Ahmet Altan'ın yazısı
Zor siyaset!
Ben gençken Türkiye’nin devlet yönetimiyle dalga geçmek için çok sık tekrarlanan bir kalıp vardı.
“Dünyanın bütün devletlerinde durum ciddidir ama vahim değildir... Türkiye’de ise durum ciddi değildir ama vahimdir.”
Gerçekten de böylesine vahim bir gayri ciddiyeti yeryüzünde bulmak kolay değil.
Hiç yoktur demiyorum.
Bunca devlet arasında bize benzeyen birileri daha çıkar ama sanırım onları bulabilmek için Okyanusya’da, Afrika’da hatta belki Ortadoğu’da falan dolaşmak gerekir.
Devlet olamayan devletlere genellikle oralarda rastlanıyor çünkü.
Bunca devletten söz edip, devleti kutsayıp, yüceltip sonra da devlet olmayı becerememekte iç burkan hazin bir yan var elbette.
Bin yıllık Bizans, altı yüz yıllık Osmanlı geleneğinden süzül gel ve devlet olmayı becereme...
İnsan, “bunun için özel bir çaba mı gösteriyorlar” diye düşünmeden edemiyor.
Sanırım, devletin içindeki insanların çoğunluğu aslında devletin ne anlama geldiğini bilmiyor.
Yasa, kural, disiplin, bizim devletin pek bildiği ölçüler değil.
Yasalara uymayan bir Anayasa Mahkememiz, disipline uymayan askerlerimiz, kuralları ciddiye almayan siyasetçilerimiz bulunuyor.
Anayasa Mahkemesi’nin “367” ile başlayan skandallar silsilesi o kadar yeni ki kimse unutmaya fırsat bulamadı.
Mahkeme, siyasete müdahale edeceğim derken arka arkaya yasaları çiğnedi.
Pek de aldırmadı.
Daha da tuhafı kimse aldırmadı.
Anormalliklerin normalleştiği bir düzeyde hayatımızı sürdürdüğümüzden kimse pek bir şeyi yadırgamıyor.
Anayasa Mahkemesi’nin son AKP kararı var biliyorsunuz.
Ne anlama geldiğinin anlaşılamadığı bir karar.
İktidar partisi “laiklik karşıtı bir odak ama biraz para verip böyle yapmaya devam etsin” türünden bir karardı bu.
Şimdi bunun gerekçesini yazıyorlar.
Bizim gazetenin öğrendiğine göre, karar gerekçesinde “başbakanın” on ayrı suç işlediği ileri sürülüyormuş.
Şimdi, bir durup düşünün...
Bir ülkenin Anayasa Mahkemesi, o ülkenin başbakanı için “laiklik karşıtı on ayrı suç işledi” diyor.
Sonra mahkeme mahkeme olarak, başbakan da başbakan olarak yoluna devam ediyor.
Herhangi ciddi bir ülkede bu mümkün mü sizce?
Başbakanın çok ciddi bir suç işlediğini ilan eden bir mahkemeyle, o mahkemenin suçlu ilan ettiği başbakan birarada duramaz.
Birinden birinin yerini terk etmesi gerekir.
Ama tabii bizde öyle olmayacak.
Ve, biz zor günler yaşayacağız.
Siyasi iktidar ne zaman önemli bir karar alacak olsa muhalefet, “sen suçlusun, şeriat getirmek için bunu yapıyorsun” diye ayağa kalkacak.
Önemli hiçbir kararın alınmasından hoşlanmayan bir muhalefetimiz olduğunu düşünürsek, bunun çok sık tekrarlanacağını da anlayabiliriz.
Anayasamızın değişmesi gerekiyor.
Hükümet, başbakan hakkındaki bu karardan sonra bu değişikliği nasıl yapacak?
Dünyanın en çağdaş anayasasını yapsa bile CHP ayağa kalkacak “şeriat anayasası” diye.
Generaller, yargıçlar ona katılacak.
Kilitleneceğiz.
Bu garabete, AKP’nin özellikle son zamanlarda “çağdaş hamlelerdeki” ürkekliğini de eklerseniz nasıl zor bir zamandan geçeceğimizi de daha net kavrarsınız.
Anayasa Mahkemesi böylece siyaset alanını iyice daraltacak.
Bugünkü sorunların aynen devam etmesini sağlayacak.
Amacı da herhalde bu zaten.
Peki, ne olacak?
Mahkemenin hayatımızın kapısına taktığı bu kilidi bu ülke nasıl açacak?
Benim görüşüm baştan beri hep aynı.
Aynen 27 Nisan muhtırasına verilen cevap gibi, Anayasa Mahkemesi’ne de halkın cevap vermesi gerekiyor.
Bunun için de seçime gidilmeli.
22 Temmuz seçimleri nasıl “ordunun siyasete karışıp karışmaması” konusunda gizli bir referandum anlamı taşıdıysa, bu yeni seçim de “yargının siyasete müdahalesi” konusunda bir referandum olacak.
Siyasetin göbeğine oturmuş bir yargıyı oradan herhangi bir siyasi parti tek başına kaldıramaz.
Halkın desteğine ihtiyaç var bunun için.
O destek de seçimde aranmalı.
Öyle bir seçimden sonra da burada ciddi bir devlet yapısı oluşturabilmek için harekete geçilmeli, ciddi ülkelerin ölçüleri burada da kabul edilmeli.
Bilmiyorum böyle olur mu gelişmeler.
Devlet olmamaya o kadar alıştık ki bu tuhaflığa kimse aldırmayabilir.
O zaman ne yapmalıyız?
Bence, “sonbahar geliyor, yakında kestaneciler de çıkar ortaya” deyip “siz kestane sever misiniz sayın yönetici” türünden devlet ciddiyetine uygun sorular sormalıyız