çünkü  neticede ahlak ve etik de bir eğitim sorunudur. Ben fakültelerde öğrenciye, habercilik ahlakı konusunda yeterli hassasiyet kazandırıldığı kanaatinde değilim.

“Medyanın gücü atom bombasıyla eşdeğer.”

 *Medyanın günümüzdeki konumlandırılması ve gücü hakkında neler düşünüyorsunuz?

Galiba medya, artık sadece bir haber ve iletişim aracı olmaktan çıktı. Bir sömürü, savaş ve yönlendirme aracı haline geldi. Bana göre bir ülkenin dünya genelinde itibar edilir bir ajansa sahip olması, teknolojik açıdan, atom bombasına sahip olmakla eş değerdedir. Görüyorsunuz, kimse atom bombasını kullanmıyor. Ama elinizde atom bombasının bulunması caydırıcıdır. Başınıza bir takım maceraların açılmasını engeller.

İyi ve güçlü bir ajans da öyledir. Hele bu ajans Reuters gibi, servise koyduğu her 100 kelimeden 16’sının aynı zamanda propaganda içermesini mahzurlu görmüyorsa, milyar dolarlarla yapamayacağınız propagandanızı yapar ve üstelik de para kazanırsınız.

Dikkat ederseniz, savaşlar bile artık medyatik. Bu açıdan medya geleceğin bir numaralı mesleğidir. Diğer sektörlerin hepsi, siyaset dahil, medya için birer materyalden ibarettir. Hatta hükümetler bile.

Biz dünyayı liderlerin yönettiğine inanırız. Oysa o liderleri parmağının ucunda oynatan genel yayın yönetmenleridir. Türkiye özelinde baktığımızda, hangi siyasi lider, Sayın Özkök’ün dediklerini yok sayabiliyor ki.

Dolayısıyla diyebiliriz ki, geleceğin yöneticilerini yönetecek insanları yetiştiren bu fakültelerin en vazgeçilmez dersi, karakter ve etik olmalıdır. İnsanlığın ve belki de dünyamızın geleceği bu insanların düzgün ve erdemli yetiştirilmelerine bağlıdır.
Abarttığımı sanmıyorum. Aksine yetersiz kaldığımı düşünüyorum. Gazeteci, gelecek dünyasının simyacısıdır. 

* Genç iletişimcilere öğütleriniz nelerdir?

 Sanırım bu soruya cevap verdim. Ben iyi bir iletişimci olmanın biraz da kimya işi olduğuna inanıyorum. Ama bu aynı zamanda çok yüksek ve kaliteli bir eğitimin gereksiz olduğu  anlamına gelmez. Leonardo Da Vinci gibi huda-nabit yetenekler milyonda bir gelir. Deha, bile ancak sağlıklı bir eğitim ile yaratıcılık kazanabilir.

Tabii mesleğin imkan ve teknolojilerini de sürekli takip etmek gerekiyor. Çünkü öğrenilen bilgilerin içinde yüzde 65’i 3 gün içinde unutuluyor. Fakülteden yeni mezun olmuş bir öğrenci, eğer mesleği ile ilgili gelişmeleri takip edip bildiklerini güncellemezse bir yıl sonra  bilgilerinin yüzde 57’sini kaybediyor. Kırk beş yaşına geldiğinde ise artık tamamen geriye dönmüş oluyor.
Dolayısıyla gençlerin sürekli ama sürekli bilgilerini taze tutmaları ve bilgilerine  yeni bilgiler eklemeleri gerekiyor. Bu da yılda en az 6 hafta mesleki bilgiler sunan bir seminer izlemeyi veya araştırmayı gerekli kılıyor…

* İnternet gazeteciliği konusunda Türkiye de gelinen nokta konusunda değerlendirmenizi alabilir miyiz?

 Bu konuda da yeterli ve yetkin bir fikir sahibi değilim ama son dönemlerde internet gazeteciliğinin hızlı bir gelişme gösterdiğini söylemek için çok ciddi bir bilgi gerekmiyor. Evet internet haberciliği hızla gelişiyor. Fazla bir masraf gerektirmediği için şimdilik pıtırak gibi site kuruluyor ama ileride sektörün kullanacağı pasta belirlendiğinde büyük balıkların bu alanda da küçük balıkları yutacağını tahmin ediyorum. Orada da bir tekelleşmeye gidilebilir.
Türkiye’de internet yayancılığının yasaları henüz oluşmadığı için, internet gazeteciliği, hayatının en rahat ve özgür zamanlarını yaşıyor.

Öyle sanıyorum ki yakında internet polisi, internet karakolları devreye girdiği gibi internet yasaları da devreye girer ve internet gazeteciliği bu özgürlüğünü kaybeder.

