Ana Sayfam Yap | Son Dakika Ekle | Sık Kullanılanlara Ekle | Üye Ol | Üye Girişi | Künye | İletişim | Reklam

 

SONDAKİKA

* Cerrah, yelekli saldırganlara neşter çekti * Süleyman Demirel Ergenekon'u flu buldu * Ergenekon duruşmasında savunma krizi * Saran'a Fenerbahçe'de başkanlık yolu * Tiryaki öğretmenin çözümü * Başörtülüye hakaret eden doktora hapis * Engin Ardıç fena yakalandı! * 4 hacı adayı vefat etti * 'Fındık Yetiştiriciliği Projesi' tamamlandı * AK Parti binasına saldırıyı ''PKK'' üstlendi!

Ana Sayfaya Dön

 

Gündem: 'Gazeteleri ilmihal gibi okumayın'

30 Eylül 2008 Salı : 00:01

Türkiye'nin en önemli konularını 15 yıldır uzmanlarıyla konuşan Mehmet Gündem gazetecilerin en büyük hastalığını Moralhaber.Net'e anlattı.

Dursun Kabaktepe'nin röportajı

Gazeteci yazar Mehmet Gündem, insan dramlarına yabancılaşan, olaylara sadece bir haber gözüyle bakan gazetecilerin duyarlılığını kaybederek etten ve kemikten oluşan bir kadavra haline dönüşeceğini söyledi. ‘Hangi gazete olursa olsun gazeteleri bir ilmihal gibi okumayın’ uyarısı yapan Gündem, bir birey olarak gazete okunması gerektiğini belirtti. Gündem, haberde objektiflikten çok doğruluğun önemli olduğunu kaydederek gazetelerin bir fikir geliştirme alanı olmadığını okurlara hatırlattı. Başbakan Erdoğan ile Aydın Doğan arasındaki medya siyaset kavgasına da değinen Gündem, ‘Bu tartışmaların iki taraf içinde yaralı olmayacağını söyleyerek önemli açıklamalarda bulundu. 15 yıldır Türkiye gündemini meşgul eden en önemli konuları uzmanlarıyla konuşarak okuyucularına duyuran ve şuanda Yeni Şafak gazetesinde her hafta pazartesi günü röportajları yayınlanan Mehmet Gündem’e bu defa biz siyaset-medya ilişkisi, gazeteci ve insan olma konusu üzerine sorular sorduk. İşte o röportaj:

GAZETECİLERİN TEDAVİYE İHTİYACI VAR

Gazeteci diyince aklınıza ne geliyor?

Merak, vicdan ve duyarlılık geliyor. Merakı olmazsa soru soramaz. Ve kamusal bir görev yaptığı için de bilgilendirme amacına ulaşamaz. Bilgiye ulaşmak için merak önemlidir. Ama duyarlı ve vicdanlı olmak da çok önemlidir. Bir okadar da zordur. Bu söz ben dâhil herkes için öyledir. Bu mesleğe son derece idealist başlarız. Her şeye duyarlılık gösteririz. Tepki veririz. Ama zamanla birçok şey değişir. Mesela; sokakta bir trafik kazası gördüğünde ilk olarak içiniz ezilir. Acıyı hissedersin. Çünkü orada bir insan vardır. Bu olay bir olur, iki olur ve sonrasında yüreğinin eskisi kadar acımadığını fark edersin. Artık olaylara bakarken insani yönünden ziyade bir haber olarak bakmaya başlarsın. Hırsımız insani tarafımızın önüne geçer. Bir yerde deprem olur. On binlerce insan ölür. Ve sen o anda bile acı hissetmezsin.

Gazeteci bu kadar duyarsız hale nasıl gelir?

