Altan Öymen'in yazısı
Terör iç savaş istiyor, yanlış hedeflere yönelmeyelim...
Kim bu emri veriyor? Veya kimler?.. “Gidin, sınırdaki karakola baskın yapın. Öldürebildiğiniz kadar asker öldürün” diyenler?
Ve amaçları ne? Ne istiyorlar?..
Adına ne derseniz deyin, isterseniz ‘Kürt sorunları’ deyin, isterseniz ‘Güneydoğu sorunları’... Bu baskının, o sorunların ‘barışçı’ bir şekilde çözümüne katkısı olabilir mi?
Daha önceki benzerleri gibi, sadece, ‘savaşçı’ eğilimlerin tırmanmasına katkısı olabilir. O savaşçı eğilimlerin de, sorunları büsbütün çözümsüz hale getirmekten başka bir sonucu olmaz.
***
Gencecik insanların yurdun birçok yerine gönderilen cenazeleri... Ya tören yerinde, ya televizyon başında gözyaşları içinde izlediğimiz cenaze törenleri... Anaların, babaların, kardeşlerin, çocukların yürek parçalayıcı çığlıkları, hıçkırıkları...
O gözyaşlarının, çığlıkların, hıçkırıkların arkasından herhangi bir sorunun çözüm yolu açılabilir mi?..
Sadece, acının, öfkenin, bedduanın ve tepkinin yolu açılabilir...
***
Evet, tepki... Ama kime karşı?..
Emri veren veya verenler gibi, uygulayanlar da belli değil... Ortada bir tek, ‘PKK’ diye bir ‘örgüt adı’ var.
Ama PKK’lılar kim?.. Veya kimler PKK’lı?..
Bazısının adı veya kod adı, devlet istihbaratıyla önceden öğrenilebiliyor. Bazısının ise kim olduğu, ancak çatışmalarda ölü veya diri olarak ‘ele geçirilir’lerse belli oluyor.
Örgütün, asıl otoriteye sahip olan liderinin veya liderlerinin kimler olduğuna dair haberler ise çelişkili... Rivayetler çok...
Böyle bir dumanlı havada, PKK’ya karşı duydukları tepkinin hedefini arayanlar, etraflarına ister istemez ‘şüphe’yle bakıyorlar.
“O da PKK’lı olabilir, şu da PKK’lı olabilir” şüphesi... “Olmasa bile, madem ki Güneydoğuludur, öyleyse PKK’yı destekliyordur” şüphesi...
***
Tabii, çoğu halde, o şüphe çok yanlıştır. Güneydoğulu oldukları için haklarında şüphe duyulan kişiler, kaybettiğimiz askerlerimizin ardından, en az o şüpheyi duyanlar kadar gözyaşı dökmüş olabilirler.
Ama, kendilerine şüpheyle bakıldığını onlar da fark ederler ve bundan tedirgin olurlar. Bunun arkası nasıl gelecek diye, kaygı duymaya başlarlar. Onlar da, kendilerine şüpheyle bakanlara şüpheyle bakarlar.
Karşılıklı şüpheler; kaygılar... Ve bir gün eğer bunları körükleyecek bir neden ortaya çıkarsa, bağırmalar, çağırmalar, cepheleşmeler ve dövüşmeler...
Eğer herkes kendini bu rüzgâra kaptırırsa, öyle bir başlangıcın sonucu böyle olur.
***
Üç gün önceki karakol baskınını emredenlerin ve düzenleyenlerin amacı da, herhalde budur.
Daha önceki baskınlardaki, büyük şehirlerimizdeki bomba olaylarındaki gibi, herhalde istiyorlar ki, vatandaşlar birbiriyle düşman haline gelsin, ülke içindeki çatışmalar büyüsün, yoğunluğu daha da yüksek bir “iç savaş”ın koşulları oluşsun...
Sonra?..
Sonrasını pek düşünmezler.
Tarihte örnekleri vardır. Bu gibi terör hareketlerinin içindeki bazı hesapçıların hesabı oraya kadardır. ‘Sonra?’ sorusuna karşı ‘Sonrası kendiliğinden gelir’ diye cevap verirler.
Yani, işin içine başkaları da girer... Bölge karışır... O karışıklığın içinde belki onları memnun edecek bir şeyler çıkar...
Beklentileri böyledir. Talih oyunlarındaki gibi ‘belki’lere bağlıdır.
