İzzet TAŞKIRAN’ın Haberi
İdris Bal: “Montrö Anlaşması, gelecekte mutlaka değişecektir”
Ankara Global Araştırmalar Merkezi Başkanı Doç. Dr. İdris Bal, gerilen Rusya-ABD ilişkileri nedeniyle daha da önem kazanan Montrö Anlaşması’nın bazı maddelerinin değiştirilebileceğini söyledi.
Moral FM’de Sırrı Er’le Basında Bugün programına katılan Doç. Dr. Bal, soğuk savaş sonrasında Türk dış politikasının manevra alanının genişleyerek rahat ve özerk hareket imkânını yakaladığını kaydetti.
İdris Bal, yaptığı açıklamada “Karadeniz’de Romanya, Bulgaristan, Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkeler biliyorsunuz ki Rusya’ya karşıdır. Türkiye buna karşın her ne kadar NATO üyesi ve ABD ile belli dönemlerde stratejik ortak olsa bile dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. Kafkaslardaki politikalarla alakalı takip ettiği bu çizgi soğuk savaş sonrası izlenmesi gereken politikalarla bire bir örtüşüyor.” diye konuştu.
Türkiye’nin bölgesel bir güç olması için birileriyle dost diğerleriyle tamamen düşman olmak şeklinde bir anlayışa sahip olmaması gerektiğinin altını çizen ünlü akademisyen,
“Kafkasya ve Balkanlar’dan bize ne, kendi işimize bakalım derseniz hiçbir yere varamazsınız. Bölgesel güç olmanın hakkını vermelisiniz. Bu yüzden biz Kafkaslardaki gelişmelere asla sırt çeviremeyiz. Özellikle enerji alanında Rusya’ya bağlı durumdayız. Yaşanılabilecek bir kriz nedeniyle doğalgaz kesilirse iç piyasada kapanmaz yaralar alabiliriz. Bu sorunu alevlendirmek yerine en azından bir süre doldurulması yerinde olacaktır. Bu ortam Türkiye’yi bölgede daha önemli ve kıymetli kılacaktır. Benim gözlemlediğim kadarıyla hükümette bunu istiyor.” diyerek Türk dış politikası hakkında yeni bir açılımda bulundu.
Basında Bugün’de büyük tartışmalara yol açan Montrö Anlaşması’nın dönemin koşullarına göre ülkemize önemli kazanımlar sağladığını belirten İdris Bal, “Sözleşme aslında zamanın koşullarına uygun bir şekilde imzalanmış. Zannediyorum bugün olmasa da gelecekte sözleşmeyi revize etme noktasında farklı kesimlerden belli talepler gelecektir. Ticaret gemilerinin Boğazlardan geçişi noktasında tam serbestlik uygulanıyor. Diğer taraftan da tüm Hazar kaynaklarının Boğazlardan taşınması Türkiye’yi çok korkuttu. Çünkü bu sebeple kazalar oluşuyordu, bunların geçişi risk taşıyordu ve diğer taraftan Türkiye’nin öncülüğünde ortaya atılan projeleri baltalıyordu.” dedi.
“Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler ABD taraftarı olarak Rusya’ya şüpheyle bakmaktadır. Bu nedenle gelecekte bu tür talepler onlardan gelecektir. Ama günümüzde Türkiye’nin elinden geldiğince statükoyu koruma düşüncesinde olmalıdır” al, konuşmasının devamında ihtimal dahilinde olan Rusya-ABD Savaşı’nda Türkiye’nin olması gereken yeri şöyle açıkladı:
“Türkiye’nin sabrı nereye kadar devam edebilir? Bunun cevabı da aslında belli. Tansiyon yükselir ve soğuk savaş dönemine girilirse Türkiye, ABD’nin yanında yer alacaktır.” Uluslararası ilişkiler çıkar meselesidir. Artı ve eksiler tartıldığında Amerika’yla ilişkilerimiz daha yoğun olduğu için bir süre sonra Rusya’dan uzaklaşılacaktır. Diğer taraftan bölgesel çıkarları olan Türkiye böyle bir ikileme düşmemek için sabır göstermektedir.”
“Rusya’da bu hususta bize yardım etmeli. Aksi taktirde ciddi anlamda ticaret düşer, doğalgaz anlamında sıkıntı olabilir. Bu olumsuzluklar sonucunda ülkedeki siyasi irade zor duruma düşebilir. Gelecekte Montrö Anlaşması sorgulanabilir. Fakat burada önemli olan Türkiye’nin çıkarının ne olacağıdır? Buna dikkat etmek lazım. ABD elindeki teknolojisiyle savaş gemileri ve donanım anlamında her alanda serbestliği istiyor. Diğer taraftan da Rusya bunu istememektedir. Böyle olursa Türkiye dışında Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler Rusya’nın karşısında yer alacaktır. Bu gerçekleşirse Montrö’nun sorgulanmasını bekleyebiliriz. Ama böyle bir belirsizlik halinde doğru olanın Türkiye’nin mevcut statükoyu muhafaza etmesi olacaktır.”
