İzzet Taşkıran'ın haberi
Moral FM’e konuşan Yeni Şafak Yazarı Ekonomist İbrahim Kahveci, Başbakan Erdoğan’ın açıklamalarıyla gündeme gelen “yetim hakkı” konusunda çarpıcı açıklamalar yaptı.
İlgiyle dinlenen “Basında Bugün” programında Sırrı Er’in sorularını cevaplayan Kahveci, “Ülkede halkın ve yetimin hakkını sadece siyasilerin yediği düşünülür fakat asıl yetim hakkını son yıllarda hızla çoğalan devlet kurumlarından bağımsız olarak çalışan kurullar yiyor” dedi.
“Böyle bir ortamda Erdoğan’ın bahsettiği yetim hakkı sözünü kendini iktidarını ve partisini bağlayacak şekilde kullanılmışsa ciddi bir sıkıntı yaratır.” diyen Kahveci “Bu kurulların sıkı bir şekilde denetlenmesi gerekiyor. Aksi takdirde Erdoğan’ın yetim hakkı sözü havada kalır.” diye konuştu.
Ekonomi alanında farklı fikirleriyle dikkat çeken Yeni Şafak Yazarı Kahveci, bağımsız kurulların Türkiye’de çok hayati bir mevkide olduğunun altını çizerek “Bakıyorsunuz ki bir kurulun aldığı herhangi bir karar milyarca dolarlık etki oluşturabiliyor ya da milyarlarca dolar bir anda el değiştiriyor. Bu sebeple yetim hakkı sözünün gitmesi gereken adresi bağımsız kurulların kararlarıdır.” dedi.
2001 yılındaki kriz sonucunda yapılan bankacılık operasyonuyla Türk halkının soyulduğunu iddia eden Kahveci “Bilgi alınması yasak olan banka patronun hortumlamasıyla batırılıyor ve borsadaki hisse sahiplerinin hisselerine el konuluyor. Bu el koyma ve operasyon yetim hakkının yenilmesi değildir de nedir?” sorusunu yetkililere sordu.
Programın devamında “Ergenekon dosyasındaki para transferlerine baktığımızda bunların arkasında buna izin vermemesi gereken bağımsız kurulların olduğunu görüyoruz.” diyerek olayın çete yönüne vurgu yapan İbrahim Kahveci bu suiistimallerin sona ermesi gerektiğini belirterek konu hakkında şunları söyledi:
“Ergenekon dosyasındaki para transferlerine baktığımızda bunların arkasında buna izin vermemesi gereken bağımsız kurulların olduğunu görüyoruz. Bağımsız kurul derken bu akım Sermaye Piyasası Kurulu’yla başlamıştır. Ekonominin dışında da bu tarz kurullar vardır. Örneğin, yargıda başlı başına bağımsızdır. Eğer bir ülke yönetimini biraz daha halka dayalı ve bağımsızlaşmış ama sorumluluğu siyasetçilere getirmişse ağırlığı ve denetlemeyi seçilmişlerin dışındaki bürokratlara verilmiş gibi bir izlenim oluşur. Bunu tam tersine çevirelim siyasetçileri biraz daha sorumluluk verilirse olumsuz durumlara daha da engel olunabilir. Çünkü bugüne kadar baktığımızda siyasilerin görevi kötüye kullanmaları fazla oluyor diyoruz ama inanın bu tiplerin yakalanma oranları bürokratlara göre daha yüksek. Bunların tasfiye edilerek olayın çözüldüğünü görüyoruz. Siyaset dışındaki görevlilerin ise yaptıkları suiistimalde üstüne gidilemediğini, sorunun büyüdüğünü ve çeteleştiklerini görüyoruz. Bu nedenle Ergenekon gibi çetelerin ve sermaye gruplarının faaliyetleriyle soyulan bir ülke haline geldik. Artık devletten bağımsız kurulların denetimini düzenleyecek yasaları yapmalıyız. Bu noktada bizlere çok önemli sorumluluklar düşüyor.”
YETİM HAKKINI ASIL YİYENLER BAĞIMSIZ KURULLARDIR
—Başbakan Erdoğan, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli hakkında çıkan rüşvet iddialarından sonra “biz yetimin hakkı yedirmeyiz” şeklinde bir açıklama yaptı. Peki Başbakan’ın bu hassasiyetine uygun bir denetim ve etkinlik bakanlıklarda mevcut mu? Ayrıca toplumda bu yönde bir hassasiyet var mı?
