CHP’nin Alman Ebert Vakfı'ndan 2005'te 85 bin Euro yardım aldığına ilişkin haberlerimiz üzerine bu parti hakkında inceleme başlatma kararı alan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın gazetemizden istediği kupürleri ve belgenin bir kopyasını dün ulaştırdık. Muhabirimiz Hasan Tosun, sabah saatlerinde Başsavcılığa giderek, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya tarafından bu konuyla ilgili olarak görevlendirilen Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Mehmet Mahir Kara’ya Alman Vakfı’ndan CHP’ye yapılan yardımı gösteren belgeyi ve konuyla ilgili gazete kupürlerini bir dosya içinde verdi.
Başsavcı Abdurrahman Yalçınkaya’nın talimatıyla CHP hakkında inceleme başlatan Savcı Kara, muhabirimiz Hasan Tosun’un ulaştırdığı dokümanlarla ilgili bir de tutanak tuttu. Muhabirimizin ulaştırdığı dokümanlar tutanağa şöyle geçti: “Hasan Tosun tarafından, 20 Eylül 2008, 21 Eylül 2008, 22 Eylül 2008 ve 23 Eylül 2008 tarihlerine ait Vakit Gazetesi ve 03.12.2005 tarihli Almanca bir sayfalık metin ibraz edilmiştir. Tarafımızdan teslim alınarak, işbu tutanak birlikte imza altına alınmıştır.”
HUKUKÇULAR NE DİYOR?
CHP hakkında resmen inceleme başlatan Başsavcılığın bundan sonra lehteki ve aleyhteki belgeleri toplayacağını belirten Anayasa Profesörü Mustafa Kamalak, “Öncelikle Başsavcılık, suç teşkil eden lehteki ve aleyhteki delilleri toplar. Daha sonra iddiaları yeterli bulursa iddianame hazırlayıp Anayasa Mahkemesi’ne sunar. Delil toplama aşamasında CHP boyutu çok önemlidir. Vakıf tarafından fon ayrıldığı kesin ancak CHP kanadı iddiaları reddedecektir. Başsavcılığın işi zor. Çünkü ortada bir ödeme sözkonusu. Ancak bu kayıt altına alındı mı, alınmadı mı? CHP, Anayasa Mahkemesi’nin inceleyeceği bir belgeyi kayıtlarına geçirir mi? Ben bu paranın kayıtlarda yer aldığını düşünmüyorum. Şahıslara elden ödeme yapılmış olabilir. Başsavcılığın olayı titizlikle araştırması gerekir” dedi.
KAPATMA DAVASI ZORUNLU
Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de sürece ilişkin şu bilgilere verdi: “Öncelikle Başsavcılık, eldeki belgeler ışığında sözkonusu Alman Vakfı’ndan CHP’ye yardım yapılıp yapılmadığını inceleyecektir. CHP’nin kayıtlarında böyle bir para girişinin olup olmadığını inceleyecektir. Böyle bir maddi yardım yapıldığı sonucuna ulaşırsa, ilgili siyasi parti hakkında kapatma davası açılması bir zorunluluktur. Bundan sonraki süreç AK Parti ve DTP için uygulanan gibi devam edecektir.”
“ŞÜPHELERİM VAR”
12 Eylül Savcısı ve eski ANAP Milletvekili Faik Tarımcıoğlu da “CHP’ye kapatma kaçınılmaz. Ancak, AK Parti’ye tekzip edilmiş gazete kupürlerinden oluşan iddialarla dava açan Yargıtay Cumhuriyet Savcılığı’nın CHP’ye dava açacağı konusunda şüphelerim var. Çünkü Yargıtay da, Anayasa Mahkemesi de, davalara hukuki olarak değil siyasi olarak baktığını göstermiştir” diye konuştu.
CHP-ALMAN İŞBİRLİĞİ
Bu arada; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, bütün siyasi partilerin faaliyetlerinin Başsavcılık tarafından rutin olarak Anayasa ve yasaların verdiği görev ve yetki çerçevesinde izlendiğini bildirdi.
Öte yandan, Almanya'nın Ankara Büyükelçiliği Sözcüsü Klemens Semtner, CHP’ye yardım belgesinin aslını görmeden 'uydurma' olduğunu iddia etti. Alman sözcünün bu tavrı “CHP-Alman işbirliği”ni gözlerden gizleme çabası olarak yorumlandı. Bazı uzmanlar ise; belgenin kesinlikle doğru olduğunu, Alman vakıflarının şimdiye kadar CHP’ye 22 milyon dolar yardımda bulunduğunu ifade ettiler.