Mamafih her şeye rağmen dünya hızla küçülüyor. Ve gerçekten bir köyden ibaret hale geliyor ama bu küçülme herkese yaşama hakkı getireceğine, korkuyorum ki çoğu için daralma ve hayat alanından silinmeyi de beraberinde getirecek.

Küçük ve kalitesiz mal üreten firmalar nasıl ki, büyük ve organize çalışan büyük firmalar karşısında bir bir mağlup oluyorlar, aynı şey internet medyacılığını da bekliyor. Murcuch’un gelip Türkiye’de televizyon kurması, gazete peşinde koşması gösteriyor ki, ileride, ülkelerin milli yayın yapacak gazete ev televizyonları, küresel yayın yapan ve küresel çapta yaygınlık kazanmış medya devleri karşısında kahraman bakkal dev markete karşı dramını oynayacak…

Yine de önümüzdeki 15-20 yıl içinde kağıtla yapılan iletişimin kalkabileceğini veya değerini yitirebileceğini sanmıyorum. İnsan oğlunun görebilmek duyabilmek kadar tutabilmek ihtiyacı da var ve bu da şiir şekilde varlığını sürdürür.

MEHMET ALİ BULUT KİMDİR?

1954’te Gaziantep ilçesinin Kerküt köyünde doğdu. İlkokulu burada tamamladı. Gaziantep İmam Hatip Lisesini ve ardından Gaziantep Lisesini bitirdi. 1978 yılında İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arap ve Fars Dilleri ve Edebiyatları Bölümü’nden mezun oldu. Aynı Fakülte’nin Tarih Bölümünde doktora tezi hazırlamaya başladı.
1979 yılında Tercüman Gazetesi’ne girdi. Tercüman Kütüphanesinin kurulması ve kitapların tasnifinde görev aldı.
Bir çok kitap ve ansiklopedinin yazılmasına ve hazırlanmasına katkıda bulundu...
Daha sonra gazetenin, haber merkezi ve yurt haberlerinde çalıştı. Yurt Haberler Müdürü oldu. Köşe yazıları yazdı...

1991 yılında Haber koordinatörü olarak Ortadoğu Gazetesi’ne geçti. Bu gazete 5 yıl süreyle köşe yazarlığı yaptı. Yeni Sayfa ve Önce Vatan Gazetelerinde günlük yazıları ve araştırmaları yayınlandı.

1993 yılında haber editörü olarak İhlas Haber Ajansı’na girdi. 7 ay sonra ajansın habür müdürlüğüne getirildi. Mahalli bir ajans konumundaki İhlas Haber Ajansı, onun haber müdürlüğü döneminde Türkiye’nin ve ortodoğu’nun en büyük görüntülü haber ajansı konumuna yükseldi.

1997 yılında bir grup arkadaşıyla birlikte Veri Haber Ajansı’nı kurdu. Finansal sıkıntılardan dolayı Ajansı kapattı. 1999 yılında BRT Televizyonuna girdi. Haber editörü ve program yapımcısı olarak görev yaptı.

Karakter Tahlilleri, Dört Halifenin Hayatı, Rüya Tabirleri, Asya’nın Ayak Sesleri, Ansiklopedik İslam Sözlüğü, Türkçe Dualar gibi yayınlanmış eserleri ve X ve Z, Hikayeler Kitabı gibi yayınlanma aşamasında olan çeşitli eserleri bulunmaktadır.  Çeşitli dergilerde yayınlanmış çok sayıda makalesi, şiirleri bulunan Mehmet Ali Bulut evli ve bir kızı vardır.

BSF

 

Safya Başı

   

   

   
     

Toplam (0) adet  yorum eklenmiştir.

Yorumların Tamamı İçin Tıklayınız.
 
