Ana Sayfam Yap | Son Dakika Ekle | Sık Kullanılanlara Ekle | Üye Ol | Üye Girişi | Künye | İletişim | Reklam

 

SONDAKİKA

* Bu kömürlerin MHP önünde işi ne? Video * Abdulhey-Memati yumruk yumruğa Video * Melih Gökçek: ''Kim şerefsiz belli olacak'' * TSK'da 5'i irticai faaliyetten 24 kişiye ihraç * PKK'nın imzaladığı 28 yıllık gizli protokol * Tüm zamanın en ilginç kırmızı kartı Video * Sarısı koyu renk yumurta daha daha yararlı * İş için şınav çekilecek! * Mustafa Özcan Vakit'te ilk yazısını yazdı * Ahmet Şafak - Yüreğinle Gel DİNLE

Ana Sayfaya Dön

 

Oral Çalışlar'a göre Hz. Muhammed (Sav.)

22 Eylül 2008 Pazartesi : 08:55

Cumhuriyet'ten Radikal'e geçen devrimci yazar Oral Çalışlar, "Hz. Muhammed’i okurken onun özelliklerini çok önemsedim" diyor ve anlatıyor:

Hasan hüseyin Kemal'in röportajı

Türkiye'deki kutupların sesini yükseltmeden çatıştığı bir dönemden geçiyoruz. Bir taraftan Genelkurmay Ergenekoncuları ziyaret ettiriyor, gazetecilerle buluşuyor; diğer taraftan Aydın Doğan, Başbakan Erdoğan tartışması devam ediyor. Biz de bu sessiz savaşı yazar Oral Çalışlar’la konuştuk.

Çalışlar, Deniz Gezmiş’in arkadaşlarından olup ‘68 kuşağı’nın önemli isimlerinden. 1968’de yayına başlayan Aydınlık Dergisi’nde yazılar yazdı, 1978’de Aydınlık Gazetesi’nde yayın yönetmenliği yaptı. 12 Mart ve 12 Eylül darbelerinde tutuklandı, yaklaşık yedi yıl hapis yattı. 1992 yılında başladığı Cumhuriyet Gazetesi yazarlığına kısa bir süre önce son vererek Radikal Gazetesine geçti. Çalışlar, siyasî hayatının ona çok şeyler öğrettiğini söylüyor ve Türkiye’nin demokratikleşmeyle sorunlarına çözüm bulacağını ifade ediyor. 1982 Anayasasının her türlü diktatörlük yönetimine açık olduğunu belirterek sivil demokratik bir anayasa isteğini tekrarlıyor.

 

 

 

* Türkiye, siyaset ve medya tarihine şahitlik etmiş biri olarak geriye dönüp baktığınızda ne görüyorsunuz?

Geçmişime baktığımda siyasî ve gazeteci kimliğim içi içe geçmiş durumda. 12 Mart ve 12 Eylül Askerî Darbeleri sonuç olarak benim yedi sene hapiste yatmama neden oldu. Askerler her geldiğinde bizi içeri attılar onun için askerî darbelerle bir akrabalığım var. Bunun dışında çocukluğumda yaşadığım 27 Mayıs Darbesi var. Benim ailem Halk Partisi’nin yönetimlerinde bulunmuş insanlardı. 27 Mayıs Darbesi sırasında çok sevinmiştik. Hatta ben Yüksek Adalet Divanı 15 kişiye idam verdiği halde, Millî Birlik Komitesi neden sadece 3 kişi idam etti diye üzülmüştüm. Bu düşüncenin ne kadar korkunç bir düşünce olduğunu darbelerle yüzleşince anladım. Benim hayatım askerî darbelerle hesaplaşma tarihi olarak geçti. Tabiî bir de misyoner kuşaktan geliyoruz.

* Nasıl bir misyonerlik?

1960’lı yıllar dünyada yükselen bir sol hareket vardı. Biz de Türkiye’yi daha güzel bir Türkiye yapmak için dünyadaki sosyalist modelleri kendi meşreplerimize göre benimseyip devrim yapacağını zannettik. Büyük fedakârlıklarla halka yöneleceğiz ve bu köhne düzeni değiştireceğiz diye hareket ettik.

* Geçmişe dönüp bakıldığında istenmeden de olsa köhne düzenin bir parçası haline geldiğinizi düşünüyor musunuz?