Şimdi konuş 367 Sabih
Gündeme getirdiği akıl almaz suçlamalar üzerinden AK Parti’nin kapatılması gerektiğini savunan eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, CHP’nin Alman Vakfı Ebert’ten yardım alması konusunda ise sessizliğe büründü. 367 tartışması, Almanya’daki Deniz Feneri davası, Başörtüsü Düzenlemesi gibi konularda hemen eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı olarak “AKP’nin kapatılmasını gerektirir” yorumunda bulunan Kanadoğlu’ndan CHP’nin Alman vakfıyla olan ilişkisi konusunda ise şu ana kadar hiçbir açıklama gelmemesi manidar bulunuyor. Hukuki Araştırmalar Derneği Genel Başkan Yardımcısı Avukat Ahmet Gül, Kanadoğlu’nun tarafsızlığını göstermesi için bu fırsatı iyi değerlendirmesi gerektiğini belirterek, “Şimdi konuş Kanadoğlu” çağrısında bulundu. Gül, şöyle devam etti: “Anayasa’nın 69. maddesine göre Kanadoğlu’nun da geçenlerde belirttiği gibi bu kapatma sebebidir. Ana muhalefet partisi yetkilileri kurmayları bunu bilmek zorundadır. Bu ispatlanırsa yasalar uygulanır. Siyasi partilerin kapatılması sevimsizdir ama yasalar da çiğnenemez. Hukuk devletinin gereği budur. Kimse hukukun üstünde değildir. Kanadoğlu ise son 2 yıl içerisinde hemen hemen her konuda görüş vermekten çekinmezken söz konusu CHP olunca sessiz kalması taraf olması anlamına gelmektedir. Bu kabul edilir bir durum değildir. Hukuk herkes içindir ve tarafgirliği kaldırmaz. Bir hukukçunun konuşup konuşup ansızın susması vahim bir durumdur. Suçlunun korunması anlamı taşır. Hukuk devletine gitmek için büyük adımların atıldığı şu günlerde hukukçuların, adaletin tecelli etmesine destek vermesi gerekiyor. Kanadoğlu iddia ettiği gibi tarafsız bir hukukçu ise şimdi konuşmalı ve Anayasa’nın 69. maddesini kamuoyuna anlatmalıdır. Başlatılan inceleme sonrasında nelerin olacağını ve sonucun nereye gideceğini Sabih Kanadoğlu’ndan dinlemek istiyoruz. Sayın Kanadoğlu, ne diyorsunuz bu işe?”
Kılıçdaroğlu yine kaçacak mı?
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, canlı yayına davet ettiği hakkında yalan iddialar ortaya atan CHP’li Kemal Kılıçdaroğlu’nun korkaklık göstererek kaçtığını belirterek, “Dün (önceki gün) 18.00'de ben oraya gittiğimde kendisi yoktu. Son bir kez arandı. Baykal’dan izin isteyeceğini söyleyip telefonu tamamen kapatmış. Ondan sonra da kendisine ulaşamadık. Kemal Kılıçdaroğlu kaçıyor. Korkaklık gösteriyor. Sayın Kılıçdaroğlu'nu buradan bir kez daha müfteri ilan ediyorum. Kendisi bir kez soyadını değiştirmişti. Şimdi ben değiştiriyorum. Bundan sonra kendisine soyadıyla hitap etmeyeceğim. Sayın Müfteri diye hitap edeceğim. Ben o Müfteri dediğim zaman millet bunu anlayacak” dedi.
“BEN MÜFTERİYİM” DESİN YETER
Kılıçdaroğlu’nun kendisi hakkında şüphe uyandıracak bir delil sunması halinde milletin önünde milletvekilliğinden istifa edeceğini belirten Fırat, “Aksi bir durumda ise kendisinin milletvekilliğinden istifa etmesine gerek yoktur. Sadece üç kere ben müfteriyim, ben müfteriyim, ben müfteriyim, desin kendisini affedeceğim diyorum” diye konuştu.
BİR CANLI YAYIN SÖZÜ DAHA
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’ın canlı yayın davetinden önceki gün kaçan CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, bir kez daha canlı yayına çıkma sözü verdi. Fırat ve Kılıçdaroğlu, yarın saat 14.30’da Meclis Basın Bürosu'nda bir araya gelecek.
