Moralhaber.Net yazarı Meryem Aybike Sinan, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle gittiği Çankaya Köşkü'nde zamanın nasıl geçtiğini anlatarak neler yaşadığını okucuylarıyla paylaştı.
Bir öğlen vakti Çankaya köşkündeydik...
Hayat nasıldır, kimler yaşar, kimler çalışır, Türk milletinin en zirvesi nasıl bir hayat sürdürür diye hep merak edilir. Milli Eğitim Bakanlığının bu yıl düzenlediği “24 Kasım Öğretmenler Günü Kutlamalarına” ben de Kocaeli temsilcisi olarak davet edildim. Anıtkabir, TBMM, Başbakanlık derken, sıra Cumhurbaşkanlığı Köşküne yapacağımız ziyarete gelmişti. Açıkçası çok heyecanlanmıştım. Bir kadın olarak hep uzaktan hayranlıkla izlediğim First Laydi Hayrünnisa Gül Hanımefendiyi yakinen görme ve tanışma arzusunu öyle çok duyuyordum ki içimde hep “inşallah kabul töreninde bulunurlar” diye bir temenni vardı.
Bizlere önce dinlenme salonunda küçük bir kokteyl verildi. Yanımızda MEB Bakanı Sayın Doç. Dr. Hüseyin çelik ve MEB Müsteşarı Muammer Yaşar Özgül vardı. Yaşar Özgül Beyefendi gerçekten de etrafındaki öğretmenlerine yakın ilgi göstererek sıcak sohbetlerde bulundu.
Açıkçası uzaktan tanıdığımız amirlerimizin memurlarına olan dostane ve sıcak yaklaşımları beni umutlandırdı, cesaretlendirdi. Minik kokteyl sırasında bürokratlar ve öğretmenler arasında sımsıcak ve güzel sohbetlere tanık oldum ki ben fazlasıyla sevindirdi. Bu tür etkinliklerin, paylaşımların devlet hiyerarşisinde sıklıkla tekrarlanmasının başarıyı artıracağı düşüncesi hâsıl oldu.
Zaman zaman amirler memurlarıyla bir araya gelip böyle güzelliklere imza atmalıdırlar diye düşünüyorum.
Kokteyl’in ardından kabul salonunu geniş kanatlı kapıları açıldı. Ben heyecanla Hanımefendi var mı yok mu ona bakıyordum. Cumhurbaşkanının solunda görünce nasıl sevindiğimi anlatamam.
Kendine has bir giyim tarzıyla şahsına münhasır bir tarz, stil yakalayan First Laydi’nin kıyafeti açıkçası çok şıktı. Oldukça zarif bir endamı olan Hayrünnisa Gül Hanımefendi’yi görür görmez, göz göze gelir gelmez rahatladım. Buradan duyuruyorum, hatta ilan ediyorum ki kendimi ciddi anlamda güvende hissettim. İşte beni, bizleri temsil eden bu zarif hanımefendi idi. Ve ben bana uzatılan o sıcak elini sıktığımda bir an boynuna atılıp sarılmak hissiyle doldum. Utanmasam bütün protokol kurallarını hiçe sayacaktım. İnsan sevdiğini dahi söyleyemiyor ya bu tür davetlerde işte buna yanıyorum. Halbuki söylenmeli insan sevdiğini. Tabii protokol kuralları bütün duygularımızı yüreğimizde bırakır çoğu zaman sadece yutkunur geçeriz. Gerçekten Hanımefendi her zaman ki gibi çok şıktılar, zariftiler. Ve sanırım hayatımda gördüğüm en zarif ve en hoş hanımefendi oldu First Leydimiz Her zaman ki mütebbessim çehresi yine çok güzeldi. Kendimi sayelerinde çok rahat hissettim, iyi hissettim. Köşkte bir akrabam varmış gibi.
Böylesine kendime yakın ve benden bildiğim bir First Leydi gördüm karşımda Çankaya köşkünde... Öğretmenlere olan yakın ilgisini hiç unutmayacağım.
Bizlere ayrılan masalara yönlendirildik görevlilerce.
