Mehmet PAKSU'nun yazısı...
Kimlerin şahitliği kabul edilmez?
"Hocam İslam hukukuna göre şahitliği kabul görmeyen, şahitlik edemeyen kişiler kimlerdir? Açıkçası kimlerin şahitlikleri kabul edilmiyor?"
Şahitlik meselesi geneldir. Nikâh için ayrı, ticaret için ayrı, cezayı gerektiren davalar için ayrı bir şahitlik sistemi yoktur. Bütün bu meselelerde şahitlik yapacak kimsede ortak özellikler aranılır. İslam hukukuna göre şahitlik yapacak kimsede aranan belli başlı şartları kısaca özetleyelim:
Şahitte ilk aranan şart adaletli olmasıdır. Adaletli kimse de, iyilikleri, kötülüklerine üstün gelendir. Bu da, büyük günahlardan uzak durmak, küçük günahlarda ısrar etmemekle anlaşılır. Büyük günahı işleyen kimse fasık demektir. Böyle birisinin şahitliğinin kabul edilmeyeceği Hucurat Suresi'nin 6. ayetinde açıkça bildirilir: "Ey mü'minler! Size fasık bir kimse bir haber getirince, onun iç yüzünü iyice araştırıp tahkik ediniz. Yoksa bir topluluğa bilmeden kötülük edersiniz de, sonra ettiğinize pişman olursunuz."
Günahları rahatça işleyen insanlar, yalana da önem vermezler. Yetim malı yiyen, faiz yemekle tanınan, sürekli alkol kullanan, kumar oynayan ve benzeri günahları işleyen kimseler adalete uymayacaklarından ve kolayca yalan söyleyeceklerinden şahitlikleri kabul edilmiyor.
Yalancılığıyla tanınmış kişilerin şahitliklerine hiç itibar edilmez. Cimriliğiyle meşhur olmuş, zekat vermekte, çoluk çocuğunun geçimini teminde aşırı derecede eli sıkı olan kimselerin şahitliği de kabul edilmez. Bunların yalan yere şahitlik yapma ihtimali kuvvetlidir.
Çocukların, akıl hastalarının, bunakların, görme ve işitme özürlülerin şahitlikleri makbul değildir. Şahitlikte sese itibar edilmez. Çünkü birinin sesi, diğerine benzeyebilir. Aşırı unutkan olan, bir de ağzından çıkan sözlere dikkat etmeyen, iyi mi, kötü mü olduğuna aldırmayan, gerekli gereksiz konuşup duran, lafazan ve boşboğaz kişilerin şahitlikleri de dikkate alınmaz.
Şahitlik meselesinde çok hassas davranan İmam Ebu Yusuf, Hanefî mezhebinin kurucularından olmakla beraber, aynı zamanda Abbasî devletinde uzun süre kadılık da yapmıştır. Kendisine çok sayıda dava gelirdi. En üst makamda bulunanlara bile özel bir hak tanımaz, hepsi hakkında adil davranırdı. İmam Ebu Yusuf, Halife'nin vezirlerinden Fazıl'ın şahitliğini de reddetmişti.
Bunun sebebini soranlara da şu cevabı vermişti: "Bu vezir, bir mecliste Halife'ye 'kulunuz' diyordu. Şayet bu sözünde doğru ise, kölenin zaten şahitliği kabul edilmez. Eğer yalan söylüyorsa, yalancının şahitliği de makbul olmaz." Bu olay, İslam terbiyesinin yüceliğini, dalkavukluğun İslam'da yerinin olmadığını anlatmaya yeterli bir ölçü olduğu gibi, karakterli olmanın önemini, müçtehidlerin "şahitlikte" gösterdikleri hassasiyeti sergiler.
Ayrıca genel ahlak kurallarına uymayanlar, sünnet-i seniyyeye aykırı düşen işleri yapanlar da şahitlik konusunda ciddiye alınmazlar. Pejmürde kıyafetlerle dolaşıp durmak, incitici şakalar yapmak, sokaklarda başkalarını rahatsız edecek şekilde bağırmak türünden davranışlar sünnete aykırı davranışlardır. Bunları alışkanlık haline getirenlerin şahitlikleri de göz önünde tutulmaz.
Sahabilere, İmam-ı Âzam, İmam-ı Şafiî gibi İslam büyüklerinden birisi hakkında ileri geri konuşan bid'at ehli kimselerin şahitliklerine de itibar olunmaz. Bütün bunlar adalete ve onun tecellisini etkileyecek şahitlik konusuna İslamın ne kadar büyük bir önem verdiğini gösteriyor.
Bugün