Kendisi hakkında çeşitli iddiaları ortaya atan CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu’na dün düzenlediği basın toplantısıyla cevap veren AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, “Hodri meydan, istersen yanında hukukçularını, Baykal’ı da getir. Ne zaman nerede istersen ben hazırım” çağrısında bulundu. Fırat, CHP Grup Başkanvekili Kılıçdaroğlu’nun perşembe günü Meclis'te Uğur Dündar yönetiminde tartışma çağrısına “evet” dedi.
MECLİS’TE İLK KEZ
TBMM’de ilk defa böyle bir tartışma yaşanacak. Tartışma, basın toplantısı salonunda yapılacak. Rutin basın açıklamalarının yapıldığı salonda, bu kez Fırat ve Kılıçdaroğlu perşembe günü saat 14.30’da birlikte kamera karşısına geçecek. İki haftadır medya aracılığıyla karşılıklı iddialarda bulunan iki siyasetçi, ilgili konuları somut ve net biçimde izleyicilerin karşısında tartışacak. Kılıçdaroğlu’nun “Toplantıyı Gazeteci Uğur Dündar yönetsin” teklifi de Fırat tarafından kabul edildi. Aydın Doğan’ın maaşlı işçisi Uğur Dündar’ın tarafsız davranıp davranmayacağı merak ediliyor.
Cumhuriyet’e yalanlama
Adalet Bakanlığı, dün Cumhuriyet gazetesinde çıkan “Gözdağı gibi baskın” haberini yalanladı.
Adalet Bakanlığı Basın ve Halkla İlişkiler Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, “Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın tazminat ödemesine karar veren hakimin odasının, bir başka davada gerekçeli kararı geç yazdığı için 22.09.2008 tarihinde, 6 müfettiş tarafından basılarak arandığı iddia edilmektedir. Rutin denetim sonucunda yapılan bu soruşturmanın ve hazırlanan müfettiş raporunun, Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan hakkındaki davayla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır” denildi.
Gerçeker, su olayına açıklık getirdi
Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, adli yıl açılışı sırasında yaptığı konuşmada ayet ve hadislere yönelik sözleri ve Ramazan ayında olmamıza rağmen konuşması sırasında neden su içtiği ile ilgili bir açıklama yaptı. Hasan Gerçeker, Ramazan günü su içmesini, “Tamamen insani duygularla, hiçbir art niyet olmadan ve zorunluluk nedeniyle” sözleri ile izah ederken, ayet ve hadislere yönelik sözleri ile ilgili ise, “Elbette ki İslâm dininin temelini oluşturan ayetlerin, hadislerin değiştirilmesi söz konusu olamaz. Bunu kimse de söyleyemez. Ancak uygulamada birtakım yorum farklılıkları olduğu da bir gerçektir”dedi. Gerçeker, ayet ve hadislerin yorumlanması işinin din adamlarına bırakılması gerektiği fikrine de destek verdi.
BAŞKANDAN 14 GÜN SONRA AÇIKLAMA
Hasan Gerçeker, açıklamasında: “Konuşmanın başında Ramazan ayının anlamını vurgulamam ve toplumsal değerlere sahip çıkılmasını, kutsal din duygularının istismar edilmemesini istemem dışında, İslâm dinine saygısızlık oluşturacak hiçbir beyan ve açıklamam bulunmamaktadır. Çok büyük çoğunluğu İslâm inanışına sahip bir toplumun bir bireyi olarak elbette benim de temel dinî düşüncelerim vardır. Tamamen insanî duygularla, hiçbir art niyet olmadan ve zorunluluk sebebiyle konuşmam sırasında su içmem bahane edilerek çeşitli isnatlarda bulunulması, iyi niyetle bağdaşmayan bir husustur… Şunu da belirtmek isterim ki; ben kökleriyle, soyu ile sopu ile her zaman gurur duyan, toplumun manevi değerlerine geleneklerine, göreneklerine, inançlarına son derece bağlı ve saygılı, Anadolu'nun bağrından yetişmiş bir insanım…” dedi.
Gurbetçiye Sırp zulmü
Türkiye'den Avusturya'ya dönerken, önce konakladıkları tesiste Sırpların saldırısına uğrayan ardından sığındıkları polisin hışmına uğrayan ve pasaportlarına el konulduğu için 23 Ağustos'tan bu yana Sırbistan'da hapis hayatı yaşayan Sinoplu Çalışkan ailesinin yakınları Başbakan'dan ve Dışişleri Bakanlığı'ndan yardım bekliyor.
