Anadolu Üniversitesi’nin Açık öğretim İlahiyat Fakültesi ön lisans programında birinci sınıfta öğrencilere verilen Din Hizmetlerinde İletişim ve Halka İlişkiler kitabında, insanların konuşmayı öğrenmesinin bir evrim süreci ile yaşandığı belirtiliyor.
İlkkez www.moralhaber.net 'in duyurduğu skandalla ilgili açıklama kitabın editörlüğünü yapan Prof. Dr. Cemal Tosun Moralhaber.net'e konuştu. Tosun, telefon görüşmesinde haberi okuduğunda heyecanlandığını ve endişeye kapıldığını söyledi. Böyle bir hatayı kendisine gösterdiği için Moralhaber.net'e de teşekkür etti.
Ancak Tosun basın açıklamasında kendisini savundu. Tosun basın açıklamasında kitabın dini esaslara göre değil bilgi bilimlerine göre yazıldığını ve bu nedenle eleştirilerin anlamsız olduğunu belirtti.
İşte Prof. Dr. Cemal Tosun'un basın açıklaması:
Merhaba,
İlginize içten teşekkür ederim. Ben de sayenizde olaydan haberdar oldum. Heyecanla ve endişeyle haberleri ve kitabı inceledim. Sonuçta şunları sizinle paylaşmanın yararlı olacağı kanaatine ulaştım:
1. Eleştiriye konu edilen cümleler, “İletişim” konusunun ele alındığı bölümde yer almaktadır. “İletişim” bölümleri (toplam 5 bölüm) bir İletişim Bilimci akademisyen tarafından, İletişim Bilimi verileri doğrultusunda yazılmıştır. Dolayısıyla konu, iletişim bilimi ve ilgili bilimleri araştırmaları çerçevesinde ele alınmıştır. İlgili bölümün sonunda yararlanılan kaynakların bir listesi bulunmaktadır.
2. İncelendiğinde 33. sayfada “konuşmanın” tanımının, 35. sayfada ise “telaffuzun” tanımının söz konusu edildiği anlaşılmaktadır. Buralardaki anlatımlarda doğrudan insanın başka bir canlıdan evrim yoluyla insana dönüştüğünü anlatan “evrim teorisi”nden söz edilmemiştir. Aksine “ilk insandan” itibaren konuşmanın ve telaffuzun gelişimi “iletişim bilimi” konusu olarak ve iletişim bilimi verilerine göre anlatılmaya çalışılmıştır.
3. Kitabın İlahiyatçı bilim adamları tarafından yazılan ve dini iletişimi ve vasıtalarını anlatan bölümleri incelenirse, buralarda dini hitabet bilgilerinin esas alındığı fark edilecektir.
4. İlahiyat Fakülteleri bilim kurumları olduğu için, birçok bilimi doğrudan öğretim konusu yaptığı gibi, birçok bilim alanından da yararlanabilmektedir. Bunu yaparken de bilim alanlarının kendi araştırmalarına ait verilerini kullanmakta, öğretim ve eleştiri konusu yapabilmektedir. Bu bilim alanlarına ait birçok veri “dini bilgi” ile kısmen ya da tamamen çelişebilmektedir. Örneğin: “Halk İnançları” dersinde ya da “Dinler Tarihi”, “Din Sosyolojisi”, “Din Felsefesi” gibi derslerde ve hatta “Mezhepler Tarihi” derslerinde ve bunların kitaplarında öğretime konu edilen birçok bilgi kısmen ya da tamamen “dini öğretiyle” veya tercih edilen yorumlarıyla uyuşmayabilmektedir. Oysa bu kitaplar da İlahiyat Fakülteleri için ve İlahiyatçı akademisyenler tarafından yazılmaktadır. Şu var ki, bu veya benzeri bilim alanlarının verilerini, “dini” bilgiye ya da görüşe uygun hale getirerek verme diye bir beklenti her halde bilim anlayışıyla bağdaşmaz.
5. Eğer yazılanlar bir İlahiyatçı tarafından “İslam’a Göre İletişim” veya “İslam’da İletişim” başlığı altında yazılmış olsaydı, eleştiriler bir anlam kazanabilirdi.
Saygıyla
Prof. Dr. Cemal Tosun
Www.Moralhaber.net