GÜLİZAR BAKİ'nin röportajı
Geçen hafta sona eren New York Moda Haftası’na Türkiye’den modacı Rabia Yalçın ve Nedret Taciroğlu katıldı. Her iki modacımızın da koleksiyonları büyük beğeni topladı. Telefonla görüştüğümüz Yalçın ve Taciroğlu, defile sonrasında neler yaşadıklarını, aldıkları tepkileri ve koleksiyonlarını anlattı
“Bundan sonraki amacım tasarımcı ‘oscar’ını almak”
Dünyaya adını geçen yıl katıldığı New York Moda Haftası’nda yaptığı defileyle duyuran Türk tasarımcı Rabia Yalçın, Türkiye’ye bu sefer bir ödülle döndü. “En Yenilikçi Haute Couture Tasarım” ödülünü alan Rabia Yalçın, “Türk kadını adına çok mutluyum.” diyor. Yalçın’a bu ödülü “geri dönüşüm modası” adını verdiği koleksiyonu getirdi. Dünya giderek kirleniyor ve susuzluk sorunuyla karşı karşıyayız. Yalçın da buna dikkat çekmek ve 250 yılda ancak yok olan plastiklerin zararının geri dönüşümle en aza indirilebileceği mesajını vermek için farklı bir proje hazırlamış. Atık plastiklerden elde edilen ipliklerden kumaş dokutmuş ve tasarımlarının birçoğunu bu kumaşlardan hazırlamış. Geri kalanını da organik ipliklerle hazırlanmış ve el tezgâhlarında dokunmuş kumaşlarla yapmış. Ödülünü New York Couture Fashion Week organizasyonunun sahibinin elinden alan Yalçın’ın plastik şişeli kıyafeti büyük beğeni topladı. Yalçın, New York’ta moda otoriterlerinin karşısına çıkan 40 parçalık koleksiyonunun hepsinde aksesuar olarak üzümü kullanmış. Zaten koleksiyonunun bir diğer ismi “Üzümün Kızı”.
Koleksiyonunuzda üzümü neden kullandınız?
Üzüm sulu bir meyve ve bana suyu hatırlatıyor. Birçok kültürde de kutsal bir meyve. Bunun yanında üzümü son derece estetik buluyorum. Bana kadınsı bir meyve gibi geliyor.
Dünya sizin adınızı New York Moda Haftası’nda duydu, şimdi ise ödül aldınız. New York kariyeriniz için artık çok önemli bir yer değil mi?
New York Moda Haftası kariyer olarak sağlam noktaya çekiyor beni. Bundan sonra amacım en iyi tasarımcı ‘Oscar’ını almak. Hedeflerim hep yüksektir. Bundan sonra bunun için çalışacağım.
Parayı verenin Paris’te Londra’da ya da New York’ta defile yapabileceği söyleniyor. Sizce de öyle mi?
Hayır, böyle değil. Mesela geçen yıl bu moda haftasının içinde bir seri üretim alanına parayı vermeme rağmen almadılar. Her kurumun bir şartı var. O şartları haiz ise, bir koleksiyon yaptığınıza inanıyorlarsa sizi davet ediyorlar. Bir moda haftasında parayı verenin defile yaptığını zannetmiyorum.
Defileniz sonrasında ne gibi tepkiler aldınız?
Defilemden sonra oranın yüksek sosyetesinden olan, aynı zamanda Birleşmiş Milletlerin Milletler Arası Koordinatörlüğünü yapan Gloria Star-Kins bizzat evine davet etti. Musevi bir bayan olan Gloria hanım beni evinde başörtüsüyle karşıladı. Nezaketli bir davranıştı. Yalnızca beni öyle karşıladı, sonra açtı tabii. Türkiye’yi yakından izleyen biri olduğu için kendimi yalnız hissettiğimi düşünmüş ve bu davranışı sergilemiş olabilir. Gloria hanım sohbetimiz sırasında bana New York’ta evim olması gerektiğini söyledi. Bakın Batı’da insanlar birtakım şeylere takılmıyor. Sizi işinizle değerlendiriyor. İşiniz beğeni topluyorsa siz en iyisisiniz gibi bir tepki alıyorsunuz.
