Çantalar günlük hayatımızın vazgeçilmez aksesuarları. Gün içerisinde lazım olabileceğini düşündüğümüz birçok şeyi taşıyoruz çantalarımızda. Makyaj takımından paraya, ayakkabı boyasından sigaraya varıncaya kadar günlük hayatımızda kullandığımız malzemelerle dolduruyoruz çantalarımızı. Çantamızı açıp içinde neyin eksik olduğunu düşündük mü acaba?
Moral Dünyası Dergisi Yazı İşleri Müdürü Ekrem Altıntepe, derginin temmuz sayısında yeralan yazısında okuyuculara “çantanızda ne eksik?” diye soruyor.
Ekrem Altıntepe’nin dergideki yazısı şöyle…
- Afedersiniz. Türk insanının çantasında neler bulundurduğuyla ilgili bir araştırma yapıyorum da. Acaba katkıda bulunur musunuz?
- Tabii, ne yapmam gerekiyor?
- Çantanızda neler taşıyorsunuz acaba?
- Makyaj takımım var her şeyden önce. O olmadan sokağa çıkmam.
- Tabii, başka?
- Bir miktar para, peçete, ıslak mendil, anahtarlarım…
…
- Sizin çantanızda neler var acaba?
- Bir adet başörtüsü…
- O niçin?
- Şimdiki başörtüm pardösümle uyumlu, bu ise elbisemle… Pardösümü çıkarınca bunu takacağım…
…
- Bir adet mp3 player, müzik dinlemek için.
…
- Bisküvi, su… Telefon, ayrıca şarj cihazımı da yanımda taşırım. Ne olur ne olmaz, münasebetsiz bir yerde pilim biterse diye…
...
- Afedersiniz beyefendi, Türk insanının çantasında neler bulundurduğuyla ilgili bir araştırma yapıyorum da, acaba sizin çantanızda neler var?
- İş evraklarım, CV’lerim, ajanda…
…
- Mentollü sakız, ağzım kokmasın diye…
…
- Sigara, çakmak…
…
- Ayakkabı boyası, parlatıcı…
- Bond çantada boya, niye ki?
- Ayakkabılarım çamur oluyor, toplantıya da öyle girilmez ki, değil mi?
…
- Bir adet tarak, saçlarım dağılınca düzeltmek için; iş görüşmeleri için kravat…
…
Yukarıdaki konuşmalar küçük bir araştırmadan paragraflar. Tabii bu araştırma öyle Türkiye çapında, araştırma şirketleriyle yapılmış bir anket çalışması değil. Kendi çapımda yaptığım küçük bir araştırma. Ama bir araştırma şirketi Türkiye çapında bir araştırma yapsa alınacak sonuçların çok da değişeceğini sanmıyorum. Şimdi size bir soru: Acaba çantalarda ne eksik?
Para mı? Hayır, herkesin çantasında bir miktar para vardı. Telefon mu? Kesinlikle değil. Makyaj malzemesi mi? Ondan bol miktarda var. Evrak mı? Değil…
Peki ne o halde?
Kitap…
Evet, çantalarda eksik olan kitap…
Her türlü alışkanlığımız var ama yanımızda kitap taşıma ve bulduğumuz ilk fırsatta, otobüste, metroda, vapurda, bankada sıra beklerken kitap okuma alışkanlığımız yok.
Tatilde kitap…
Burada yeri gelmişken bu konuyla ilgili bir hatıramı anlatmak istiyorum. Yıl 1996. İstanbul’a ilk geldiğim yıl. Bakırköy sahilinde bir kafede çay içerken yanıma gelen gençten bir çocuk, ödüllü bir anket yaptıklarını, katılmak isteyip istemediğimi sordu. Biraz ödüllü olması, biraz da tecrübesizlik sonucu anketteki tatil yapmayla ilgili soruları cevaplayıp telefon numaramı verdim.
Birkaç gün sonra beni arayarak gayet neşeli bir sesle beni tebrik ettiklerini, anketlerine katılmam sonucu ücretsiz tatil kazandığımı, ödülümü almam için bürolarına kadar gelmem gerektiğini söylediler.