Şaban Dişli olanları anlattı, suçsuzum dedi
CHP'li Kılıçdaroğlu'nun 1 milyon dolarlık iş takibiyle suçladığı ve sonrasında AK Parti'den isita ed
MÜSİAD'a başkan olmak için gerekli iki kriter
MÜSİAD Başkanı Vardan, işçi çıkarmanın sosyal patlama yaratacağını söyledi. Vardan 'Eğer işçi çıkarı
İsmet Berkan: 'Milliyet'ten haber saklıyoruz'
Habertürk.com Genel Yayın Yönetmeni Gülin Yıldırımkaya İsmet Berkan’la söyleşi yaptı. Radikal Genel
Bulaç: 'Kardeşlik hukuku hayata geçirilmeli'
Sosyolog Ali Bulaç Türkiye’de çatışma potansiyelinin bulunduğunu belirterek, sorunun kardeşlik hukuk
'Mübadele barışcıl olmadı 200 bin kişi öldü'
Doç. Dr. Onur Yıldırım: Arada diplomasi vardı diye mübadele barışçıl olmadı. Büyük dramlar yaşandı.
'Ya sev ya terk et' sözünün sahibi bulundu
Erdoğan'ın Hakkari'de sarf ettiği sözler, 'Ya sev ya terk et' çağrışımı yaptırdı. MHP sözü kabul ete
Başbakan'ın 'ölümüne bir yolculuk' emri...
Birinci ağızdan, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'ten, Başbakan Erdoğan'ın riskli, bir o kadar da
Mardin'e 'öteki' kapısından girilir
Siz de Mardin'i uzakta bir şehir olarak bilenlerdenseniz, Ressam İsmet Yedikardeş'in rehberliğinde '
Koru: Erdoğan'ın feverancı bir üslubu var!
'Obama gibi geldiler, Bush gibi oldular' sözüyle Erdoğan'la arası açılan Fehmi Koru konuştu. Koru, E
''Ne SHP ne CHP, Ankaralı Murat'ım ben''
Murat Karayalçın, SHP genel başkanı ama CHP'nin Ankara Belediye başkan adayı. Baykal ve Karayalçın m
Çiçek: 'Siyaseti her an bırakabilirim'
Evinin kapısını Sabah muhabirine açan Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek'in, sohbet sırasında bir an gö
Sırp Müslümanlar üzerinde oynanan oyun
İHH’nın düzenlediği Balkan Sempozyumu’na katılan Sırbistan İslam Toplumu Başmüftüsü Muammer Zukorlic
Ali Müfit Gürtuna: 'Endişeliyim'
Ali Müfit Gürtuna, Türkiye'nin Güç kaybı yaşadığını savunarak 'Ben buna yavaş ölüm' diyorum dedi. Gü
Hala Aktütün'de milletin vicdanı onarılmadı
Demokrat Parti Genel Başkanı Süleyman Soylu, 'Aktütün'de milletin vicdanı onarılmadı' diyerek önemli
Bağlı: ''DTP kapatılmak için tırmandırıyor''
Dicle Üniversitesi Öğretim Üyesi Sosyolog Doç. Dr. Mazhar Bağlı, DTP'nin son günlerdeki eylemlerinin

n

Prof.Noam Chomsky Obama'dan kuşkulu

n

Arslan: 'Karım bile beni istihbaratçı sanıyor'

n

Kumburgaz’daki görüntüleri artık tescilli 

n

Yahudiydiler ailecek Müslümanlığı seçtiler

n

Türkiye'de asıl baskıyı başı açıklar yapıyor

n

Reyting terörü, silahlı terörden tehlikeli

n

'Adına şefkat dediğimiz her ânımız şiddet'

n

Türkiye, yeni ekonomik düzenin kilit ülkesi

n

Asimilasyon politikası artık sürdürülemez

n

2002'de istifa etti.Şimdi genel başkan oldu

n

'Taşrada büyümesem yazar olamazdım'

n

Darbe Günlükleri'nin perde arkası

n

'Bu aralar Türklerin psikolojisi bozuk gibi'

n

Modern olmak için açık olmak şart mı?

n

Rıdvan Dilmen: ''Artık gol olur demiyorum''

n

Bir dönemin Halis Ağa'sından çarpıcı itiraf

n

Taşrada büyümeseydim yazar olamazdım

n

Kurtulmuş: 'Ahmet Hakan mahçup olacak'

n

Alman müzisyen Julia'nın hidayet öyküsü

n

'1 Numara' Fenerbahçe'deki gizli ofisinde

n

Ha internet, ha alkol ha kokain! Fark yok!..

n

''Başbuğ, Aktütün'de ne olduğunu biliyor''

n

Mete Göktürk: 'Bu dava en az bir yıl sürer'

n

'Ülkemizi ve dinimizi korumak istiyoruz'

n

Ali Tezel'in cevap veremediği soru neydi?

n

''27 Mayıs yaşanmasaydı; ev hanımıydım''

n

Hrant mı, yoksa onu öldürenler mi?

n

'Darbecileri alkışlayanlar sinirimi bozuyor'

n

''JİTEM, Ergenekon'un Güneydoğu şubesi''

n

Erdoğan - Doğan tartışması kayıkçı kavgası değil

n

Türköne: ''Askeri devlet kurmak istiyorlar''

n

'PKK'nın içinde farklı taşeron gruplar var'

n

Bediüzzaman'ın eserleri sayesinde Müslüman oldum

n

28 Şubat ve Ergenekon'un Kirli Para Trafiği

n

Erhan Göksel'den eski paşaya ağır itham

n

İsrail’in eline düşseydim kesin öldürürlerdi

n

Bediüzzaman'a mesaj taşıyan milletvekili

n

Doğan'dan Başbakan Erdoğan'a zeytin dalı

n

'Baykal devlet içinde illegal yapının adamı'

n