Ahmet Çakır'ın yazısı
Aslan, İstanbul'da kaybettiğini Bükreş'te bulamadı
G.Saray'ın evinde kaybettiğini Bükreş'te bulmasının mümkün olmadığını futboldan anlayan herkes rahatlıkla görebilmişti.
Hatta şunu da söyleyebilirim; bu maç için Romanya'ya gitmenin hiç içimden gelmeyişinin sebebi de buydu. Nitekim karşılaşmayı televizyondan seyrederken de aynı azabı yaşadım.
Sarı-Kırmızılı takım için bütün sezon boyunca oynanacak en önemli maçların bunlar olduğunu kavrayamamış bir teknik adamla sezona başlamak bir talihsizlikti. Yönetim teknik adamın bu zaafını çok geç fark etti. Aynı gecikme transferlerde de söz konusu olunca 10 milyon Euro'nun üzerinde bir para uçup gitmiş oldu. Sadece para değil aynı zamanda G.Saray'ı bütün bir sezon yıpratabilecek olan ağır bir kayba uğranıldı. Maçın ofsayt bir golle kaybedilmiş olması da adeta geçmişte yaşanan buna benzer kayıpların bir tekrarı gibiydi. Trömsö faciasında da başrolü oynayan ofsayt bir goldü ama tarih onları değil G.Saray'ın bir kasaba takımına elendiğini yazıyordu. İstanbul'daki maçta asla yapılmaması gereken iki hatayla yenilen gollerin çok pahalıya mal olacağı açıktı. Nitekim öyle oldu. Steaua Bükreş, Şampiyonlar Ligi'ni Cim Bom'dan çok daha fazla istiyordu. Ve eline geçen şansı da kaçıracak gibi değildi. Sadece maçın başında Kewell'ın direkten dönen şutunun gol olması halinde bir şeyler değişebilirdi. Ancak siz işin gereğini yapamayıp da böyle şeylere sığınmaya kalkarsanız başınıza neler geleceği bellidir. Elbette ki Sarı-Kırmızılı takımın şanssızlıkları da oldu. Örneğin üst üste gelen sakatlıklar yüzünden sağbekte Linderoth'a yer vermeyi gerektirecek kadro düzülmesi bir talihsizlikti. Çünkü bu futbolcunun aylardır uzak kaldığı futbola böyle bir maçta dönüp de üst düzey futbol oynamasını beklemek saflık olurdu. Nitekim İsveçli futbolcu, maçın ilk bölümünde neredeyse bütün topları rakibe attı. Sonrasında da sözü edilmeye değer bir etkinlik gösteremedi.
Steaua Bükreş, neyi nasıl yapması gerektiğini biliyordu. G.Saray'ı gole götürecek yolun Arda'dan geçtiğini iyi anlamışlardı. Onu oynayamaz hale getirdikten sonra da fazla bir sıkıntıları kalmadı. Arda'nın yıldırıcı markajdan kurtulmak için kanat değiştirmesi işi fazla değiştirmedi.
Oyunun son bölümünde Teknik Direktör Skibbe'nin Hasan ve Ümit Karan'ı oyuna alması hazin bir çaresizlik ifadesiydi. Çünkü ne Hasan'ın böyle bir karşılaşmada gereksiz sinirden başka ortaya koyabilecek bir şeyi vardı, ne de epeydir oynamayan Ümit Karan'ın bir şeyler yapması mümkündü. Sadece Arda'nın olağanüstü çırpınışı sanki bir şeyler olabilirmiş gibi görünümler oluşturdu, ama hepsi o kadar. İlk maçın golcüsü Nonda'nın da etkisiz bir gece yaşaması nedeniyle Sarı-Kırmızılı takım teslim bayrağını çekti ve Şampiyonlar Ligi ön elemesinde ilk kez maç kaybederek elendi. Elbette ki futbolda böyle kayıplar var. Ama bu kayıp Sarı-Kırmızılı takıma tahmin edilenden çok da pahalıya mal olabilir.
ZAMAN