Tabii, o ‘belki’lere bağlanan yarım hesapların arkasından, onları ‘memnun edecek’ ‘bir şey’ler çıkması ihtimali fevkâlâde zayıftır. Ama o zayıf ihtimalin peşinden koşarken, kendileri başta olmak üzere ülkelerindeki herkese zarar verirler.
***
Ülkemizin sağduyulu insanları böyle bir ‘şüphe tırmanması’nı başlangıçtan itibaren önlemek için, gereken dikkati göstermelidir.
Son baskın olayı üzerine televizyonlarda yapılan bazı konuşmalarda ve gazetelerdeki bazı yayınlarda o dikkatin ihmal edildiği görülüyor.
En somut örneği, DTP’lilere bir ‘genelleme’ halinde yapılan hücumların dozunun giderek artmasıdır.
DTP yönetiminin teröre karşı aldığı tutumları görmeyenler (veya görmezlikten gelenler), o partiyi tümüyle ‘terör destekçisi’ ilan etmeye devam ediyorlar. Amaçları, partinin 21 milletvekilinin Meclis’ten çıkarılmasıdır.
Oysa, daha önce de belirttik, o partide, teröre kesin olarak karşı olduklarını defalarca belirttikten başka, bu konuda diğer partilerle sorun çözücü görüşmeler yapabilecek olan deneyimli yöneticiler var.
Başta iktidar partisi olmak üzere, Meclis’teki diğer partiler, şimdiye kadar onlara, kendileriyle görüşme fırsatını vermemişlerdir.
DTP yönetimine, sadece ‘teröre karşı kesin tutum almasını’ değil, terörü kendilerinin formüle ettikleri cümleleri kullanarak kınamasını ‘şart’ koşmuşlardır. Öğrencisine, ‘vecize’ ezberletip aynen okutma merakındaki öğretmenler gibi...
DTP hakkında açılan kapatma davasına, AKP hakkında açılan davaya gösterdikleri ‘demokratik ilgi’nin yüzde birini bile göstermemişlerdir.
Şimdi de, işte, bazıları, o partinin -milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılması yoluyla- Meclis dışı bırakılmasını istiyorlar.
***
Bunun sebebi, yukarıda bahsettiğimiz ‘şüphe’lerdir. Daha doğrusu, son saldırının acısı altındaki vatandaşlarda uyanan şüpheleri ‘siyaseten’ kullanma alışkanlığıdır.
Oysa, gene o ‘şüphe’lere dayanan bir “Meclis dışı bırakma” denemesi daha önce de yapılmıştı.
1994 yılının mart ayında, o zamanki Doğru Yol Partisi’yle ANAP arasındaki bir anlaşmayla -6’sı DEP’li- 8 milletvekili, dokunulmazlıkları kaldırılarak (ve o kararın alınışı anında Meclis önünde gözaltına alınarak) Meclis dışına çıkarılmıştı.
DYP’nin ve ANAP’ın bir kısım sözcüleri, bunu seçmenlerine bir ‘zafer’ gibi ilan etmişler, ‘Meclisi DEP’lilerden temizlemek’ten gurur duyduklarını belirtmişlerdi.
Sonuç meydandadır. DEP’li milletvekillerinin bazısı 5, bazısı 10 yıl hapis cezası aldı. Yattılar, çıktılar. Meclis’te 14 yıl boyunca o partiden veya uzantılarından hiçbir siyasetçi bulunmadı.
Ama bunun ‘Kürt sorunları’nın veya ‘Güneydoğu sorunları’nın çözümüne hiçbir faydası olmadı.
***
Özetle:
PKK teröristlerinin son saldırıları dahil, tüm terör eylemlerini ne kadar tel’in etsek azdır.
Ama o eylemlerin sorumluluğunu taşıyanları ararken, yanlış hedefler seçersek, teröristlerin amaçlarına katkıda bulunmuş oluruz.

DEP’liler de Meclis’ten çıkarılmıştı Gazeteler, 1994 yılının Mart ayından... İktidardaki DYP ile muhalefetteki ANAP, aralarında anlaşıp DEP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldırıyorlar... Aralarında bugünkü DTP Başkanı Ahmet Türk’ün ve Leyla Zana’nın da bulunduğu altı DEP’li, haklarındaki dokunulmazlık kaldırma kararından sonra 5-10 yıl arasında ağır hapse mahkum oldular. Orhan Doğan, Meclis’in aldığı kararın hemen arkasından Meclis’ten çıkarken kapı önünde gözaltına alındı.
Radikal