Tek bir insanın yaşadığı dramdan acı hissetmemekten buraya gelirsin. Kazayı normal görmeye başlarsın. Adiyattan diyerek rakamsal verilerle konuyu işlersin. Sizin için tüm olaylar sıradanlaşır. İnsan dramlarıyla yabacılaşırsın. Sonra aslında ne olur. Etten, kemikten duygudan ve düşünceden bir varlıksındır. Ama, içini sen hayattayken kadavraya dönüştürürsün. Sert bir insan haline gelirsin. Sonra her şeyi, seni bir yere taşıyacak araç diye bakmaya başlarsın. Çok iyi bir birinci sayfa haberi olur. Çok iyi 3. sayfa manşeti olur. Tüm olaylara böyle bakmaya başladığında sen artık bu mesleğe hizmet etmiyorsundur ve kamuoyunu aydınlatamazsın.

Peki, çözüm nedir?

Bu meslek artık seni insanlıktan çıkarıyor. İşini vicdanlı yapacaksın. Bunun sonuçları ne olur diye bakacaksın. Bir haberi özensiz olarak çalıştığın zaman bu kimleri zan altında bırakır, kimleri zor durumda bırakır diye düşünmek lazım. Bunları düşünmek içinde vicdan lazım. Ben öyle duymuştum. Yarın tekzip edilirse düzeltirim dersin. Ama Türkiye’de tekzip müessesinin hiçbir anlamı yoktur. İsterseniz birinci sayfadan yayınlayın kimse tekzip okumak bu ülkede.

BU MESLEKTE VİCDAN ÇOK ÖNEMLİ

Bir röportajınızda kendinizi insan koleksiyoncusu olarak tanımlamıştınız. Bununla ne demek istediniz ve siz değiştiniz mi?

İnsanları anlamaya ve biriktirmeye çalıştığım için kendime 'insan koleksiyoncusuyum' dedim. Değişmemeye çalışıyorum. Ama bu sistem insanı değiştirme üzerine kurulmuş. Tüm idealist arkadaşlarım gün geliyor ve bu hataları yapıyor. Ama bilerek hata yaptığımı zannetmiyorum. Bilmeyerek hata yaptığım olmuş olabilir ama hala direniyorum. Ben değişmediysem, değiştim demenin bir anlamı yok. Değiştiysem, değişmedim demenin bir anlamı yok. Çünkü bizim yaptığımız şey başkalarını ilgilendiriyor. Bizim karnemizi başkalarının vermesi lazım. Değişmemek üzerine vurgu yapıyorum. Ama bu meslek sizi her zaman ideallerinizle aynı kulvarda götürmüyor.

Bu meslekte en önemli şey nedir?

Ben vicdan meselesini çok önemsiyorum. Bizim bu meslekte tutunabileceğimiz tek şey var vicdan. Yazarken de manşet atarken de soru sorarken vicdan çok önemli. Eğer onu atarsak gazeteciler çok tehlikeli olur. Bu tehlike sadece gazetecilerden kaynaklanmaz. Bizi bir takım ideolojiler, kurumlar ve sizi ön saflara doğru iter. Öyle gaz veriyorlar ki ‘memleketi siz kurtaracaksınız’ diyorlar. Bunu bir takım kurumlara dedikleri gibi bize de söylüyorlar.

Medya gücü gazetecileri nasıl değiştirir?

Kendi imkânlarınızla gidemeyeceğiniz restoranlara, seyahatlere gazetelerin imkânlarıyla gitmeye başlıyorsunuz. Gazeteci olduğunuz size ayrıcalık tanıyorlar. Bir insanın da bütün bunlara kanmaması mümkün değil. Kendini birden çok önemli hissediyorsun. Hatta başbakandan daha önemli ve güçlü görmeye başlıyorsunuz. Medya dördüncü güç. Bir koalisyon yapısı varsa kendini 3. veya dördüncü ortağı olarak görüyor. Veya iktidar tek ise kendini onun gizli ortağı olarak görmeye başlıyor. Çünkü onlarla iç içe ve beraber yaşıyorsunuz. Onlardan haber alıyorsunuz. Onları beğeniyorsunuz veya onları eleştiriyorsunuz. Aynı kulvara çıkmış oluyorsunuz. Sonra siz kendinizde olmayan güce vehmetmeye başlıyorsunuz. Sonra bu güce önce kendinizi inandırıyorsunuz sonra da toplumu inandırmaya çalışıyorsunuz.