HALİL CÖMERT/İSTANBUL
Yıllardır Avusturya’nın Steyr kentinde yaşayan Sinoplu Çalışkan ailesi, aile reisi Murat Çalışkan’ın vefatı üzerin cenazeyi alıp Türkiye’ye geldi. Babalarını memleketi Sinop’un Erfelek ilçesinde defneden Çalışkan kardeşler ile beraberindeki akrabaları Avusturya’ya dönüş yolunda Sırpların saldırısına uğradı. Üç otomobil ile karayolunu kullanarak Avusturya’ya dönmeye çalışan ve aralarında bebekli kadın ve çocukların da bulunduğu Çalışkan Ailesi, Sırbistan’dan geçerken dinlenmek için bir tesiste mola verdi.
SIRPLAR, BEBEĞİN ÇİŞİNE KAFAYI TAKINCA KAVGA OLDU
Pirot - Niş istikametinin 95. kilometresinde “Joca Gril” adlı dinlenme tesislerine giren Türk gurbetçiler 2 yaşındaki erkek bebeği hijyenik olmadığı kaygısıyla tuvalete sokmayarak tesisin kuytu bir köşesinde çişini yaptırdı. Tuvalet görevlileriyle tartışan gurbetçiler Sırpların saldırısına uğradı. 15 - 20 kişilik Sırp grubunun saldırısına uğrayan gurbetçiler arasında bulunan Kemal Çalışkan, olayın nasıl geliştiğini şöyle anlattı: Akşam saat 17.30 civarıydı. Üç arabada 16 kişiydik. Niş'e 10 kilometre kala arabalarımızın biri hararet yaptı. Bizde hem arabayı dinlendirmek hem de tuvalet ihtiyacımızı gidermek için yol kenarında olan Joca Grill adlı bir küçük dinlenme tesisinde durduk. Tuvaletler için bizlerden kişi başına 1 Euro aldılar. Ancak hijyenik olmadığı için 2 yaşındaki çocuğu tuvalete sokmadık. Annesi erkek çocuğuna tesisin kuytu bir köşesinde çiş yaptırdı. Bunun üzerine tartışma çıkınca bir anda 15-20 kişilik bir grubun saldırısına uğradık. Ellerine geçirdikleri bıçak, tırmık, tırpan ve küreklerle üzerimize saldırdılar. Birçoğumuz hastanelik olduk. Arabalarımıza binerek canımızı kurtarmaya çalıştık. Araçlarla peşimizden geldiler. Eğer Türk TIR şoförü olmasaydı bizleri öldüreceklerdi. Otobandaki gişelerde bekleyen polise sığındık.”
SIRP POLİSİ GURBETÇİLERİN PASAPORTUNA EL KOYDU
Başından aldığı darbeler sonrası Niş hastanesine kaldırılan Adem Çalışkan, hastanede üç gün tedavi gördükten sonra taburcu oldu. Saldırganlardan kaçan Çalışkan ailesi, bu sefer sığındığı Sırp polisinin hışmına uğradı. Sırp polisi, 24 saat süreyle gözaltında beklettiği gurbetçilerin pasaportuna el koydu. Çalışkan ailesine mensup kadın ve çocuklar Avusturya’dan gelen akrabaları tarafından teslim alındı. Sırbistan adli makamları olay hakkında soruşturma başlatırken, pasaportları verilmeyen gurbetçilerden 5 kişi yaklaşık bir aydır Sırbistan’da adeta hapis hayatı yaşıyor. Pasaportuna el konulduğu için 23 Ağustos 2008 tarihinden bu yana Sırbistan’da adeta hapis hayatı yaşayan Çalışkan kardeşler Turan (35), Adem (32) ve Murat (29) ile amcaları Kemal Çalışkan (52) ve akrabaları Ensar Çepni (23) pasaportlarının verilmesini bekliyor. Önceki gün mahkemeye çıkarılan Sinoplu gurbetçiler 50 bin Euro tazminat ödemeye çarptırıldı.
ŞERİFE IŞIK: BAŞBAKAN’IN İLGİLENMESİNİ BEKLİYORUZ
Gazetemize gelerek ağabeyleriyle amcasının uğradığı saldırıyı anlatan Şerife Işık, yetkililerden yardım istedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan’a seslenen Şerife Işık, “Ağabeylerim ve amcam, dönüş yolunda Sırbistan’da uğradıkları saldırının ardından pasaportlarına el konulması nedeniyle yaklaşık 2 aydır işe gidemiyorlar. Geçen hafta işten çıkarıldıkları yazısı ev adreslerine ulaşmış. Çalışmalarından başka bir geliri olmayan bu insanlara yetkililerin yardımcı olmasını ve pasaportlarının verilmesini bekliyoruz” dedi.
Vakit