İzzet Taşkıran’ın haberi
Geçirdiği kalp krizi sonucu yoğun bakıma alınan Deliyürek ve Kurtlar Vadisi gibi sevilen dizilerin ünlü senarist Ömer Lütfi Mete, geçen sene Moral FM’de katıldığı Ramazan Sohbeti programında on bir ayın sultanı olan bu kutlu zaman diliminde yaşadıklarını içtenlikle aktarmıştı.
Programda, “İnsanoğlu dünyaya gurbet olarak gelmiştir. İnsanlar bu dünyaya cennetten geldiği için o günleri hatırlamasa bile onu bilinçaltından da olsa özlemektedir. Dünkü günün bugünkünden daha güzel olduğunu düşünmesi ve özlemesi cenneti sevmesinden kaynaklanmaktadır” diyerek “nerede o Ramazanlar” denmesinin sebebini açıklayan ünlü senarist “işlerimin yoğunluğu nedeniyle tuttuğum oruçtan ve kıldığım namazdan da memnun değilim.” demişti.
Fethi Çağıl’ın gerçekleştirdiği bu samimi sohbete geçmeden önce Moral FM ailesi adına Türk sinemasının mümtaz şahsiyeti Ömer Lütfi Mete’ye acil şifalar diliyoruz.
İşte Ömer Lütfi Mete’yle gerçekleştirilen sohbetten bazı satırbaşları:
F. Çağıl: Çocukluğunuzda tuttuğunuz ilk orucunuzu hatırlıyor musunuz?
—Maalesef hatırlamıyorum. Çünkü ilk orucumu küçük yaşlarda tutmuştum. Kafamda iftar ve sahur resimleri var. İlk orucumu sanırım 5-6 yaşlarında tutmaya başlamıştım. Belki de hafızam zayıf olduğu için ya da oruç tutulan bir evde yetiştiğim için aklımda kalmamış. Fakat şunu söyleyebilirim ki Ramazanları hakkıyla yerine getirmeye çalışan bir ailede yetiştiğimiz için oruca karşı bir hevesimiz vardı. Sanırım yedi yaşımdan itibaren oruç tutmaya başlamıştım.
İNSAN CENNETİ ÖZLEDİĞİ İÇİN GEÇMİŞİNİ ÖZLÜYOR
F.Çağıl: Çocukluğunuzdaki Ramazan-ı Şerifleriniz nasıl geçerdi?
—Bütün insanlar için geçmişe yönelik bir özlem nedeniyle eski Ramazanlar daha güzel geliyor diye belirtebilir ama bu düşünce eski günlerin şimdikinden daha güzel olduğunun teminatını vermez. Ramazanların eskisi, yeni hepsi birdir. Niye birdir? Çünkü Tevhit birleme demektir. İnsan dünde yaşamış olabilir, bugünde yaşıyor olabilir. Ramazanın manevi ikliminden feyz alıyorsa zamanı çok önemli değildir. İnsan günlerini iyi bir şekilde değerlendirirse sorun olmaz. Bu bizde şundan kaynaklanıyor: İnsanoğlu dünyaya gurbet olarak gelmiştir. İnsanlar bu dünyaya cennetten geldiği için o günleri hatırlamasa bile onu bilinçaltından da olsa özlemektedir. Dünkü günün bugünkünden daha güzel olduğunu düşünmesi ve özlemesi cenneti sevmesinden kaynaklanmaktadır. Ben bu durumu böyle açıklıyorum.
Mesela yıllar geçtikten sonra 30 yaşıma yaklaşırken askerde Ağustos sıcağında tuttuğum oruçlar benim için çok önemliydi. Tuzla Piyade Okulu’nda gündüzleri talim alanında sıcakta eğitim görüyorduk. Akşama da hep birlikte iftar yapmıştık. Sonrasında uzun bir kuyruğa girip çay alıyordu. Bu benim için beşeri hazdan söz ediliyorsa eğer bir başka güzellikti. Askerdeki karavana yemekleri, iftar ve sahur sofraları farklı bir duyguydu. Beşeri hazdan bahsediyorsak karavana yemeğinden ve çaydan aldığımız lezzeti hiçbir gıdadan aldığımızı hatırlamıyorum. Buna benzer yakın zamanlarda da güzel Ramazanlar yaşadığımı biliyorum. Elbette ki çocukluğumdaki Ramazanların güzelliğini inkâr etmiyorum ama yakın geçmişimizde de güzel Ramazanlar yaşayabiliyoruz. Hayatımızda yaşanan değişiklikler nedeniyle Ramazanlar da değişti fakat aslı aynıdır bana göre.