GAZETECİLİK NORMALLEŞİRSE TOPLUM DA NORMALLEŞİR

Sürekli insanların gündeminde olmak nasıl bir psikoloji oluşturuyor?

Bir insan hem kurtarıcı misyonu yüklenecek öbür taraftan da yazdığı yazılarla bütün kitleleri etkilediğine inanacak. Bir gün yaptığın şeylerden dolayı seni alkışlıyorlar ve kahraman ilan ediyorlar Ertesi gün ise yaptığın bir hatadan dolayı insanlar seni hain ilan ediyorlar. Böyle bir sıcaktan soğuğa bir geçiş var. Sürekli insanların gündemindesin. Yazdıklarını ve yaptıklarını konuşuyorlar. Herkes seni önemsiyor. Bu kadar bilgi senin özel hayatını mahvediyor. Sanki her şeyini paylaşmak zorundasın. O zaman sen nerde yaşayacaksın. Kamusal bir varlık gibi oluyorsun. Bence sağlıklı bir insanın bu yükü taşıması çok zor. Bu yüzden gazeteci ‘Ey ahali’ deyip doğru bulduğu şeyleri bir talimat gibi de vermemeli.  

Talimat demekle ne demek istediniz ve sorun nereden oluşuyor?

Bir hakikat ilan etmiyorum. Ama gazeteciler artık bir hakikati ilan ediyorlarmış gibi davranıyorlar. Hakikat tektir ve hiçbir eleştiriyi kaldırmaz. Artık sizde kendinizi birer hakikatin parçası olarak görürseniz, hatta onu ideoloji haline getirirseniz farklı düşüncelere ve fikirlere açık olamazsınız. Bu yüzden gazeteciliği çok normalleştirmek lazım. Türkiye’de gazetecilik ne zaman normalleşirse toplumda o zaman normalleşecektir. Ve birbiriyle kavga etmeden konuşmaya ve tartışmaya başlayacaktır.

GAZETELERİ İLMİHAL GİBİ OKUMAYIN

Türkiye’de medya yapısı nasıl ve bağımsız mı?

Türkiye’de medya ideolojik olarak veya iktisadi olarak bağımsız değil.  Medya maalesef ve maalesef ya devletin güdümünde ya bir takım büyük güç odaklarının veya ideolojilerin. Bu yüzden her grup kendi içinde çok homojen bir yapıda büyüyor. İçlerinde farklılık yok. Bu gazeteler topluma çıkıyor. Toplum ne? Toplum bambaşka bir yer. İçinde her türlü düşünce var. İnanç var inançsızlık var. İçinde farklı kültürler var. Farklı hikâyeler var. Ama gazetelere bakarsanız kendi içinde tek renk olarak çıkıyor. O zaman sen topluma ne söyleyeceksin? Doğal olarak ideoloji pompalayacaksın?

İdeoloji pompalayan gazeteler hakkında bir gazeteci olarak topluma bir öneriniz var mı?

Bir gazeteci olarak Başbakan’ın dediği gibi ‘Doğan Grubu gazetelerini almayın’ demem. Ben derim ki tüm gazeteleri alın. Ama gazeteleri bir ilmihal gibi okumayın. Cumhuriyeti’de bir ilmihal gibi okumayın Yeni Şafak’ı da bir ilmihal gibi okumayın. Hürriyet’i, Milliyet’i ve Vatan’ı da bir ilmihal gibi okumayın. Bir birey olarak okuyun. Gazeteleri eleştirin. Beğenin, tartın ama gazete üzerinden fikir geliştirmeyin. Türkiye’deki okurun problemi de gazete üzerinden fikir geliştirmeye çalışmasıdır. Gazeteler bir fikir geliştirme alanı değildir. Gazeteler size günlük haberlerden bilgiler verirler ve size günlük haberleri taşırlar.

Gazetecilikte objektiflik var mı?