Her şey o kadar özenle hazırlanmıştı ki.
Bizim masamızda kimler vardı… Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdür Yardımcısı Kasım Yekeler, Ankara Vali Yardımcısı Mehmet Kurdoğlu ve Meb Basın Müşaviri Mustafa Oymak ve Malatya, Kilis, Yozgat illerinin temsilcileri… Vali Beyin vakur ve entelektüel duruşu, edebiyata olan yakınlığı, Kasım Beyin candan ve sıcak sohbeti, Mustafa Beyin aydınlatıcı, içten ve sıcak sohbeti… Sanırım tadı damağımda kalan lezzetler bunlar oldu diyebilirim.
Kasım Yekeler, oldukça genç ve birikimli bir entelektüel olarak hep aklımda kalacak. Oldukça genç bir yaşta çok önemli bir pozisyonu tevazunun şahikasında yürütecek kadar gönül kumaşı ipekten, sevgi dolu tanıdık bir sima olarak hatıralarım arasında kalacak. Misafirperverliğiniz ve dostluğunuz için, o güler yüzünüz için çok teşekkürler Kasım Bey.
Yemek seçimini hanımefendi yapmışlar. Oldukça güzel ve itina ile hazırlanmış mönü, ben dahil bütün davetliler tarafından çok beğenildi. Zaten yemeklerin sunumu çok çok şık ve göz kamaştırıcıydı. Bu davette beni en çok şaşırtan yemek mönüsüydü.
Osmanlının saray kültürünü hatırlatan mönü, yemeklerin takdimi, beni uzaklara götürdü. Biz kendi küllerinden yeniden doğan bir simurg misali bin yıllık kültürün mirasçıları olarak, bu köşkte Anadolu insanının, büyük Türk milletinin sesini duyduk, kokusunu hissettik, desenlerini gördük. Osmanlı saraylarında verilen davetlerde nedim ve nedimeler tarafından sunulan o şaşaalı yemek servislerini belki şimdi adına garson dediğimiz kimseler sunuyorlar ama geleneğin aynen devam ettiriliyor oluşu beni çok duygulandırdı. Tüylerim diken diken oldu. Bir anda bir kapıdan altmışa yakın servis elamanının salona girişi ve çıkışı muhteşemdi. Tarihi bu kez canlı canlı yaşamak sanırım en güzel tarafı oldu bu davetin.
Davet sonrası misafirleri selamlayan Gül çifti salondan ayrıldılar.
Hiçbir zaman öğretmenlerin davet edilmediği Çankaya Köşkü’nün kapısı ikinci kez bu özel günde öğretmenlere açılıyordu. Öğrendik ki Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün Köşke çıkmasıyla bu davetler başlamış. İlk davet geçen sene 24 kasımda gerçekleşmiş.
Çok duygulandım.
Gerçek demokrasi bu olsa gerekti. Halkın gerçek anlamda temsili bu olsa gerekti. Mesleğin öğretmenlik mesleğinin ne denli önemsendiğini bu özen ve itinadan görmek mümkündü zaten. Konuşmakla değil, icraatla öğretmenin onure edildiğini gördük yaptığı içten ve samimi konuşmasıyla da Öğretmenine sahip çıkan bir Cumhurbaşkanı gördük bu ziyarette.
Ve bir Milli Eğitim Bakanının öğretmenler günü öğretmenini unutmayıp aynı masada yemek yediğini gördük. Bunlar güzel şeyler, ama aslında alışkın olmadığımız şeyler…
Ve ülkemize yeniden hakim olan güzellikler.
İçime masmavi gökyüzünün derinliği ve huzuru doldu.
Öğretmenlik mesleğini bir kez daha sevdim yeni baştan. Sevgili Cumhurbaşkanımız ve Muhterem Hanımefendi ile tanışmanın güzelliğini, gururunu ve onurunu yaşadım. Çankaya’dan öğretmenler geçti 24 kasım günü.
Bizlere bu güzel yaşatan Milli Eğitim Bakanımız başta olmak üzere bütün MEB yetkililerine sonsuz teşekkürlerimi sunarım.