Bediüzzaman’a heyecan veren unsur!

Moralhaber.Net yazarı Dr.Sami Akın, Bediüzzaman'ın heyecanını yazdı.

20 Ocak 2012 Cuma - 00:01

kapat
Bediüzzaman’a heyecan veren unsur!

Dr. Sami Akın'ın yazısı

Türkün - Kürdün evinde islamın gözyaşları

20. YY’ın başında batı dünyasının yeniden heyecana gelen duygusu: ötekilerin yokluğunu sağlamak.

Tarih içinde tekrarlayan bir duygu dalgalanması!

Nitekim 2000’li yıllarda,  ‘medeniyetler savaşı’ tezinin anti tezi ile karşılık vermek, İslam dünyası için doğru bir karardı. Bu nedenle de bu tez şu anki haliyle dondurulmuş haldedir.

Bu konuyu işlerken bir din milliyetçiliği duygusu ile hareket etmediğimi ifade etmek isterim. Elbette ki iyi bir müslüman olmak hedefimiz olacaktır. İyi bir müslüman olmak içinde iyi bir hıristiyan düşmanı olmak gerekmediğine de inanıyorum.

19. YY’ın sonlarında tarihin akışına neşter vuran adam: William Ewart Gladstone.

Kendi misyonunu bir ‘haçlı savaşçısı’ ve ‘tanrının kutsal savaşçısı’ olarak tanımlar. Bütün hedefi hıristiyanları ve hıristiyanlığın kutsal toprakları olarak kabul ettiği bölgeleri, müslümanların elinden kurtarmaktı.

Bir ‘Endülüs’ün bitişi’ rüyası!

Bunun için de Endülüs’ün akıbetini, moriskonun başına geçirdikleri çorabı, Osmanlı’nın şahsında tüm müslümanların başına geçirmeye çalışmıştır. Çünkü Osmanlı onu temsil eden şahs-ı maneviyi taşıyordu.

Kaderin garip cilvesi, rakip muhafazakâr partinin lideri de bir Endülüs’lü yahudiydi. Yani Gırnata’nın düşmesinden sonra ilk sürülenlerden, İngiltere’ye yerleşmiş bir ailenin oğlu.

Akdeniz’deki büyük oyunun adı: doğu ile batı arasında bir uygarlıklar çatışması. Batının tüm kinini toplayıp, İngiliz kurnazlığı ile müslümanların kanına girmek hedefi.

İngiliz politikası 18. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünün korunmasından yanadır. Bu durum Gladstone’un 1880 yılında başbakanlığa gelişi ile sona erer.

Yeni politik kurgu: Emperyalizmin iki usta duygusal oyuncusu, din ve etnik kökeni harekete geçirmek!

Osmanlı Devleti’nin topraklarının parçalanması ve sadık tebaa Ermenileri ayaklandırmak! Bu propaganda on binlerce “Müslüman Ermeni”nin varlığını bile unutturacak kadar etkili olmuş.

Bab-ı Ali’yi, her iktidara gelişinde tedirgin eden politikacının dayandığı düşünce bu.

Asıl hedefi ise: “Kuran-ı Kerim yok edilmedikçe (Türklerin elinden alınmadıkça) Avrupa’ya barış gelmeyecektir.”

BEDİÜZZAMAN’IN HEYECANI

Gladston, Kur’an-ı Kerîm’i göstererek söylediği bir nutukta, "Bu Kur’an İslamların elinde bulundukça, biz onlara hâkim olamayız. Ne yapıp yapmalıyız, bu Kur’an’ı onların elinden kaldırmalıyız yahut müslümanları Kur’an’dan soğutmalıyız"

Bu sözler, neden Bediüzzaman’ı bu kadar büyük heyecan ve endişe içine sürüklemişti? Öyle ki bununla hayatının stratejisini belirleyecekti.

Müslümanların, İber Yarımadası’nı fethinden itibaren batı insanının sürekli gördüğü bir rüya vardı.

Bu yarımadanın yeniden sahibi olabilmek rüyası: Reconquista(yeniden fetih)!

İber Yarımadası’ndaki Hıristiyanların, Müslümanların, varlıklarını ortadan kaldırma amaç ve çabalarına verilen addır.

Bediüzzaman’ı heyecana veren unsur buydu. Bir reconquista (yeniden fetih) zihniyetinin bu sefer Anadolu Yarımadası için harekete geçmesi endişesi. Ve bu hareket İber Yarımadası’ndaki müslümanların topyekûn imhası gibi bir hareketi canlandırıyordu.

Gladston, 1876 tarihinde, bir broşür yayınlar: “Türkler, dünyadan tasfiye edilmelidir.” Çünkü Türkler, "insanlık için, dev bir insanlık dışı örnektir”.

Bulgaristan meselesinde, Osmanlı Devleti’nden yana tavır takınan muhafazakârları sert şekilde eleştirir.

Ona göre Osmanlı "hiçbir hükümetin işlemediği kadar günah işlemiş, hiçbiri onun kadar değişime kapalı olmamıştır".