Her haber yönlendirme içerir. Gazetecilikte objektiflik diye bir şey yoktur. Beklentimiz; ‘sen bu haberi yönlendirebilirsin’dir. Haberin daha iyi algılanmasını sağlamak için okurun gözünün içine sokmak istersin. Objektiflik kriterdir. Bütün gazeteler onu aynı büyüklükte ve aynı sayfada kullanacak diye bir şey olamaz. Esas olan bu haber doğru mu? İster biri birinci sayfadan görür ister iç sayfada görür

TARTIŞMA MAHKEMEYE İNTİKAL ETMEYECEKSE BOŞ

Gazeteciliği tartıştığımız için medya siyaset ilişkisine de değinmek istiyorum. Başbakan Erdoğan ile Aydın Doğan arasındaki tartışma hakkında ne düşünüyorsunuz?

Buradan bir sonuç çıkmaz. Gazetecilik müessesi zarar görürdüğü gibi siyaset de buradan bir şey kazanamaz. Eğer yasal bir sorun varsa bu mahkemeye intikal etmelidir. Eğer mahkemeye intikal etmeyecekse bu boş bir tartışmadır. Polemiktir.  Bu kavga aslında ne benim kavgam ne de toplumun kavgası. İki tane güç merkezlerinin kendi alanlarında meydana gelmiş bir çatışma aslında. Sonucu da bizi ilgilendirmiyor süreci de bizi ilgilendirmiyor.

Başbakan yeni yasalar getirebilir mi? Gözdağı verebilir mi?

Başbakan Aydın Doğan için yeni yasalar çıkaracaksa bu ülkede demokrasi yok demektir. Aydın Doğan’ı küçültmek için yeni yasalar çıkarılmaz. Yeni yasalar ilkeler için çıkarılır. İlkelerin ayakta kalması için çıkarılır. Bu bugünün problemi değil. Geçmişte kurulmuş medya siyaset ilişkisinin bugünde devam etmesini isteyen bir medya var. Medya derken sadece patronları kastetmiyorum. Bu psikolojik arızanın bir sonucu: Kendini ötekine kabul ettirme.

Halk bu kavgayı nasıl algıladı. Ve Başbakan sizce ne yapmalıydı?

Ben başbakanın yerinde oysaydım kendim muhatap olmazdım. Bir genel başkan yardımcım veya partiden biraz polemik yapacak birisine bu konuyu havale ederdim. Bir medya patronunu birebir muhatap alıp sokak kavgası gibi kavga eldilmez. Toplumda iki grubunda taraftarları var. Fanatik futbol taraftarları gibi. Bakalım bu hafta bizimki öbür tarafa nasıl yüklenecek derken diğer taraf da nasıl cevap verecek diye bakıyor. Karşılıklı yüklenme ve cevap verme var. Bence ikisi de tehlikeli bir şey. Kitle psikolojisiyle bakmayın. Tribünler her zaman doğru sonuca yöneltmez.

Medya sektöründeki kalıplaşmış yapıyı değiştirmek için ne yapmak lazım? Yeni bir yasa mı çıkartılmalı yaksa başka bir uygulama mı yapılmalı?

Bana sorarsanız yasaya gerek yok. Başbakana sormak lazım. Aydın Doğan’ı bu kadar tehlikeli görüyorlarsa neden Vatan’ı ona verdiler. Star televizyonuna girme iznini devlet ve devletin kurumları niçin verdi. Aydın Doğan bir iş adamı. Doğal olarak bunlara talip olup almak ister. Bende işadamı olsam almak isterim.

BUGÜNE KADAR HİÇBİR TEKZİP YEMEDİM

15 yıldan beri röportaj yapıyorsunuz. Geriye baktığınızda en çok neleri hatırlamaktan hoşlanıyorsunuz?

Bir gazeteci iki şeyden hoşlanır. Biri konuştuğunda bilmediğim bir şeyi öğrendiğim röportaj benim için çok önemlidir. Bana katkısı vardır. İkincisi, gazete röportajımı birinci sayfadan manşet yapıyorsa bu da çok keyif vericidir.