Tarihi farklı dönemlerde farklı şekillerde okuyabilirsiniz. On sene önce okuduğunuzda fedakârlık olarak görülen bir olay otuz sene sonra bambaşka bir bakış açısıyla okunabilir. 68 kuşağının misyonerliğini abartılı bir şekilde anlatanlar olduğu gibi, başkalarının ajanıymış gibi lanse edip yerin dibine sokanlar da var. Bence, ikisi de doğru değil. Biz genç yaşımızda adaletsizliğe uğrayan insanlara koştuk. Genç yaşımızda taşıdığımız bu misyon kendi içinde zaafları da bereberinde taşıyordu. Deniz Gezmiş asıldığında 25 yaşındaydı, benim oğlum 30 yaşında, ben ona hâlâ ‘bebek’ gibi bakıyorum.

* Benim kafama sizin Millî Birlik Komitesi’nin sadece 3 kişiyi idam etmesine üzülmeniz takıldı. Sizi bu ruh haline sokan yapı, düşünce, siyaset, ismi her neyse sizce neydi?

Şu anda yaşadığımız aşırı kamplaşma ve birbirini yok etme kültürü o günlerde de vardı. İki taraf da birbirini yok etme güdüsüyle hareket ediyordu. 14 yaşlarında olduğum dönemde, DP bütün kötülüklerin kaynağı gibi geliyordu. “Öyle bir sille vurulsun ki, Türkiye’nin önü açılsın” diyordum. Kendi kendime vicdan muhasebesi yaptığımda böyle düşündüğüme çok üzülüyorum. Beni böyle düşündüren koşullarda yaşamak istemiyorum. Böyle birşeyin yaşanmaması için birşeyler söylemek gerektiği inancıyla bunları anlatıyorum. Hâlâ o kamplaşma kültürünün içinde olduğumuz için bunları söylüyorum.

* Bugün araçlar değişti galiba?

Bugün idam cezası kalmadı, ama sizin söylediğiniz gibi metodlar değişti. Bu kamplaşma ortamına baktığımızda en azından bir kesimin yok edecek acımasızlığa yatkın olduğunu görüyoruz.

* Böyle düşünen bir insan darbeleri ve ‘Ergenekon’ gibi acımasız bir örgütü savunan gazetede nasıl çalıştı diye bir soru gelebilir?

Gelsin... Türkiye’deki bütün medyayı kuşatan ekonomik, siyasî, ideolojik tercihleri aşmama imkân yok. Mecburen bir yerde çalışacağım. Çalıştığım yer bana tahammül ettiği sürece orada çalışmaya devam ederim. Ben 16 yıl ne düşündüysem Cumhuriyet’te onu yazdım. Benim onlara tahammül etmem yanında onların da bana tahammül etmeleri var. 16 yıl onların düşüncesinin tersine birşeyler yazdığımda bütün gazetelerde olabilecek konuşmaların dışında bana müdahale etmediler.

* Sizce Türkiye’de ilkesellik sorunu mu var? Sanki duruma göre pozisyon belirleme söz konusu.

Türkiye’de demokrasi kültürü yok. Siyasî partilere baktığınızda padişahlık sistemini görüyorsunuz. Öbür taraftan toplum içinde yerleşmiş bir demokrasi kültürü bulamıyorsunuz. Türkiye’deki bu kamplaşmada taraf olmazsanız herkes size kızıyor. Taraflardan birinin parçası olduğunuzda ise onun kurallarına, ihtiyaçlarına uymak durumunda kalıyorsunuz. Yani nereden bakarsanız bakın, bir baskı altındasınız. Bizim gibi insanlar tarafsız yaklaşmaya çalışıyorlar. Ben Cumhuriyet’te çalışırken bile Erdoğan’a haksızlık yapıldığında onu savunan biriydim. Bugün haksızlığa uğrasa gene savunurum.

* Sizce bu kutuplaşmadan ve baskıdan niye kurtulamıyoruz?

Demokrasi ve hoşgörü kültürü toplumsal mesele ve bunların topluma yerleşmesi zamana ihtiyaç duyan şeyler. Siyasî partiler kanunu böyle olduğu sürece, kafalarında demokrasi olmayan siyasiler mecliste olduğu sürece buradan demokrasi çıkmaz. Bunun dışında toplumsal olarak siz çocuğu döverek terbiye etmeye kalkıyorsanız demokrasiyi baştan reddediyorsunuz demektir. Bu toplum başkasını kendine benzetmekten, baskı uygulamaktan zevk alıyor. Oruç tutmayana baskı yapanla, başörtülüye baskı yapan zihniyet aynı, ikisi de gerici...