Ücretsiz tatil ödülümü almaya gittiğimde beni bir sürpriz bekliyordu. Anlaşılan ücretsiz tatil kazanan sadece ben değildim. Bir salonda elliye yakın masa ve her masada bir talihli oturuyordu. Beni de karşılayarak bir masaya oturttuktan sonra bana bir teklifleri olduklarını söyleyerek devre tatil imkânlarından bahsetmeye başladılar.
Beklemediğim şekilde tam bir satış bombardımanına maruz kalmıştım. Yaklaşık bir saat boyunca ne kadar mükemmel tatil imkânları sunduklarından, eğer kendilerinden devre tatil alırsam rüya gibi bir tatil yapma imkânım olacağından ve daha birçok şeyden bahsettiler. Bense ücretsiz tatil hayali yıkılmış, tabiri caizse züğürt ve anlatılan tatil imkânlarıyla benim yaşam tarzım arasında fersah fersah uzak birisi olarak bir an önce kaçmanın yollarını arıyordum.
Benimle ilgilenen satıcı konuşmanın sonlarına doğru şöyle bir soru sordu:
- Sizin için mükemmel bir tatilde neler istersiniz?
- Yirmi dört saat yiyecek…
- Tamam, var.
- Hem deniz manzarası hem de dağ manzarası…
- Sorun değil, ayarlarız…
- Tarihi mekân…
- Okey…
- Sinema, sinevizyon, gösteri…
- Hiç sorun değil…
Ne dediysem hiç yok demiyorlardı. Ne tatilmiş mübarek…
- İbadetlerimi yapabileceğim bir mekân olmalı.
- Hiç sorun değil, ayarlarız…
- Bir de kitap okuyabileceğim bir kütüphane…
- Kitap mı okuyacaksınız yani?
- Evet.
- Tatilde…
- Evet…
- İnanmıyorum, tatilde de kitap mı okunurmuş?
- Niye okunmasın?
- Kusura bakmayın ama size bir “yuh” demek istiyorum. Tatil yapıyorsunuz beyefendi…
Resmen şoktaydım, istediğim her şeye “evet, tamam ayarlarız” diyen kişi, kitap okuma isteğim karşısında çok garipsediğim bir tepki vermişti. İstediklerimin arasında en ucuz ve en kolay temin edilecek şey, demek ki onların tabiriyle beş yıldızlı tatil imkânlarının arasında yoktu. Onlara göre tatil yemek içmek, eğlenmekten ibaretti.
O gün oradan hem devre tatili hem de ücretsiz tatili almadan uzaklaştım…
Bir yıl sonra başladığım askerlik görevimin usta döneminde Antalya’nın Kaş ilçesinde turizm jandarmasıydım. Kaş, özellikle yabancı turistlerin tercih ettiği çok güzel bir tatil mekânı.
Jandarma olarak görevlerimizden birisi de turistlerin denize girebilecekleri koylarda nöbet tutmaktı. Karakolda yazıcı olduğum için çok fazla dışarıya çıkmıyordum. Bir gün ihtiyaç dolayısıyla turistlerin sıklıkla tercih ettiği bir koya giden ekibe katılmam gerekti. Nöbet tutarken bir şey dikkatimi çekti. Bir turist, yanında çantasıyla birlikte gelerek şezlonga uzanıp güneşlenmeye başladı. Yanındaki çantasına uzanarak bir şey aldı.
Sizce çantasından ne çıkarmış olabilir?
Güneş gözlüğü mü? Hayır…
İçecek bir şeyler mi? Değil…
Güneş kremi mi? Yine bilemediniz…
Kitap…
Evet, evet, kitap…
Avrupa’nın bilmem neresinden kalk, Türkiye’nin en güzel beldesinin en güzel koyunda tatil yap, sonra da çıkar kitap oku… Olacak şey mi?
Bize göre değil, ama onlara göre evet.
Yanımdaki arkadaşa dönerek:
- Görüyor musun dedim, turist tatilde kitap okuyor.
- Niye şaşırdın ki, buradaki turistlerin çoğu kitap okur. Tabi sen karakoldan çıkmadığın için görmüyorsun. Ben çok gördüm güneşlenirken kitap okuyan turist.
O anda aklımdan bana tatilde kitap okumak istediğim için “yuh” diyen vatandaş geldi aklıma. Bizim için “yuh” olan, turistler için gayet sıradanmış demek ki…
Ha, bu arada sormayı unuttum.
Sizin çantanızda ne var?
Moralhaber.Net