Röportajlarınızda neye dikkat edersiniz ve sıkıldığınızda ne yaparsınız?

Muhatabımı çok ciddiye alıyorum. Bir insanla konuşuyorum. Söz alıyorum, söz veriyorum ve bu sözleri kullanıyorum. Bu sözü en doğru şekilde yayınlayacağım konunsunda güven veriyorum. Bu yüzden bugüne kadar hiçbir tekzip yemedim. Hiçbir cümlemden dolayı ‘Orada onu kastetmemiştim’ diye uyarı almadım. Bir kere ‘Ben öyle söyledim ama yazmasaydın’ itirazı ile karşılaştım. Ama onda da yapacak bir şey yok. Bir insan da konuşurken ne söylediğini bilmeli. Onun yayınlanacağını bilerek konuşmalı. Bazı insanlar yazı konusunda çok yeteneklidir. Yaz dersin yazar ama konuş dediğinde kendini ifade edemez. Ya da çok biliyor zannedersin. Soru sorarsın ve anlarsın ki o konuyu bilmiyor. Bu durumda röportajı kısa kesersin. Ya bu röportajı kısa yayınlarsın ya röportaj seni tatmin etmez, yayınlamazsın.

Yaşadığınız zorluklar nelerdi?

Biz kayıtla iş yapıyoruz. Eskiden kasetler vardı. Ben röportaja giderken 3 tane teyp götürürdüm. Röportajımı pazar günü yayınlayacaksam salı gününden bitirirdim. Ama bu kayıt meselesi her zaman sorun olur. Bazen farkına varmazsın kaydı silersin. Cihaz kayıt yapıyor gibi görünür ama kayıt olmaz.

SON OLARAK BİR ANI

Anlatacağınız bir hatıranız var mı?

Geçende röportaj için bir saatten fazla konuştum. Önemli ve kritik bir konuydu. Oturdum deşifre yapacağım. Birde baktım. Sadece benim sesim var. Karşı tarafın sesi yok. Psikolojik olarak çöküntü haline girdim. Yapacak bir şey yok. Sonra sabaha kadar düşündüm ve tüm konuşmaları hayal ettim. Ve yeniden yazdım. Pazartesi günü yayınlandı. Sonra muhatabım ‘Çok iyi olmuş. Fazlası var eksiği yok’ dedi.

Www.Moralhaber.Net

 

 

Safya Başı

   

   

   
     

Toplam (0) adet  yorum eklenmiştir.

Yorumların Tamamı İçin Tıklayınız.
 