* Bir de kutuplaşmalar sürecinde birbirini tanımadan korkan kesimler var. Sizce bu korkuların bir kısmı insanların birbirini tanımamasından kaynaklanıyor olabilir mi?

Bu kesimlerin birbiriyle temas etmesi, birbiriyle alış veriş etmesi lâzım. Kutuplaşmalar iki kesimi birbirinden koparıyor ve temas şansını yok ediyor. Siz tanımadığınızdan korkarsınız. Bu uzlaşma zemininin güvencesi, güven vermeyen siyasiler değil, toplumun ve devletin demokratik dönüşümüdür. Siz bir taraftan AB’ye karşı çıkıp bir taraftan da başörtüsünden korkamazsınız. Bunun sonucu “Asker gelsin bizi kurtarsın”a gider. Öbür taraftan AKP’ye “şeriat getirecek misiniz?” demek yerine AB konusundaki zaaflarıyla mücadele etmek lâzım. 1982 Anayasası her türlü diktatörlüğün önünü açan bir anayasa, onun için bundan kurtulmamız gerekiyor. Farklı düşüncelerin ortaya konulabileceği, konuşulabileceği, örgütlenebileceği bir sistem için demokratik bir anayasaya ihtiyacımız var.

* Demokratik yeni bir anayasa yaptığınızda “Asker gelsin bizi kurtarsın” diyenler endişeye düşüyor. Kurtarıcıları yok edilmiş hissediyorlar...

Anayasa değişikliğine sadece militarizmin siyasetten uzaklaştırılması olarak değil, parti içi demokrasiden tutun, mecliste herkesimin temsil edilmesine kadar geniş bir yelpazeyle bakmak lâzım. Batıda seçim barajları yüzde 2.5 istisna olarak da yüzde 5. Bu oranın altındaki siyasî hareketlerin mecliste temsil edilmesi noktasında bile önlemler var. Eğer siz bunları yapmayıp sadece askeri siyasetin dışına çıkarırsanız bile mesele çözülmez. Demokrasilerde askerin siyasetten çekilmesi temel mesele, ancak bizdeki Siyasî Partiler Kanunu yöneticilere sonsuz yetkiler veriyor.

* Bir taraftan militarizm, bir taraftan Siyasî Partiler Kanununu değiştirmeyen siyasiler, sanki halk arada sıkışmış gibi?

Halk son seçimlerde demokrasiden yana olduğunu gösterdi. AKP’ye parti bağlamı dışında demokrasiden yanayım diye oy verdi. Ama AKP Siyasî Partiler Kanununu hâlâ değiştirmiyor. Genel merkezin tayin ettiği bir meclisin halkı temsil kabiliyeti olamaz. Meclis demokrasiyi üç parti liderinin temsil ettiği bir meclis. Benim gazeteci milletvekili arkadaşlarım var, onların haline acıyorum. Şahsî iradelerini gösteremiyorlar, genel merkezin ağzına bakıyorlar. Gazeteciyken fikirlerini açıkça söyleyebiliyorlardı.


* Genel başkanın baskısı yanında siyaset üzerinde bir de askerin baskısı var. Siz Genelkurmay’ın kurumsal ‘Ergenekon’ ziyaretini nasıl değerlendirdiniz?

Önemli olan askerin siyaset üzerindeki etkisinin nasıl kırılacağıdır. Bence asker AB süreci ilerledikçe, küresel ilişkiler geliştikçe siyasete müdahalede zorlanıyor. Ergenekon ziyareti de askerin siyasete müdahalesini meşrulaştırma zorlamasıdır. Bunun yanında orgeneralleri, teğmenleri, muvazzaf askerleri gözaltına alarak, hapiste tutarak sivil irade asker üstünde gücünü hissettirebiliyor.

* Ergenekonla bütün darbecilerin içeri atılmadığı fikri de var?

Bütün hepsi tutuklanmamış olabilir, ancak bu tutuklananları görmezden geleceğiz anlamına gelmemeli.


* Ergenekoncuların ziyaretini askerin siyasete müdahalesini meşrûlaştırması olarak yorumladınız. Peki Genelkurmayın gazetecilerle buluşması?