TÜRKİYE, KAFKASLAR’DAKİ GELİŞMELERE SIRT ÇEVİREMEZ
—Yaşanılan son gelişmelerle dünyada hava çok gerildi. Rusya-ABD çekişmesi Türkiye’nin Kıbrıs’taki elini zayıflattı. Bu noktada Türkiye nasıl bir politika izlemeli size göre?
Öncelikle şunu kabul etmek lazım ki soğuk savaş sonrası Türk dış politikasının manevra alanı genişledi. Daha rahat ve özerk hareket imkânını yakaladık. Siyasi irade de imkânları değerlendirerek bu yönde olumlu adımlar atmaya başladı. Geldiğimiz konumda görüyoruz ki Türkiye bu noktada epey mesafe kat etmiştir. Bunun sonucunda bir taraftan Ortadoğu’daki sorunlarla ilgili Suriye ile İsrail’le ilgili arabuluculuk yapıyor. Diğer taraftan yine son günlerdeki krizlerle alakalı olarak Rusya, ABD ve İran arasında resmi olmasa bile barışa yönelik adım atıyoruz. Her iki tarafta ülkemizin önemi bilinmektedir. Kafkaslar’da da bunun bir benzeri durumu ortaya çıktı. Yine Sayın Başbakanımız Erdoğan’da etkin bir rol üstlenmeye çalışıyor. Karadeniz’de Romanya, Bulgaristan, Gürcistan ve Ukrayna gibi ülkeler biliyorsunuz ki Rusya’ya karşıdır. Bu ülkeler daha çok ABD’nin yanında yer alıyorlar. Türkiye buna karşın her ne kadar NATO üyesi ve ABD ile belli dönemlerde stratejik ortak olsa bile dengeli bir politika izlemeye çalışıyor. Kafkaslar’daki politikalarla alakalı takip ettiği bu çizgi soğuk savaş sonrası izlenmesi gereken politikalarla bire bir örtüşüyor. Türkiye’nin politikası komşularıyla sıfır problem anlayışıyla sorunları çözmek ve bölgesel güç olmaktır. Bu hedefleri gerçekleştirmek birileriyle dost diğerleriyle tamamen düşman olmak demek değildir. Bizim her sorunla ilgilenmeniz gerekir. Bu bağlamda kafamız biraz karışıyor. Kafkasya ve Balkanlar’dan bize ne, kendi işimize bakalım derseniz hiçbir yere varamazsınız. Bölgesel güç hedefiniz havada kalır ve reklamdan öteye geçmez. Bölgesel güç olmanın hakkını vermelisiniz. Bu yüzden biz Kafkaslardaki gelişmelere asla sırt çeviremeyiz. Çünkü buradaki ülkelerle ilişki patlaması yaşıyoruz. Gerek boğazlar meselesiyle ilgili gerekse Rusya ile olan 28 Milyar Dolar hacimli ticaret patlamasından dolayı olaylarda etkin olmamız gerekli. Özellikle enerji alanında Rusya’ya bağlı durumdayız. Yaşanılabilecek kriz nedeniyle doğalgaz kesilirse iç piyasada kapanmaz yaralar alabiliriz. Bu nedenle böyle bir krizde hazırlıklı olmak için nükleer enerji çalışmalarına ağırlık veriyoruz. Bunu zaten gelişmiş ülkelerin çoğu yapıyor. Aslında bu hususta bile kafamız karışık.
Tekrar vurgulamak gerekirse bu noktada Türkiye, Rusların karşısında tavır alarak bu devletle olan ilişkilerini ve diyoloğunu koparmak istememektedir. Bence de doğru bir tutumdur bu. Diğer taraftan zaten AB’ye giriş sürecindeyiz, ABD ile özel ilişkilerimiz de var. Bosna’da, Bakü-Ceyhan enerji hatları konusunda inanılmaz derecede çıkar ortaklıklarımızın olduğunu biliyoruz. Ama diğer taraftan Rusya ile ilişkilerimiz de var. Bu sorunu alevlendirmek yerine en azından bir süre doldurulması yerinde olacaktır. Bu ortam Türkiye’yi bölgede daha önemli ve kıymetli kılacaktır. Benim gözlemlediğim kadarıyla hükümette bunu istiyor. Hatta gelecek hafta Başbakan Erdoğan’ın önerisiyle gündeme gelen Kafkas Paktı’nı görüşmek üzere Rusya Dışişleri Bakanı ülkemize gelecek. Bu projede Türkiye, Rusya, Ermenistan, Gürcistan ve Azerbaycan gibi ülkeler yer alıyor. Bu durum Rusya’nın ülkemizin teklifini ne kadar ciddiye aldığının bir kanıtıdır aslında. Demek ki Türkiye diğer sorunlarda da olduğu gibi Rusya’nın batıyla olan ilişkilerinde de benzer rol oynayacak. Gürcistan, Rusya’yla ilişkilerini tamamen kestiği için bu teklif belki problem olabilir fakat Türkiye her şeye rağmen dengeli politikasını sürdürmesi doğru ve çıkarına olacaktır. Soğuk savaş yıllarına dönmenin Türkiye’nin çıkarına uygun olmadığı gibi Rusya ve batıda bunu istememektedir.