DTP'den Diyarbakır'ı kaybedersek iması!...
DTP'li Demirtaş 'DTP Diyarbakır'ı kaybederse bizim temel argümanların hepsi sorgulanmalıdır. Halkın
Özgürel: MİT'in parası borsada batırıldı'
Avni Özgürel: Tuncay Güney, Kontr-Terör'e bağlıydı. Bu daire MİT'in paralarını borsada batırdı. Örtü
Mahir Kaynak'a göre Güney kimin adamı?
Mahir Kaynak, Tuncay Güney'in MİT'le bağlantısı ve Ergenekonla ilgili çarpıcı açıklamlarda bulundu:
Alev Alatlı: 'CHP'nin çıkışı oyları arttırmaz'
Yazar Alev Alatlı, son haftalarda gündeme gelen CHP Genel Başkanı Baykal’ın çarşaf açılımını yanlış
Tayyip Bey demokratsa Koru'ya katlansın
Hilmi Yavuz’a göre, AKP’nin devletçi politikası ya da CHP’nin çarşaf açılımı değişim’in değil, günde
Gannuşi: 'İnsan haklarını korumak ibadettir'
Tunuslu ünlü Müslüman düşünür Raşid Gannuşi, Türkiye’ye ilk geldiğinde kimin mezarını ziyaret etti.
Aykırı ses: Türbanlıya hayır demek faşistlik
CHP'li Tekin, 'Kadınlara kafalarının dışındaki örtü nedeniyle uzak durmak yerine kafalarının içindek
Öyle bir ilaç buldu ki korumasız gezemiyor
Kanamayı durdurduğu için kan kaybından ölümleri engelleyen bir ilaç buldu, patentini aldı ve geçen y
Şaban Dişli olanları anlattı, suçsuzum dedi
CHP'li Kılıçdaroğlu'nun 1 milyon dolarlık iş takibiyle suçladığı ve sonrasında AK Parti'den isita ed
MÜSİAD'a başkan olmak için gerekli iki kriter
MÜSİAD Başkanı Vardan, işçi çıkarmanın sosyal patlama yaratacağını söyledi. Vardan 'Eğer işçi çıkarı
İsmet Berkan: 'Milliyet'ten haber saklıyoruz'
Habertürk.com Genel Yayın Yönetmeni Gülin Yıldırımkaya İsmet Berkan’la söyleşi yaptı. Radikal Genel
Bulaç: 'Kardeşlik hukuku hayata geçirilmeli'
Sosyolog Ali Bulaç Türkiye’de çatışma potansiyelinin bulunduğunu belirterek, sorunun kardeşlik hukuk
'Mübadele barışcıl olmadı 200 bin kişi öldü'
Doç. Dr. Onur Yıldırım: Arada diplomasi vardı diye mübadele barışçıl olmadı. Büyük dramlar yaşandı.
'Ya sev ya terk et' sözünün sahibi bulundu
Erdoğan'ın Hakkari'de sarf ettiği sözler, 'Ya sev ya terk et' çağrışımı yaptırdı. MHP sözü kabul ete
Başbakan'ın 'ölümüne bir yolculuk' emri...
Birinci ağızdan, Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'ten, Başbakan Erdoğan'ın riskli, bir o kadar da

n

Mardin'e 'öteki' kapısından girilir

n

Koru: Erdoğan'ın feverancı bir üslubu var!

n

''Ne SHP ne CHP, Ankaralı Murat'ım ben''

n

Çiçek: 'Siyaseti her an bırakabilirim'

n

Sırp Müslümanlar üzerinde oynanan oyun

n

Ali Müfit Gürtuna: 'Endişeliyim'

n

Hala Aktütün'de milletin vicdanı onarılmadı

n

Bağlı: ''DTP kapatılmak için tırmandırıyor''

n

Prof.Noam Chomsky Obama'dan kuşkulu

n

Arslan: 'Karım bile beni istihbaratçı sanıyor'

n

Kumburgaz’daki görüntüleri artık tescilli 

n

Yahudiydiler ailecek Müslümanlığı seçtiler

n

Türkiye'de asıl baskıyı başı açıklar yapıyor

n

Reyting terörü, silahlı terörden tehlikeli

n

'Adına şefkat dediğimiz her ânımız şiddet'

n

Türkiye, yeni ekonomik düzenin kilit ülkesi

n

Asimilasyon politikası artık sürdürülemez

n

2002'de istifa etti.Şimdi genel başkan oldu

n

'Taşrada büyümesem yazar olamazdım'

n

Darbe Günlükleri'nin perde arkası

n

'Bu aralar Türklerin psikolojisi bozuk gibi'

n

Modern olmak için açık olmak şart mı?

n

Rıdvan Dilmen: ''Artık gol olur demiyorum''

n

Bir dönemin Halis Ağa'sından çarpıcı itiraf

n

Taşrada büyümeseydim yazar olamazdım

n

Kurtulmuş: 'Ahmet Hakan mahçup olacak'

n

Alman müzisyen Julia'nın hidayet öyküsü

n

'1 Numara' Fenerbahçe'deki gizli ofisinde

n

Ha internet, ha alkol ha kokain! Fark yok!..

n

''Başbuğ, Aktütün'de ne olduğunu biliyor''

n

Mete Göktürk: 'Bu dava en az bir yıl sürer'

n

'Ülkemizi ve dinimizi korumak istiyoruz'

n

Ali Tezel'in cevap veremediği soru neydi?

n

''27 Mayıs yaşanmasaydı; ev hanımıydım''

n

Hrant mı, yoksa onu öldürenler mi?