Demokratik ülkelerde görülmeyecek şekilde askerlerin medya ve siyaset üzerindeki etkisi sağlıksız bir şekilde devam ediyor.

* Peki gazeteciler için bu etik bir sorun değil mi?

Bu sadece gazetecilerin değil, siyasetçilerin de sorunu. Genelkurmayın Ergenekon ziyareti sonrası Başbakan Erdoğan kalkıp “İnsanî bir ziyaret” diyebiliyor. Avrupa’da bir başbakan böyle bir açıklama yapamaz. Medya da askeri siyaset içinde güçlü bir aktör olarak kabul ediyor, meşrûiyetini onaylıyor.

* Gazetecileri bağlayan başbakanın davranışı mı yoksa gazetecilik etiği mi?

Son görüşmelerin geçmişten daha pozitif olduğunu görüyoruz. Katılan gazetecilerden sekiz tanesi yanlış sorsa içlerinden ikisi doğru soru sorarsa bu Türkiye’nin kazancına olur. Meselâ Genelkurmay’a “Niye diğer gazeteleri içeri dâvet etmediniz?” demişler, doğru düzgün bir cevap alamamışlar. İşte bunlar güzel sorular. Genelkurmay haftada bir brifing vereceğini söylemiş. Bu yeni gelişmeyi iyi kullanmalıyız.

* Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un “28 Şubat doğru bir hareketti ancak yanlışlar olmuş olabilir bırakalım bu yanlışları zaman değerlendirsin” meâlinde açıklamaları olmuş. Cengiz Çandar da bunun üzerine “Andıç” olayını Genelkurmaya hatırlatan bir yazı yazdı...

Genelkurmay, Andıç’ın tarafı olarak kendini savunabilir. Biz de Andıç’ın mağdurları olarak sorumlulara dâvâ açabiliriz. Ben Andıç’ın mağduru olan arkadaşlarımın Çevik Bir gibi dönemin sorumlularına “Haklarında yalan ifade düzenlemekten” dâvâ açmaları gerektiği kanaatindeyim. Bunların hesabı sorumlu askerlerden sorulsun. Genelkurmay “Biz bunların hesabını soracağız” diyemez, ancak biz onlara bunları sorabiliriz. Bunlar da yeni gelişmeler.

Said Nursî’nin olağanüstü etkisinin nereden kaynaklandığını incelememiz lâzım

* Kitaplığınızda Risâle-i Nur var, görüyorum.

Said Nursî’nin toplum hayatımızdaki etkisini daha rahat konuşmamız gerekiyor. Bence Türkiye böyle bir noktaya gelmiştir. Said Nursî konusunda haklı veya haksız birçok önyargı var. Onun için de Said Nursî tartışmasını ön ambargosuz yapmamız gerekiyor. Ben bunu yapmaya çalışıyorum.

* Peki okumalarınız sonucunda nasıl bir Said Nursî çıktı karşınıza?

Bir şey söyleyecek kadar duruma hakim değilim. Nursî’nin toplumun büyük bir kısmı üzerinde bu olağanüstü etkisinin nereden kaynaklandığını incelememiz lâzım. Bunu daha genişletirsek insanların dinle olan, dinin toplumla olan ilişkisini yeni gözle anlamamız lâzım. Özellikle bizim gibi laiklerin toplumun dinle kurduğu ilişkinin derinliğini yeniden gözlemlememiz gerekiyor.

* İnsanların bu konularda nasıl bir ön ambargoları var?

Küçük yaştan beri aldığınız pozitivist eğitimle dini bir yere koyuyorsunuz. Ona uygun kalıpları da onun üstüne yerleştiriyorsunuz. Bu bakış açısıyla Kur’ân’ı yüzlerce kez okuyun, fayda etmez. Çünkü okuduğunuz şeyi de farklı kendi bakış açınıza göre anlamaya başlıyorsunuz. Artık milyonlarca insanı kendine bağlayan dinleri yok sayma anlayışını sağlıklı bulmuyorum. Bunu da anlamak lâzım. İnsanlar bu ilişkiyi neden kuruyor, hangi sorularına cevap buluyorlar? Bunları anlayınca Türkiye’yi daha iyi anlayacağımızı düşünüyorum. Artık pozitivist önyargıların bir işe yaramadığını düşünüyorum. Ben Buhari’nin hadis kitabını neredeyse ezbere biliyorum, ancak pozitivist bir bakışla okudum. Şimdi dinî kaynakları başka bir bakış açısıyla okumaya çalışıyorum.