Başbakan bu açıklamayı yaparken Türk halkının beklentisinin sadece siyasilerden kaynaklandığını düşünüyordu. Böyle bir istek varmış gibi bir hava oluştu. Ben burada farklı bir noktaya değindim. Eskiden devlet yönetiminde siyasilerin hâkimiyeti daha fazlaydı. Halbuki son on yılda Türkiye yönetiminde bağımsız kurulların hakimiyetinin bir hayli fazla olduğunu görüyoruz. Buradan şunu anlayabiliriz: Artık siyasilerin etkinlik ve yönetim alanları üst tarafta sembolikleşmeye başlamış, yönetimin özellikle ekonomi alanındaki temel kriterleri bağımsız kurullar, yerel yönetimler ve bürokrasi tarafından hâkim olunan bir yapıya bürünmüştür. Böyle bir ortamda yetim hakkı sözü kendini iktidarını ve partisini bağlayacak şekilde kullanılmışsa bu ülke açısından ciddi bir sıkıntı yaratır. Halk zaten 3-5 yılda bir yönetimi ve siyasileri denetliyor. Bu seçimlerde halkla temas kurması nedeniyle en çok denetlenen kesimin siyasetçiler olduğunu görüyoruz. Ben Türkiye’de asıl yetim hakkının ülkede hakim olan bağımsız çalışan kurullarda yendiğini düşünüyorum. Bu kurulların sıkı bir şekilde denetlenmesi gerekiyor. Aksi takdirde Erdoğan’ın yetim hakkı sözü havada kalır.
BAŞBAKAN ERDOĞAN’IN SÖZÜNÜN ADRESİ BAĞIMSIZ KURULLARDIR
—Peki, bu kurullar nasıl denetlenmelidir Sayın Kahveci?
Bakın Türkiye’de her bir bağımsız kurulun kendi uzmanlık alanlarında hakim ve söz sahibi olduğu görüyoruz. Bir savcı bile bu kurulların yetki alanındaki herhangi bir hukuk kurallarının ihlalinde dava açamıyor. Savcılar bu konularda saf dışıdır. Ne zaman bu kurullar suç ilan ederse o zaman mahkemeler devreye girebiliyor. Aksi halde kendi alanlarında o kadar bağımsızlar ki inanması çok güç. Bu kurulların aldığı kararların ekonomik anlamda büyüklüklerine baktığımızda bırakın birkaç kişiyi ya da birkaç milyon doları Türkiye için çok önemli olan büyüklükteki milyarlarca dolarlık yönlendirmelere veya haksız kazanç sağlayabilecek kararlara imza atabilecek yetkilere sahip olduğunu görüyoruz. Bunların denetlenmeleri için uzmanlık gerekiyor fakat zaten onlar konunun uzmanlarından oluşuyor. Peki bu durumda bu kurullar nasıl denetlenecekler? Bakıyorsunuz ki bir kurulun aldığı herhangi bir karar milyarca dolarlık etki oluşturabiliyor ya da milyarlarca dolar bir anda el değiştiriyor. Bu kararı alırken neye ve hangi kritere bakıyorsunuz? Bu sebeple işlevsel yönden denetimde ciddi bir sıkıntı var ve yetim hakkı sözünün gitmesi gereken adresi bağımsız kurulların kararlarıdır. Bu sözün dikkate alınması gerektiğini düşünüyorum.
BEYAZ YAKALI YÖNETİCİLERİN SOYGUNLARI KANUNLA YAPILIYOR
Sokaklarda yaşanan ve adi suç dediğimiz hırsızlık gibi eylemler insanların malından ziyade can güvenliğine yönelik olduğu için önemli sayılıyor. Bu suçların aynı zamanda oransal olarak ciddi bir şekilde azaldığını görüyoruz. Ama bunun karşısında daha etkili ve zararlı bir soygun gücü var. Bunu aşağılamak için söylemiyorum. Ama görmediğimiz beyaz yakalı, kravatlı, takım elbiseli ve kaliteli ayakkabı sahibi insanlar tarafından yapılan soygunlar daha tehlikeli. Dünyada ve ülkemizde insanlar asıl bu şekilde soyuluyor. Sokağa çıktığımızda şık bir şekilde gezen, en büyük kurumların yüksek yöneticilerin aldığı kararlarla halkı soyduklarını görüyorsunuz. Hatta bu soygunlar bazen kanunla birlikte yapılıyor, kanunlarımızda maalesef buna izin veriyor.