MONTRÖ ANTLAŞMASI GELECEKTE MUTLAKA SORGULANACAKTIR
—Programın başında Montrö Anlaşması’ndan bahsetmiştik. Bu noktada anlaşma koşullarından kaynaklanan bazı sorunların yaşandığı da bir gerçek. Rus dışişleri bakanı önümüzdeki günlerde Türkiye’ye gelecek ama son günlerde Rusya’nın ülkemize yönelik ambargo uygulandığı da söyleniyor. Sizce Rusya, burada “Tavşana kaç tazıyı tut” mantığında mı hareket ediyor?
Montrö Sözleşmesi, Türkiye’ye önemli kazanımlar sağladı ve egemenliğimizi sağlama yönelik o dönemde atılan ciddi bir adımdı. Fakat bunu zorlayan gelişmeler yaşanıyor. Bu tartışmaların en önemlisi gemilerin taşıdığı tonajlarla ilgiliydi. Sözleşme aslında zamanın koşullarına uygun bir şekilde imzalanmış. Zannediyorum bugün olmasa da gelecekte sözleşmeyi revize etme noktasında farklı kesimlerden belli talepler gelecektir. Zaten Türkiye bile 1994’te bu anlaşmayla alakalı trafik düzenlenmesiyle ilgili bir değişiklik yaptı. Çünkü ticaret gemilerinin Boğazlardan geçişi noktasında tam serbestlik uygulanıyor. Diğer taraftan da tüm Hazar kaynaklarının Boğazlardan taşınması Türkiye’yi çok korkuttu. Kazalar oluşuyordu, risk taşıyordu ve diğer taraftan Türkiye’nin öncülüğünde ortaya atılan projeleri baltalıyordu.
Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler ABD taraftarı olarak Rusya’ya şüpheyle bakmaktadır. Bu nedenle gelecekte bu tür talepler onlardan gelecektir. Ama günümüzde Türkiye’nin elinden geldiğince statükoyu koruma düşüncesinde olacağını düşünüyorum. Bunun dışındaki gelişmeler Rusya ile olan ilişkilerimiz baltalayabilir. Sizin de belirttiğiniz gibi Türkiye’nin sabrı nereye kadar devam edebilir? Bunun cevabı da aslında belli. Tansiyon yükselir ve soğuk savaş dönemine girilirse Türkiye, ABD’nin yanında yer alacaktır. Uluslararası ilişkiler çıkar meselesidir. Artı ve eksiler tartıldığında Amerika’yla ilişkilerimiz daha yoğun olduğu için bir süre sonra Rusya’dan uzaklaşılacaktır. Diğer taraftan bölgesel çıkarları olan Türkiye böyle bir ikileme düşmemek için sabır göstermektedir. Rusya’da bu hususta bize yardım etmelidir. Aksi taktirde ciddi anlamda ticaret düşer, doğalgaz anlamında sıkıntı olabilir. Bu olumsuzluklar sonucunda ülkedeki siyasi irade zor duruma düşebilir. Böyle olursa nükleer koşullarda elektrik üretmenin de ne kadar hayati olduğu da herkesçe bilinen bir gerçek olacaktır. Gelecekte Montrö Anlaşması sorgulanabilir. Fakat burada önemli olan Türkiye’nin çıkarının ne olacağıdır? Buna dikkat etmek lazım. ABD elindeki teknolojisiyle savaş gemileri ve donanım anlamında her alanda serbestliği istiyor. Diğer taraftan da Rusya bunu istememektedir. Böyle olursa Türkiye dışında Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler Rusya’nın karşısında yer alacaktır. Bu gerçekleşirse Montrö’nun sorgulanmasını bekleyebiliriz. Ama böyle bir belirsizlik halinde doğru olanın Türkiye’nin mevcut statükoyu muhafaza etmesi olacaktır.
WWW.MORALHABER.NET