Salih Altın'ın haberi
İşte Moral Dünyası dergisinde yer alan Ulemanın gözüyle Bediüzzaman Said Nursi:
Şahitlikler önemlidir. Hele bu şahitlikler “âlim” sıfatını taşıyan kişiler tarafından yapılırsa bir başka değer ve önem kazanır. Araştırmacı-Yazar Salih Okur, Bediüzzaman Said Nursî ile gerek aynı dönemde yaşamış gerekse daha sonra yaşamış İslam âlimlerinin Bediüzzaman ile ilgili görüşlerini bir kitapta toplamış.
Şahitlikler önemlidir. Hele bu şahitlikler “âlim” sıfatını taşıyan kişiler tarafından yapılırsa bir başka değer ve önem kazanır.
Bediüzzaman Said Nursî, son dönemin en büyük âlimlerinden. Yazmış olduğu Risale-i Nur Külliyatı, günümüzde milyonlarca kişi tarafından okunuyor, başlattığı iman ve Kur’an hizmeti dünyanın dört bir tarafında neşvünema buluyor.
Araştırmacı-Yazar Salih Okur, Bediüzzaman Said Nursî ile gerek aynı dönemde yaşamış gerekse daha sonra yaşamış İslam âlimlerinin Bediüzzaman ile ilgili görüşlerini bir kitapta toplamış. Kayıhan Yayınları tarafından “Ulemanın Gözüyle Bediüzzaman” ismiyle yayınlanan kitapta Abdurrahman-ı Taği’den Prof. Dr. Vehbe el-Zuhayli’ye, Alvarlı Muhammed Lütfi’den Süleyman Hilmi Tunahan’a varıncaya kadar 180 âlimin Bediüzzaman ve Risale-i Nur’la ilgili görüşlerine yer verilmiş.
Dipnotlarını kitaba havale ederek Salih Okur’un hazırladığı kitapta yer alan âlimlerden bazılarının Bediüzzaman’la ilgili şahitlikleri şöyle:
Abdülvedud Çelebi (Mısır Yazarlar Birliği, Pakistan İslam Davası Yüksek Meclisi ve Sudan İslam Davası Cemiyeti Üyesi):
“Bediüzzaman Said Nursî, İslam âleminin vicdanında yaşayacaktır. Dünyada tek bir Müslüman kaldığı müddetçe eserleri ve hizmetleri devam edecektir. Onun şöhret ve cihadı ölümüyle son bulmayacak ve bulmamıştır. Neşrettiği nur-u Muhammedîyi söndürmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.
Bediüzzaman Said Nursî’nin şahsından İslam güneşi parlamaya başladı. Öyle bir güneş ki, zaman, mekân, hâl ve müstakbel sınırlarını aşıyor. Öyle bir güneş ki, ümitsizlikle kararmış kalplerde ve İstanbul minarelerinden yeniden ümit ruhunu canlandırıyor. Artık İstanbul eski haliyle geri dönüyor. Her renkten, her milletten İslam’ın evlatları, onun bu dönüşünü kutluyor. İşte Said Nursî, böyle bir büyüklüğün ve gücün en üst seviyesine ulaşmış bir şahsiyettir. Küfre karşı iman gücü, batıla karşı iman gücü, hurafelere karşı iman gücü, ölüme ve tehditlere karşı kahramanlık gücü…”
Ali Ulvi Kurucu:
“1946’da Medine’de bir gün Arif Hikmet Kütüphanesi’ne Eğinli Hacı Hafız Efendi’yi ziyarete gittiğimde kütüphaneye ‘Siracünnur’ isminde, Osmanlıca taş baskısı bir kitap gelmişti. Kütüphane listesine kaydettikten sonra, kitabı kuşbakışı denecek kadar kısa bir tetkikim oldu. Kitabın müstesna fikirlerle dolu, imana ve İslamî anlayışa yepyeni bir canlılık katan bir eser olduğunu anladım. Bu eserleri yazan insan mutlaka ilahi teyide mazhar oluyordu ki, yazdıkları, yanan bir gönülden çıktığı için okuyan insanların da gönlünü yakıyordu.”