* Hz. Muhammed’i nasıl okuyorsunuz?

Hz. Muhammed’i okurken onun yenileşmeci, modernleşmeci özelliklerini çok önemsedim. Topluma yenilik getiriyor, yeni kurallar koyuyor. Arap dünyasını ileri bir hamleyle yükseltiyor. “Kötü Araplar, iyi Türkleri zorla Müslüman yaptı” tartışması yanlıştır. O tarihlerde İslâm medeniyetin merkezi ve Araplar medeni. Üstün uygarlık geri uygarlığı yeniyor. Şu an Batı uygarlığı nasıl Doğu uygarlığını yeniyorsa, o gün İslâm uygarlığı içine kapılı toplulukları yeni bir uygarlıkla içine çekiyor. Senin ürettiğin düşünce dünyaya yeni bir şeyler getirecekse üstün oluyorsun. Şu anki Müslümanların sorunu bu. 40 sene önce Türkiye’de toplumsal kurallar bile dinî kurallar olarak lanse ediliyordu. İçine kapanmacı toplumsal kurallar, dinî referanslar verilerek yapılıyordu. Sen İslâmın kurallarını insanlığı korumak, insanlığa katkı yapacak ilerlemeye açık şekilde okursan Kur’ân âyetleri sana daha modern yollar da gösterir, ama bakış açına göre tersi de olabilir. Tıpkı El-Kaide gibi...

Yeni Asya

 

Safya Başı

   

   

   
     

Toplam (1) adet  yorum eklenmiştir.

AHİR ZAMAN GÖRÜNTÜSÜ 14-10-2008, 03:03:49
para para para marksistleri önce fetullahcı sonra müslüman yaptı
 
Yorumların Tamamı İçin Tıklayınız.
 
DTP'den Diyarbakır'ı kaybedersek iması!...
DTP'li Demirtaş 'DTP Diyarbakır'ı kaybederse bizim temel argümanların hepsi sorgulanmalıdır. Halkın
Özgürel: MİT'in parası borsada batırıldı'
Avni Özgürel: Tuncay Güney, Kontr-Terör'e bağlıydı. Bu daire MİT'in paralarını borsada batırdı. Örtü
Mahir Kaynak'a göre Güney kimin adamı?
Mahir Kaynak, Tuncay Güney'in MİT'le bağlantısı ve Ergenekonla ilgili çarpıcı açıklamlarda bulundu:
Alev Alatlı: 'CHP'nin çıkışı oyları arttırmaz'
Yazar Alev Alatlı, son haftalarda gündeme gelen CHP Genel Başkanı Baykal’ın çarşaf açılımını yanlış
Tayyip Bey demokratsa Koru'ya katlansın
Hilmi Yavuz’a göre, AKP’nin devletçi politikası ya da CHP’nin çarşaf açılımı değişim’in değil, günde
Gannuşi: 'İnsan haklarını korumak ibadettir'
Tunuslu ünlü Müslüman düşünür Raşid Gannuşi, Türkiye’ye ilk geldiğinde kimin mezarını ziyaret etti.
Aykırı ses: Türbanlıya hayır demek faşistlik
CHP'li Tekin, 'Kadınlara kafalarının dışındaki örtü nedeniyle uzak durmak yerine kafalarının içindek
Öyle bir ilaç buldu ki korumasız gezemiyor
Kanamayı durdurduğu için kan kaybından ölümleri engelleyen bir ilaç buldu, patentini aldı ve geçen y
Şaban Dişli olanları anlattı, suçsuzum dedi
CHP'li Kılıçdaroğlu'nun 1 milyon dolarlık iş takibiyle suçladığı ve sonrasında AK Parti'den isita ed
MÜSİAD'a başkan olmak için gerekli iki kriter
MÜSİAD Başkanı Vardan, işçi çıkarmanın sosyal patlama yaratacağını söyledi. Vardan 'Eğer işçi çıkarı
İsmet Berkan: 'Milliyet'ten haber saklıyoruz'
Habertürk.com Genel Yayın Yönetmeni Gülin Yıldırımkaya İsmet Berkan’la söyleşi yaptı. Radikal Genel
Bulaç: 'Kardeşlik hukuku hayata geçirilmeli'
Sosyolog Ali Bulaç Türkiye’de çatışma potansiyelinin bulunduğunu belirterek, sorunun kardeşlik hukuk
'Mübadele barışcıl olmadı 200 bin kişi öldü'
Doç. Dr. Onur Yıldırım: Arada diplomasi vardı diye mübadele barışçıl olmadı. Büyük dramlar yaşandı.
'Ya sev ya terk et' sözünün sahibi bulundu
Erdoğan'ın Hakkari'de sarf ettiği sözler, 'Ya sev ya terk et' çağrışımı yaptırdı. MHP sözü kabul ete
Başbakan'ın 'ölümüne bir yolculuk' emri...
Birinci ağızdan, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'ten, Başbakan Erdoğan'ın riskli, bir o kadar da

