Cemal Uşşak'ın yazısı
Hrant sağ olsaydı iki bayrak sallardı Bugün
Bir hayli yoğun tartışmalardan sonra Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül, “uzak-yakın ülke” ülkeye gitti.
Siyasi ilişkilerimiz itibariyle uzak, kültürel ve tarihi ilişkilerimiz itibariyle ise gayet yakın olan Ermenistan’a.
Uluslararası bazı toplantılar vesilesiyle, ilki 2005 Mayıs’ında, ikincisi ise geçtiğimiz Ocak ayında olmak üzere bu “uzak-yakın ülke”de iki defa bulundum. İzlenimlerimi 17 Şubat tarihli yazımda kaleme almıştım. Sayın Cumhurbaşkanı’nın ziyareti vesilesiyle bazı hususların tekrar altını çizmek istiyorum.
Futbolun sadece futbol olmadığı gerçeğini bu seyahatte bir daha göreceğiz. Çankaya’dan yapılan açıklamada, “Maç sportif karşılaşmanın ötesinde, önemli fırsatlar sunan bir anlam taşımaktadır” deniyor.
Hiç şüphesiz ki bu “önemli fırsatlar”, Ermenistan için, ülkenin izolasyondan kurtulması; hasret ve iç burukluğuyla seyrettiği, Echmiadzin’den sonra ikinci kutsal sembolleri olan, Ararat (Ağrı) dağının öteki yüzünü kolaylıkla görme umudu, sınırların açılması ve Gürcistan üzerinden kendilerine ulaşan ve neredeyse dört katı fiyat ödedikleri Türk mallarına makul bir bedelle sahip olabilmektir.
Türkiye için ise, uluslararası büyük siyaset aktörleri (Başta ABD, Fransa ve Rusya olmak üzere) nezdindeki diplomatik itibarının yükselmesidir.
Hatırlanacağı gibi, iki ülke arasındaki gerginliğin dayandığı dört temel nokta vardır: a) Soykırım iddiaları b) Sınır anlaşması c) Ermenistan Anayasasında “Batı Ermenistan”a yapılan atıf c) Karabağ mes’elesi.
Sayın Sarkisyan’ın, hiçbir ön şart telaffuz etmeksizin, Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ü ısrarla davet etmesi anlamlıdır. Her iki seyahatte de hissettiğim şu ki, soykırım iddiaları sokaktaki Ermeni’nin öncelikli gündemi değildir. Bazı siyasetçiler de, bu iddiaların ülkeyi nasıl bir yalnızlığa ittiğinin farkındadır. Ne var ki, büyük ölçüde ekonomik yardımlarına muhtaç oldukları Diaspora yöneticileri –Ki her birinin bulundukları ülkenin siyasi merkezleri ile gayet güçlü bağları vardır—bunu dayatmaktadır.
Esasen, Ermenistan halkı “Medz Yeğeran”ı (1915 acı olaylarını) veya diğer ifadesiyle “Vohperguçin’i (Büyük Felaketi) önemli ölçüde unutmaya, biz Türkler de bir nebze hatırlamaya muhtacız.
“Düşman ile tevhid-i âmâl ve ef’âl ederek, Orduy-u Hümâyûn’un harekâtını tas’ib eden bir kısım Ermeniler” (Düşmanla işbirliği yaparak Ordunun hareketlerini zorlaştıran bir kısım Ermeniler)dir. Bu “Bir kısım” yüzden biz Türklerin o günün tüm
Ermenilerine ve hele hele bugünkü torunlarına nefret duymasının ve günümüz ilişkilerini tutsak etmesinin insani yönü olamaz.
Türkiye, terk edenlerin bile en ziyade özlediği bir ülkedir. Erivan’da, Halep’de, Şam’da, Kudüs’de ve birçok Batı ülkesinde karşılaştığım Ermenilerde nasıl bir Türkiye hasreti olduğunu açık bir şekilde gördüm. Tehcir sonrası, dünyaya gelen yüz binlerce Ermeni, hâlâ Kayseri, Antep veya Maraş şivesiyle Türkçe konuşmaktadırlar. Bu birikimi, ülkemiz için yapıcı bir enerjiye dönüştürmenin vakti gelmedi mi?
Hasan Cemal, bugünkü maçı ve Türkiye-Ermenistan ilişkilerini değerlendirdiği yazısında, “Eğer Hrant bugün sağ olsaydı, Ermenistan tarafını tutardı” diye yazmış. Müteveffayı bir nebze tanıyan birisi olarak kesinlikle katılmıyorum. Eğer bu gün sağ olsaydı, kesinlikle bir elinde Türk bayrağı, diğer elinde ise Ermenistan bayrağı sallardı. O kadim sosyalist damarını bir kenara koyar, tüm duygusallığını içine gömer, iki bayrak taşırdı.
Türkiye Ermenileri Patriği II. Mesrob, Diyalog Avrasya Dergisi için (Sayı 24) yaptığım bir röportajda kendisi için şöyle demişti:
“Hrant’ın mücadele ettiği konuların başında Türk-Ermeni diyalogunun gelişmesi vardı. Bu konuda önemli mücadeleler verdi ve bu mücadelesi karşısında oluşan tepkileri cesurca göğüsledi. Ne mistik bir olgudur ki, kendi cenaze merasimi, Türkiye ve Ermenistan yetkililerinin bir araya gelmesi için bir vesile oldu. Biliyoruz ki bu vesilenin gerçek bir diyaloga dönüşmesi hepimiz gibi onu da mutlu ederdi.”
Yine Patrik II. Mesrob’un ifadesiyle, o asla “iki sevgiliden birini tercih etmek” durumunda olmazdı.
Esasen, ferah-feza gönüllerde birbirinin zıddı olmayan birçok sevgiye ve sevgiliye daima yer vardır