Her geçen gün kalabalıklaşan dünyada bazen yalnız kalıp kendi iç dünyamızı keşfe çıkmak normal bir durumdur. Anormal olan ise insanın kendisini toplumdan soyutlaması, insanlardan kaçması, kendini yapayalnız bir halde bırakmasıdır ki bu bir hastalık durumudur.
Böyle bir hastalığa yakalanmak zordur aslında. İnsan niçin hastalıklı bir yalnızlığı tercih eder veya nasıl milyonlarca insanın içerisinden kendisini soyutlayabilir? Bırakın koca bir şehri, mahalleyi, sokağı, arkadaş çevresini insanın sadece kendi akrabalarından bile bir çırpıda sayabileceği en az bir elin parmakları kadar insan vardır biyolojik olarak. Buna rağmen insanın en yakınlarından bile kaçarak kendisini hastalıklı bir ruh hâli içerisine mahkûm etmesini anlayabilmek gerçekten kolay bir şey değildir.
Yalnızlaşmayı modern dünyanın getirdiği nimetler tetikliyor. İnternet, televizyon gibi elektronik ortamlar insanları sosyal hayattan uzaklaştırıyor. Her şeyin parayla ölçüldüğü bir zamanda yardımlaşma, sevgi gibi insanî hasletler arka plana itiliyor. İş dünyasındaki rekabet, sürekli koşuşturmaca insanı en yakınlarını bile ihmal eder bir hâle getirirken “sıla-i rahim” gibi kelimeler artık sadece ansiklopedilerde ve sözlüklerde bulunabiliyor.
Moral Dünyası dergisi, ekim ayı kapak dosyasında hastalıklı bir ruh hâli olan “Yalnızlaşmayı” işledi. Dr. Recai Yahyaoğlu, yalnızlığın tarifini yaparken “Modern aklın zindanı, ilkel aklın özgürlüğü” ve “İnsanı zihnin çöplüklerinde oyalayan duygu” tanımlamalarını yaparak zararlı olan yalnızlığın tarifini yapıyor. Doç. Dr. Sefa Saygılı ise insanların niçin yalnızlaştığının tespitini yaparken yalnızlaşmamak için gerekli çıkış kapılarını gösteriyor. Senai Demirci’nin “Yalnızlaşma” üzerine kaleme aldığı yazısı ise zevkle ve bir çırpıda okunacak bir yazı.
Dergide kapak dosyası haricinde Pedagog Adem Güneş, çocuklarda mahremiyet duygusunun önemini anlatarak bu duygunun çocuğa nasıl verilmesi gerektiğini izah ediyor. Yavuz Bahadıroğlu, baskıcı bir yönetim uyguladığı suçlamaları yapılan Osmanlı Devleti’nde günümüzde bile rastlanması zor demokrasi uygulamalarını gözler önüne seriyor.
Fatma Beyza Tütüncüoğlu, Kültür-Sanat sayfalarında hem bir zikir olarak hem de bir zanaat olarak tespihi ele alıyor. Mihmandar sayfalarında ise Abdullah Arıdoru’nun Erkan Mutlu ile yaptığı röportaj yer alıyor.
Dergide Kenan Demirtaş’ın kaleminden “Tevhid” kavramı ayrıntılarıyla incelenirken İhsan Atasoy okuyucuyu Bediüzzaman Said Nursî’nin doğduğu Nurs köyünde bir gezintiye çıkarıyor.