n

Mardin'e 'öteki' kapısından girilir

n

Koru: Erdoğan'ın feverancı bir üslubu var!

n

''Ne SHP ne CHP, Ankaralı Murat'ım ben''

n

Çiçek: 'Siyaseti her an bırakabilirim'

n

Sırp Müslümanlar üzerinde oynanan oyun

n

Ali Müfit Gürtuna: 'Endişeliyim'

n

Hala Aktütün'de milletin vicdanı onarılmadı

n

Bağlı: ''DTP kapatılmak için tırmandırıyor''

n

Prof.Noam Chomsky Obama'dan kuşkulu

n

Arslan: 'Karım bile beni istihbaratçı sanıyor'

n

Kumburgaz’daki görüntüleri artık tescilli 

n

Yahudiydiler ailecek Müslümanlığı seçtiler

n

Türkiye'de asıl baskıyı başı açıklar yapıyor

n

Reyting terörü, silahlı terörden tehlikeli

n

'Adına şefkat dediğimiz her ânımız şiddet'

n

Türkiye, yeni ekonomik düzenin kilit ülkesi

n

Asimilasyon politikası artık sürdürülemez

n

2002'de istifa etti.Şimdi genel başkan oldu

n

'Taşrada büyümesem yazar olamazdım'

n

Darbe Günlükleri'nin perde arkası

n

'Bu aralar Türklerin psikolojisi bozuk gibi'

n

Modern olmak için açık olmak şart mı?

n

Rıdvan Dilmen: ''Artık gol olur demiyorum''

n

Bir dönemin Halis Ağa'sından çarpıcı itiraf

n

Taşrada büyümeseydim yazar olamazdım

n

Kurtulmuş: 'Ahmet Hakan mahçup olacak'

n

Alman müzisyen Julia'nın hidayet öyküsü

n

'1 Numara' Fenerbahçe'deki gizli ofisinde

n

Ha internet, ha alkol ha kokain! Fark yok!..

n

''Başbuğ, Aktütün'de ne olduğunu biliyor''

n

Mete Göktürk: 'Bu dava en az bir yıl sürer'

n

'Ülkemizi ve dinimizi korumak istiyoruz'

n

Ali Tezel'in cevap veremediği soru neydi?

n

''27 Mayıs yaşanmasaydı; ev hanımıydım''

n

Hrant mı, yoksa onu öldürenler mi?

n

'Darbecileri alkışlayanlar sinirimi bozuyor'

n

''JİTEM, Ergenekon'un Güneydoğu şubesi''

n

Erdoğan - Doğan tartışması kayıkçı kavgası değil

n

Türköne: ''Askeri devlet kurmak istiyorlar''

n

'PKK'nın içinde farklı taşeron gruplar var'

n

Bediüzzaman'ın eserleri sayesinde Müslüman oldum

n

28 Şubat ve Ergenekon'un Kirli Para Trafiği

n

Erhan Göksel'den eski paşaya ağır itham

n

İsrail’in eline düşseydim kesin öldürürlerdi

n

Bediüzzaman'a mesaj taşıyan milletvekili

n

Doğan'dan Başbakan Erdoğan'a zeytin dalı

n

'Baykal devlet içinde illegal yapının adamı'

n

Papazı ağlatan soru O'nu Müslüman yaptı

n

Gündem: 'Gazeteleri ilmihal gibi okumayın'

n

Topbaş, İstanbul'u nelerin beklediğini anlattı

n

'Ramazan, yardımlaşma duygularımızı yükseltiyor'

n

Cezanın 16 milyon Euro ile hiç alakası yok

n

Zekeriya Karaman, Deniz Feneri'ni anlattı

n

Nükleer santralden kimlerin çıkarı var?

n