2001’DEKİ BANKA OPERASYONLARI YETİM HAKKI YEMEK DEĞİL Mİ?
Örneğin, 2001 yılı krizinde bankacılık sektörünün yaşamış olduğu sıkıntılarla bu ülke insanının kanunla soyulduğunu iddia ettim. Bir şirketin sahip olduğu bir banka var diyelim. Bu bankanın bilgileri hiçbir zaman dışarı aktarılamaz, paylaşılamaz ve yasaktır. Çünkü kanunla yasaklanmıştır. Hiçbir şekilde bilgi alınamayan banka patronun hortumlamasıyla batırılıyor ve borsadaki hisse sahiplerinin hisselerine el konuluyor. Bu el koyma ve operasyon yetim hakkının yenilmesi değildir de nedir? Bu kanunla yapılmış yetim hakkı müdahalesidir. Bir bankaya yatırılan paralar faizleri ödenirken hisse senedi sahibinin yatırımına el koyulmuştur. Ortada ciddi kurul kararlarına dayalı vebal vardır. Bunu ortadan kaldırmakta hepimizin görevidir.
TÜRKİYE’DE ASIL SORUN SİYASİLERDEN ZİYADE BÜROKRATLARDA
—Başbakan Erdoğan yetim hakkından bahsederken kamu kuruluşlarındaki vebalden ve yetim hakkı yenme durumundan da bahsetmişti. Bu noktada 2001 ekonomik krizinin de başlı başına sorgulanması ve ele alınması gereken bir konu değil midir?
Evet doğrudur. Bu krizdeki mesele kitapçığın atılması falan değildir. Kriz esnasında bankalara verilen döviz miktarına bir bakın. Bankalara 5 milyar dolar veriyorsunuz ve bir gecede bu bankalar 2.5 milyar YTL’nin üzerinde kazanıyorlar. Verilen bu para halkındır ve halkın arasında yetim olup olmadığını bilmiyorsunuz. Demek ki bunlarda yetim hakkı olabilir. Siz bu soygunun sorumlularına gereken cezayı devlet olarak verdiniz mi? Vebali olan siyasiler zaten seçimle tasfiye oldu. Ya bu kararın altında imzası olan bürokratlar? Hak olarak cezası verilerek tasfiye olmuş mudur? Biz hep siyasilere bakıyoruz bence asıl sorun makam ve mevkilerinin arkasına sığınan bürokratlardadır. Biz onları sorgulamalıyız. Zaten politikacılar hep sorgulanıyor seçim zamanlarında özellikle.
ERGENEKON PARA TRANSFERLERİNİN ARDINDA BAĞIMSIZ KURUL VAR
Ergenekon dosyasındaki para transferlerine baktığımızda bunların arkasında buna izin vermemesi gereken bağımsız kurulların olduğunu görüyoruz. Bağımsız kurul derken bu akım Sermaye Piyasası Kurulu’yla başlamıştır. Ekonominin dışında da bu tarz kurullar vardır. Örneğin, yargıda başlı başına bağımsızdır. Eğer bir ülke yönetimini biraz daha halka dayalı ve bağımsızlaşmış ama sorumluluğu siyasetçilere getirmişse ağırlığı ve denetlemeyi seçilmişlerin dışındaki bürokratlara verilmiş gibi bir izlenim oluşur. Bunu tam tersine çevirelim siyasetçileri biraz daha sorumluluk verilirse olumsuz durumlara daha da engel olunabilir. Çünkü bugüne kadar baktığımızda siyasilerin görevi kötüye kullanmaları fazla oluyor diyoruz ama inanın bu tiplerin yakalanma oranları bürokratlara göre daha yüksek. Bunların tasfiye edilerek olayın çözüldüğünü görüyoruz. Siyaset dışındaki görevlilerin ise yaptıkları suistimalde üstüne gidilemediğini, sorunun büyüdüğünü ve çeteleştiklerini görüyoruz. Bu nedenle Ergenekon gibi çeteler ve sermaye gruplarının faaliyetleriyle soyulan bir ülke haline geldik. Artık devletten bağımsız kurulların denetimini düzenleyecek yasaları yapmalıyız. Bu noktada bizlere çok önemli sorumluluklar düşüyor.
Www.Moralhaber.Net