“MAALESEF ŞEYTAN TELEVİZYONLARIN İÇİNE GİRMİŞ”
F.Çağıl: Toplumu yakından takip eden biri olarak ülkemizdeki toplumsal yapı içerisinde Ramazan neşesini nasıl gözlemliyorsunuz?
—12 Eylül’den sonraki yıllarda daha önce oruç tutmayan insanların sayısında bir azalma olduğunu gördük. Bunların sonucunda Hürriyet ve Milliyet gibi kurumlarda daha önce iftar yemeği yokken 2000’e yakın sayıda kişinin çalıştığı bu kurumlarda yüzlerce medya çalışanıyla birlikte iftar yapıldığı günlere gelindi. Bu durum ülkemizde Ramazanların yeniden anlaşılmaya ve uygulanmaya başladığı izlenimini verdi. Fakat arkasından gelen 28 Şubat sürecinde din meselesi ayrılık isteyen insanların kaşıdığı ve sorguladığı bir alan halini alınca durum biraz değişti. Böylece Ramazan’ın basit tartışmaların yaşandığı, ideolojik olmayan magazin görüntülerinin yer aldığı gündelik bir şey haline geldi. Aşk iklimi ucuz muhabbetlere boğuldu. 1980’den sonra yaşanan bu gelişmeler bu günlerin kutsallığını kaçırdığına karar verdik. İftar, sahur ve günün her vakti yayın yaparak insanların kişisel ibadetlerine fırsat bırakmayan bir medya faaliyetiyle karşı karşıya kaldık. Böyle bir ortamda Ramazan tvlerle ilişkisini kesemeyenler için sığ bir mevsime dönüşmüş olabilir. Kişi gönlünün kapısını açacağı halde kulaklarını ve gözlerini televizyonda bana göre en azından yarı yarıya samimi olmayan ve işin şov boyutundan kaçınamayan vaizlerin nasihatleri arasında kendi benliğini iftar ve sahur görüntülerine açtı. Bu nedenle bundan kendisini kurtaramayan ve Ramazan’ın önemini giderek kaybeden Müslümanlar için tele-dindar dönemi başlamış oldu. Bu tür sohbetlerden dine yönelen insanların olduğunu duyduk, bunlar hoş görünüyor ama bence kişinin ramazanda Rabbiyle baş başa kalacağı saatleri azaltan bir etkinlik bile olsa kutsal günlerde insanların dini yaşamasına engel olan görüntülerde bir nakıslık olduğunu düşünüyorum. Bu şartlarda eskisi gibi Ramazan’ın tadına varmak isteyenlerin televizyonlara bakmaması gerekiyor bence. Çünkü çok yapaylık görüyorum bu programlarda. Oradaki iş sonuçta izlenmek için yapılan bir etkinlik. İşin içine birazda riya giriyor. Çünkü orada yapılanın yüzde 90’ı bir teşhirciliktir bana göre. Nefis bu işlerde fırtınalar estirir ve insanı boğar. Çok radikal bir söylem olacak ama “Şeytan televizyonun içindedir” diye düşünüyorum.
TUTTUĞUM ORUÇTAN VE KILDIĞIM NAMAZDAN MEMNUN DEĞİLİM
F.Çağıl: Ramazan’a özel adetleriniz var mı?
—Şunu söyleyebilirim. Gündelik yoğunluğum Ramazan’da maalesef azalmıyor. Çünkü çevremde ve ailemde yaptığım işler ve kişiler fazla olduğu için işim hiç bitmiyor. Ben Ramazanları özellikle çoluk çocuğa karıştıktan sonra yavan yaşıyorum. İtiraf edeyim ki benim tuttuğum oruçtan da, kıldığım namazdan da memnun değilim. Ondan hiç şüphem yok. Bir mümin olarak Ramazan’a, oruca ve Kuran’a saygılı olduğumu söyleyebilirim ancak. Bunlardan lezzet aldığımı söyleyemem. Çünkü bunlardan tam anlamıyla yararlanmak için meşgul olmak, yoğunlaşmak ve dünyevi meşgaleyi en azından kalpten atma gereklidir. Bu da ancak veli insanların yapabileceği şeydir bana göre. Çok meşgul olabilirsiniz ve buna karşılık gönlünüz Allah’ta olmuş olabilir. Ama bunu içinde başka bir ruh hali gerekli bana göre.
Www.Moralhaber.Net