Bu kadar ilgi görmenizin sebebi Türk ve başörtülü olmanız mı sizce?
İnsanlara farklı şeyler sunuyorsunuz. Farklı bir kültür götürüyorsanız, size özgün bir şeyler taşıyorsa koleksiyon çok dikkat çekiyor. Dünyaca tanınmış modacılarla konuştuğumuzda şunu söylüyorlar; ‘O kadar zengin toprakların insanlarısınız ki sizin dünyaya moda konusunda hükmetmeniz gerekiyor.’ Bu donanıma sahipsiniz yeter ki dönüp arkanıza baksanız. O renkliliği dünyaya anlatabilirseniz çok şey başarabilirsiniz diyorlar. Ancak böyle fasoncu ülke imajından çıkıp marka olabileceğimizi düşünüyorlar.
***
“Gucci gibi birçok modacı Osmanlı desenlerine hayran”
Nedret Taciroğlu’nun Padişah tuğralarını kullanarak yaptığı ‘Sultanlar Şehri İstanbul’ koleksiyonu, moda yazarlarından tam not aldı.
‘Sultanlar Şehri İstanbul’ nasıl oluştu?
Altyapısı bir yılda hazırlandı, koleksiyon 6 ayda bitti.
Sizin işlerinizi diğer Osmanlı referanslı moda tasarımlarından ayıran nedir?
Osmanlı’nın bize bıraktığı büyük bir miras var ve bu bizim kültürümüzün, yaşamımızın zenginliğimizin bir parçası. Yabancılar, yıllardır kendi dinsel simgelerini, tarihlerini modaya taşıyor. Ben tüm Doğu ve Güneydoğu Anadolu’yu aylarca inceleme fırsatı buldum. Buradaki değerleri kullanmak hep hayalimdi. Benim tarzım asaleti ön plana çıkaran, kumaş ve emek olarak çok işçilik isteyen kıyafetler… İpek şifon, satenler ve danteller, swarovski taşların kullanıldığı drapeler ön planda.
Kanuni Sultan Süleyman, 3. Selim ile 2. Ahmed’in tuğralarını kullanmışsınız. Özel bir nedeni var mı?
Benim için çok değerli bir simge tuğra. Yabancı modacılar yıllardır kıyafetlerinde haç simgesini kullanıyor. Tuğra geçmişimize ait hoş, estetik ve çok değerli bir miras.
Defilede New York’un tanınmış çevreleri, modacıları, yazarları, diplomatları vardı. Defile sonrasında neler konuşuldu?
Yabancı basının çok ilgisini çekti. Amerika, Rusya ve Japon televizyonu ile röportaj yaptık. Bunun dışında çeşitli yazarlar ve moda editörleri de tebriklerini ilettiler. Elle, The Soho, Journal, Collezione Houte Couture, Consept Magazine yazarlarıyla görüştüm.
Tasarımlarınızda yabancıları en çok etkileyen şey nedir?
El işçiliğini, kumaş kalitesi, sanatsal yönü ve kendine ait farklı bir tarzı olmasından etkileniyorlar.
Defiledeki saç aksesuarları dikkat çekiciydi.
Koleksiyonda saçları geri plana çekip; svarowski taşları dantellere işleyip, yüzü farklı bir şekilde aydınlatmak istedim.
Yurtdışında nasıl bir Osmanlı algısı var?
Dünyada birçok modacı Osmanlı desenlerini yer yer koleksiyonlarında kullanıyor. Oscar De La Rente’den Gucci’ye kadar birçok modacı Osmanlı’nın zenginliğinden esinleniyor, yani aslında tüm dünya bu desenleri beğeniyor
Zaman _ Cumartesi