Bu tam bir Reconquista (yeniden fetih) düşüncesinin, Anadolu için kurgulanmış biçimidir.

O gün İslam dünyasının yegâne temsilcisi Osmanlılar’dı. Osmanlılar’ın imhası zaten İslam dünyasının imhası olacaktı.

 

{SAYFALAMA}

SULTANLIKTAN MORİSKO’LUĞA

Reconquista (yeniden fetih), son Endülüs Devleti'nin yıkılmasıyla başarıya ulaşmıştı. 800 yıllık bir hâkimiyetten sonra, önce gelip yerleştikleri yere alışan manasında ‘müdeccen’ olarak anıldılar. Son müslüman kalesi Gırnata’nın 1492 tarihinde düşmesinden sonra ‘moriskolar’ olarak aşağılanmaya başladılar.

Uğradıkları felaketin büyüklüğü ile müslümanların dilinde ise ‘müdeccel’ olarak anıldılar. Yani ‘decl’ kökünden Deccal’ın eline düşmüşler olarak.. Yaşadıkları korkunç kıyametvari bir kıyımı ancak böyle ifade edebilmişler.

Kendi iç çekişmelerinin ve hedeften sapmalarının verdiği zayıflığın karşısında acımasız vahşi bir davranışa maruz kalacak ve yok olacaklardı.

Burada Fernand Braudel'in ifadesiyle ”İspanya bir ırk kiniyle değil de (bu mücadelede bu duygu hemen hemen hiç olmamışa benzemektedir), uygarlık ve din kiniyle davranmıştır.” Bunun kanıtı, “Morisko, Batı uygarlığına ait her şeyi reddetmiştir ve kavganın esası budur.”

Gizli bir ittifakın görünen iç çatışmaların arka planında, sinsi bir seyirle geldiğini görmeliyiz.

Tarih ezberle değil, muhakeme ile anlaşılır.

Bir müddet sonra müslümanlar Anadolu'nun müdeccenleri (sonradan gelip yerleştikleri bu topraklara alışanları) olacak. İşgal edilip yağmalandıktan sonra da moriskoları olarak, ya öldürülecek ya sürüleceklerdi.

Reconquista ne yapmıştı?

Bir insanlık kıyımı yanında kültür ve medeniyet kıyımını gerçekleştirmişti. 1501 de ki, tarihi kraliyet fermanıyla evlerindeki bilim ve sanat değeri yüksek olan 5 bin cilt kitabı şehir meydanında insanların gözü önünde yaktırdı. Bunun sebebi, kitapların müslümanların hıristiyanlaştırmanın önünde engel olmasıydı.

Çünkü, müslümanlar Kuran-ı Kerim gibi dinî ve Arapça kitaplar sayesinde dil ve dinlerini kuşaktan kuşağa aktarabiliyorlardı.

Bundan sonra, Arap alfabesi yerine Latin alfabesinin kullanımı zorunlu hale getirilmiş. Çok yabancı gelmeyen bu faaliyeti, zaman içinde kendi elimizle gerçekleştirmişiz. Tıpkı, birer parçamız olan diğer İslam ülkelerinde Endonezya, Nijerya, Malezya ve Somali de olduğu gibi.

KUR’AN’A SARILANLARIN ÇATIŞTIRILMASI

Kur’an’ı İslamların elinden alamayınca Kur’an’a sarılanları birbirinden uzaklaştırıp çatıştırarak hedefe varmaya çalışmaktadırlar. Onun için tarihin bu döneminde Anadolu müslümanlarının özellikle Türkler ve Kürtler'in çok dikkatli davranıp ittifaklarını bozmamaları gerekir. Asıl korkunç tehlike bunun devamında gelecektir.

Geçmiş tarihi örneklerinde olduğu gibi hakkaniyet ölçülerine dönüş yapıp değerler planındaki ittifak yapmaları gerekir. Aksi takdirde 21.yy’ın başında yeni bir Gladston zihniyetine -Allah muhafaza- yenik düşmek ihtimali doğar.  

Onun için her gelişmenin hedefinde bir medeniyetler çatışması düşüncesi filizlenir. Şimdi güçlü bir İslami düşünce dönemi olduğu için bu çatışma ortamına gidilemedi.

Bu İslami düşünce uyanıklığının arka planında Gladston ve benzeri zihniyet tahriklerine karşılık verilen (Bediüzzamanın ifadesiyle): “Ben de Kur’an’ın sönmez ve söndürülmez manevî bir güneş hükmünde olduğunu, tüm dünyaya gösterip ispat edeceğim!" iddiasının muvaffakiyeti vardır.

Bu sonuç, bu ideale inanmışların ortak hareketi ile yüzyıllık İslam âlemindeki ciddi bilgi birikiminin sonucudur.

Anadolu Yarımadası'nın İslami kimliğinin muhafaza etmek ideali ise Türk ve Kürt kardeşlerin elbirliği ile mümkün olacaktır. Birinin yokluğunda diğerinin varlığının mümkün olmayacağı bir realitedir.

