Aykut ışıklar'ın yazısı
TV Reytingleri halkın umurunda mı?
Televizyonlara 1 milyar 700 milyon dolar dağıtan reklamverenler kimler? Çoğu çok uluslu şirketler değil mi?
Şampuandan deterjana dek akla gelen binlerce kalem tüketim maddesini üreten, pazarlayan veya ithal edenlerin arkasında yabancı sermaye var. Yanlarına Türk ortaklarını almışlar ama... 'Son kararı' dünyanın dört bir yanındaki merkezleri veren dev kuruluşlar. Sermayeleri milyar dolarla ölçülüyor.
Türkiye gibi dünyaya kök salmışlar. Hatta bazıları dünya ölçeğinde ilk on arasına girer. Bu dev kuruluşların arasında dünyaya nam salan Türk kuruluşları da var. Onları da gururla hatırlamak gerekiyor.
Dünya devleri ile her ülkede yarışıyorlar. Bu uğurda da milyonlarca lirayı TV reklamlarına yatırıyorlar. Peki bu reklamları TV kanallarına dağıtan reklam kuruluşları kimler? Şöyle bir araştırın...
En büyüklerinin yabancı sermaye olduğunu göreceksiniz. Yani Türk reklamcıları ile ortak olmuş, dünya devleri... Türkiye reklam pazarını sevmişler, çuvalla doları getirip ortak olmuşlar. Şimdi de ektiklerini biçiyorlar. Reklam şirketlerinin medya planlamasını yapanlar ise genelde Türk...
Aralarında Türk medyasını ve halkını bizim kadar iyi tanıyan yabancılar da var. 'Şu reklamı şu TV kanalına ver' diye rapor hazırlıyorlar. Ne kadar objektif veya dürüst olduklarını Allah bilir. Gerçi reklamverenler akıllı insanlar. Başka yöntemleri de var. En uzaklardaki bakkallara dek uzanıyorlar. Bakkala soruyorlar; 'Bizim şampuanı kimler alıyor, zeytinyağını kim tüketiyor, çikolatayı, dondurmayı kaç yaşında çocuklar satın alıyor?'
Bu işi araştırmak için yüzlerce anketör tutuyorlar. Binlerce kişiye onlarca soru soruyorlar. Tüm verileri bilgisayarda topluyor, hedef kitlelerini buluyorlar. Yani her ciddi kurum; ürününü kimin neden aldığını çok iyi biliyor. Hatta hangi köyde, kasabada neden daha çok sevildiğini bile biliyor.
'Şu kasabada koyun eti daha sevilir, bu kasaba halkı inek sütünden yapılmış yoğurt yer' diyebiliyorlar. Her yörenin geleneksel zevkleri de önemli. Hatta kültür farkı var. Fizibilite raporları yani...
Kime sesleneceğiz, ne yapıp da daha çok satacağız? Hepsi bilimsel veriler ışığında saptanıyor. Küçük bir bakkala yoğurt satan gençler bile Boğaziçi Üniversitesi işletme mezunu iki dil bilen gençler... Üstelik de ilk üç yılında bin lira maaş alıyorlar. Özetle...
Reklamverenler ne yaptığını çok iyi bilen, özgür, akıllı ve çağdaş kurumlar. Zaten gelen siparişler ve satışlar da bu çalışmaları açıkça belli ediyor. Eee böyle bir durumda birilerinin AGB reyting raporları hakkında konuşması umurlarında mı?
Şimdi TRT Genel Müdürü diyor ki 'Ben Türkiye'nin her yerine ulaşan bir televizyonum. Bu reyting raporlarına inanmıyorum.' Evet doğrudur. Hâlâ eşek üstünde iki saatte gidilen köylerimiz var. Çanak anten ne kelime, tencere kapağına çatal takılmış anten yapılmış. Sadece TRT çekiyor. O kadar cahil vatandaşlarımız var ki, 9. kanaldan sonrasına gidemiyor.
10. kanalı hâlâ bulamıyor. İlk beş zaten TRT... Sonra eskiden kalma alışkanlık Star TV, STV, Kanal 7 derken sekiz kanalı buluyor. Kimi atv, Kanal D diye devam ediyor. Kimi Flash TV'yi kendine yakın buluyor. Reklamveren hiç ürün satamayacağı, hiçbir konuma seslenemediği-anlaşamayacağı kişi ve yöreler için neden reklam versin? Örnek Ağrı'da bir köyde izlenmesi umurunda bile değil.
Onun için İstanbul'daki Bağcılar, Güngören, Fikirtepe gibi varoş semtleri çok daha önemli. İki yöredeki bakkal, kişi ve tüketimine bakın... TV yayıncılığında her şey reyting değil. Toplumsal sorumluluk, barış, çocuklarımız gibi pek çok konuyu da düşünmeleri gerekiyor' diyorsanız...
O zaman başınızı çevirip TBMM'ye, üniversitelere, bilimsel konferanslara bakın. TV ekranlarını, örnek olması gereken buralardan soyutlayamayız. Biz neysek, ekranlar da o...
Kaldı ki en çok izlenen diziler Türk toplumunu en iyi anlatan çalışmalar. Reyting rekoru kıran Yaprak Dökümü, Aşk-ı Memnu gibi diziler sayesinde gençlerimiz edebiyatımızı sevdi. Uğur Dündar, Ali Kırca, Mehmet Ali Birand sayesinde haberciliği öğrendi. Buna daha pek çok örnek verebilirim. Reytinglerle eskiden olduğu gibi şimdi de birileri oynamış olabilir. Bir süre için ama... Bu devede kulak...
İbrahim Tatlıses ağlıyor, 'Daha çok izleniyormuş ama düşük gösteriliyormuş...' Oysa Sayın Tatlıses, Kuşadası otelinin inşaatında yövmiye istemeye gelen eski meslektaşlarını (işçileri) dövmeye kalktığı ve bunu milyonlar ekranlarda gördüğü saniye reytingini bitirdi. Yıllarca kendini reyting profesörü ilan eden Can Tanrıyar, programları ekranlarda iken çok mutlu idi. 'Haftanın rüküşünü seçip' reyting avcılığı yapıyordu. Ama eşi Petek Dinçöz sabah programlarında nal toplamaya başlayınca... Tanrıyar idealist TV yayıncısı oluverdi...
Özetle parayı veren reklamverenler hayatından memnun. Reklamlardan milyonlarca lirayı alanlar da haliyle memnun. Şayet Fox TV daha başarılı olsaydı, belki şimdi tüm TV kanallarını yabancı sermaye yönetecekti. Ki er geç bu olacak. Eee... Bize ne? Bu durumda farklı programlar üretip Türk halkının ve reklamverenlerin dikkatini çekmek daha mantıklı olmaz mı?
Bugün