Taha Kıvanç'ın yazısı
Saflar sıklaşırken CHP
Ne kadar sevindim bilemezsiniz, hem de sergiledikleri tuhaf şaşkınlığa rağmen... Yalnız çarşaflı ve başı örtülü kadınlar CHP'ye üye olmakla kalmıyor, adlı-sanlı dinadamları da CHP'den aday olmaya hazırlanıyorlarmış... Bunu haber verenlerin yaşadıkları şaşkınlık şaşırtıcı... Radikal, esprili bir manşetle, “İmamlar CHP'de safları sıklaştırıyor” diye gelişmeyi duyurmakta...
Demek, Radikal'de, birinci sayfayı hazırlayanlar arasında, imamların her vakit namazında “Safları sıklaştıralım” dediğini hatırlayacak denli cami müdavimi en az bir kişi var. Sevincim bu yüzden...
Haberi okuyalım: “ANKARA - Çarşaflı kadınları üyeliğe kabul ederek laiklik tartışması başlatan CHP, Sultanahmet Camii'nden emekli olan imam Osman Nuri Bedir'in İstanbul'un Sultanbeyli ilçesi belediye başkanlığına aday olmasının ardından Ankara'nın Beypazarı ilçesinde de başkanlık yarışına imam adayla girme kararı aldı. / Ankara Büyükşehir Belediyesi Mezarlıklar Başimamı İsa Varlı, CHP Genel Sekreteri Önder Sav ve Grup Başkanvekili Hakkı Süha Okay'ın ikna etmesi sonucu CHP saflarında yerini aldı.”
Bazıları “Deniz Baykal'ın açılımına Önder Sav ne diyor acaba?” kuşkusunu dillendiriyordu; haberde onun cevabı var: İsa Hoca'yı “Aday ol” diye teşvik edenlerden biriymiş Önder Bey...
Şu son tartışma, medyamızda kol gezen önyargıya dayalı cehaletin boyutlarını bir kez daha herkese gösterdi. Mütedeyyin insanların otomatik olarak Ak Parti'ye (veya Saadet Partisi'ne) oy verdiğini sanıyor bunlar... Oysa kimbilir kaç nesil CHP'li bilinen öyle aileler var. Bunların bir bölümü bazı CHP'lilerin sergilediği bağnazlık yüzünden eğilimini saklama ihtiyacı duyuyor; bir bölümünün ise eli oy pusulasında altı oka mühür basmaya gitmiyor.
Prof. İsmail Kara, bir dönemin yükünü omuzlarında taşımış dinadamları kuşağından babası Kutuz Hoca'yı hepimize tanıtmıştı, anılarını yayımlayarak... Rize/Güneyce'de 1918'de doğmuş Mehmet Kara Cumhuriyet'in kurulduğu dönemde yetişmiş bir dinadamıdır. Devletin gözünün erişmediği bir kuytulukta dinî eğitim almış, emekliliğine kadar hâdim-i hayrat olarak çalışmış, binlerce öğrenci yetiştirmiştir.
Kutuz Hoca'nın çevresindeki dinadamlarına bakarak çizdiği siyasî eğilim tablosu bugün Baykal'ın başını çektiği açılımda şaşılası bir yön olmadığını ortaya koyuyor. Okuyalım:
“1950 seçimlerinden önce köyümüzdeki hocaların çoğu Halk Partili idi. Bunlar İnönü'yü ileri derecede sever, mühim bir kısmı Mustafa Kemal Paşa'dan hoşlanmazlardı. (..) Hocalardan bir kısmı CHP'ne delege de olmuştu. (..) Hocalarda bir parça Halk Partililik damarı olduğunda şüphe yoktur. Demokratları umumiyetle hafifmeşrep, devletin hazinesini müsrifçe kullanan, devlet adamlıkları zayıf insanlardan müteşekkil görürlerdi.” (s. 144).
Tablonun sonradan neden değiştiğinin ipucunu “Dinî hayattaki serbestiyet hocaları da Demokratlara yaklaştırdı” cümlesiyle veriyor Hoca...
CHP de 'dinî hayatta serbestiyet' ilkesine bağlı kalsa, bağnazlık yapmasa, mütedeyyin insanlardan yeniden ilgi görebilir.
Hatıralarına ilk temas ettiğim Kulis'te (19 Mart 2000) Kutuz Hoca'nın yakın tanığı olduğu dönemde askerlerin dine ve dinadamlarına yaklaşımına da temas etmeden geçememiştim. Önemliydi o tanıklık çünkü.
Okuyalım: “Beni sevindiren bir ayrıntı da, tek parti döneminde silâh altında dört yıl geçiren Kutuz Hoca'nın asker ocağında dindarlığı sebebiyle el üstünde tutulması, komutanlarının himâyesine mazhar olması... Görevi olmadığı halde teravih namazı kıldırdığını öğrenen komutanı Yüzbaşı Niyazi Görgün'ün tâlimatı şu olmuş: 'Bu hâfız yalnız tâlime çıkacak, nöbet dahil başka hizmetler ona kimse vermeyecek, vakit namazlarını da kıldıracak, üstü başı temiz olacak.' Azar beklerken karşılaştığı bu muamele için Kutuz Hoca'nın düştüğü not şu: 'Kur'an-ı Kerim'in lütfu idi bu.'
“Kutuz Hoca görevle gittiği şehirde de mimbere geçiyormuş. Bölük komutanı görmüş bunu ve ertesi gün derste, 'Bir askerin asker kıyafetiyle o kalabalık cemaatin önüne geçirilmesinden çok memnun kaldığını ve gurur duyduğunu söylemiş...' (s. 109).
“Yıllar sonra, emekliliğe erken hak kazanmak için dört yıllık askerlik süresini hizmetlerine ekletme teklifiyle karşılaşınca, bütün ısrarlara rağmen bunu kabul etmemiş Kutuz Hoca. Neden? 'O sıkıntıların ve hizmetlerin mükâfatını öteki dünyada bulmayı ümit ediyorum.” (s. 111)
Sorun, hocaların CHP'den aday olup olmayacakları değildir... CHP kapısını açık tuttuğu sürece öyle adaylar çıkacaktır. Sorun, mütedeyyin adayların sıkılmadan oy verebilecekleri bir parti olup olamayacağıdır CHP'nin...
Bunu zaman gösterecek.
Yeni Şafak