Bugünkü çatışmaların geçmiş uygulamaların bir sonucu olduğunu, yeni anayasa sürecinde her türlü duygunun ve tahrikin rağmına olarak ispatlamalıyız.

Bunun ispatı da gerçek bir insan haklarının anayasaya yansıması olacaktır. Hiç bir kimsenin, zümrenin üstün tutulmayacağı bir konsensüsle hareket etmeliyiz.

Kürt, geçmişinden bugüne yansıyan bir haksızlığın arkasına sığınmamalı, Türk ise kardeşinin hak ihlaline göz yummamalıdır.

M. Akif boşuna haykırmıyordu:

“Medeniyet size çoktan beridir diş biliyor;
Evvela parçalamak, sonra da yutmak diliyor.”

Moralhaber.Net



Share |

etiketler: haber , Bediüzzaman , Bediüzzaman Said Nursi , Sami Akın , Kürdün , Türk , Kürt , Endülüs , Endülüsün akıbeti , Anadolu , osmanlı , İspanya , Gladston

YORUMLAR
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Bu haber hakkındaki yorumunuz nedir?
1000 - karakter kaldı.
Adınız / Soyadınız
Nursi: 'Yorganımı satın Büyük Doğu kapanmasın'
Nursi: 'Yorganımı satın Büyük Doğu kapanmasın'

Bediüzzaman Said Nursi ile Necip Fazıl Kısakürek arasında geçen hatılar dikkat çekiyor. Özellikle Said Nursi'nin Necip Fazıl'ın Yakın Doğu dergisinin parasızlıktan kapanmaması için verdiği talimat insanı hüzünlendiriyor: "Yorganımı satın Büyük Doğu kapanm

Bediüzzaman üç aylar gelince mektup yayınlardı
Bediüzzaman üç aylar gelince mektup yayınlardı

Üstadımız Bediüzzaman Hazretleri şuhur-u selase girdiğinde muhakkak lâhika neşrederdi.

Mustafa Kemal'in en büyük muhalifi Said Nursi'ydi
Mustafa Kemal'in en büyük muhalifi Said Nursi'ydi

Milli Gazete yazarı Mehmet Şevket Eygi bugünkü yazısında, yakın tarihimizde M.Kemal Paşa'ya, devrimlerine muhalefet eden, karşı gelen şahsiyetlerin başında Bediüzzaman Said Nursi olduğunu kaydetti.

Minik kızdan risale dersi -Birinci söz (Video)
Minik kızdan risale dersi -Birinci söz (Video)

Dost TV'de yayınlanan Bir İnci programının minik ablasının yaptığı birbirinden tatlı Risale sohbetleri yapıyor. İşte Minik kızdan Risale-i Nur dersi (Birinci Söz)

'Said Nursi'nin 'Avrupa İslama gebe' sözü doğrudur'
'Said Nursi'nin 'Avrupa İslama gebe' sözü doğrudur'

İhvan-ı Müslimin hareketinin kurucusu Hasan el-Benna'nın torunu ve Oxford Üniversitesi Modern İslam Çalışmaları Profesörü Tarık Ramazan, "Said Nursi'nin, Avrupa'nın İslama gebe oluşu sözü doğrudur" dedi.

'3. Hizmet Rehberi Seminerleri' Almanya'da yapıldı
'3. Hizmet Rehberi Seminerleri' Almanya'da yapıldı

NET Nesil Platformu, “Hizmet Rehberi Seminerleri” toplantıları´nın 3. sünü St. Goar Şehrindeki Gençlik Konaklama merkezinde gerçekleştirirdi.

Batıya doğru İslam'ı yaşayışımızla gösterelim
Batıya doğru İslam'ı yaşayışımızla gösterelim

Ahmed Akgündüz, “Risale-i Nur Işığında İslam ve Batı Medeniyetinin Mukayesesi” konulu konuşmasını yaptı.

Filipinlerde Risale-i Nur Lahika dergisi (Galeri)
Filipinlerde Risale-i Nur Lahika dergisi (Galeri)

Filipinler Risale-i Nur Enstitüsü, İngilizce Lahika Dergisi yayınlıyor. 2009'da yayın hayatına başlayan dergi artık 3 ayda bir yayınlanacak.

Üstadın mesleğine sadakat imtihanımızdır
Üstadın mesleğine sadakat imtihanımızdır

Risale-i Nurlara sadakat sahip çıkmak ve kendi telifi gibi neşrine ciddi ve samimi çalışmaktır.

Hastalar Risalesi ile şifa buldu
Hastalar Risalesi ile şifa buldu

"Allah ile sürekli pazarlık yapıyordum! 'Neden ben?' diye isyan ediyordum, ta ki elime 'Hastalar Risalesi' geçene kadar..."

 
Moral KitapKadınca KararıncaEtkileşim YayınlarıMoral DünyasıMoral FMMoral ProduksiyonNesil TakvimNesil CateringNesil YayınlarıSöz Basım YayınÜnlü Yayınları