Hacı Cemal Öğüt (Alasonyalı):
Ahmed Şahin, Cemal Öğüt Efendi’nin Üstad’a teveccühü hakkında şunları yazmaktadır: “Fatih’teki bir iftar sohbetinde kendisiyle Bediüzzaman Hazretleri hakkında uzun bir konuşmamız olmuştu. Onun ifadesiyle ’Molla Said‘ son devrin eşine ender rastlanan ilim adamlarındandı. ‘Molla Said’in eserleri hakkında ne dersiniz?’ demiştim. Bana şu cevabı verdi: ’Molla Said’in kitaplarını devamlı okuyanlar bahtiyar, bir müddet okuduktan sonra terk edenler bedbaht olurlar.’”
Ebu’l-Hasen en-Nedvî:
Abdülkadir Badıllı Bey, Ebu’l-Hasen merhumla alakalı şu enteresan hatırasını nakleder: “Urfa müftüsü Halil Günenç, Tillolu Şeyh Muzaffer Aydın, Molla Sabri Alkış ve bir-iki zat Ebul‘l-Hasan en-Nedvî’nin Kâbe’de dua ederken, gittiler, etrafına halka oldular. Ben gidemedim, o sırada başka bir işim vardı. Sonra bana anlattılar. Demişler ki: ‘Biz Üstad Bediüzzaman’ın talebeleriyiz.’ Çok memnun olmuş, demiş ki: ’Bizim telifimiz hakiki telif değil. Milyonluk kütüphanelerin içinde otururuz, bir mevzu yazacağımız zaman, o kitaptan çekeriz yazarız, ondan çeker yazarız, bir kitap meydana gelir. Hâlbuki Bediüzzaman’ın kütüphanesi dağ ve derelerdir. Asıl telif odur. O, bütün müelliflerin, bütün hocaların üstadıdır, şeyhidir.’”
Elmalılı Hamdi Yazır:
Mehmed Kırkıncı Hocaefendi, “Hayatım Hatıralarım” adlı eserinde, Elmalılı merhumdan ders almış olan Erzurum ulemasından Mustafa Efendi’den naklen, Elmalılı Hamdi Yazır’ın şöyle dediğini naklediyor: “Bediüzzaman berrak sular gibi temiz bir vicdana, çok güzel bir ruha sahip bir zat idi. İstanbul’un âlimlerinin gözü öyle bir âlim görmemiştir.”
Ferid el- Ensarî:
“Kur’an-ı Kerim’i okurken ve tefsir ederken, eşine ender rastlanan ‘istibsari’ yani insanların kalp gözlerini açıp, iman hakikatlerini görmelerini sağlayan bir metodu hayata geçirdi. Böylelikle, onun eserlerini okuyan herkes, nesiller boyunca orada kendi ihtiyaçlarını buldular ve bulmaya devam ediyorlar.
Bazı ıslahatçıların teferruatta, hatta mevhum olan hususlarla meşgul oldukları bir ortamda o, çok önemli ve gerekli büyük bir projeyi yürürlülüğe koymuştur; bir Kur’an neslinin binası. Bu dev projeyi ise i’caz-ı Kur’an’ın temelleri üzerine kurmuştur.”
Gönenli Mehmed Efendi:
"Üstad baştan aşağıya fevkalâde bir insandı. Baştan aşağı mükemmel, mine'l-bâb ile’l-mihrâb...
Hareketleri, kıyafeti, garip ve misilsizdi. Eskiden beri bu zata fevkalade hürmetim vardı. Eserlerini okuyor, vecizelerini ezberlemeye çalışıyordum. Gittikçe iştiyakım artıyordu. Tanıdıklara devamlı olarak soruyordum...
Bizim eskiden edebiyat, Arabiye hocamız İhsan Bey vardı. O zata 'Nasıl bir zattır?' diye Üstad’ı sormuştum. 'Vallahi kardeşim, benim anlayabildiğim kadarıyla bu zat ibnü'l-vakittir' dedi. Allah şefaatine nail eylesin. Hayatımın kıymetli yadigârı olarak saklıyorum onunla görüşebildiğim zamanları..."
Hasan Basri Çantay:
Bayram Yüksel anlatıyor: 1961'de Mustafa Polat'la merhum Hasan Basri Çantay'ı ziyarete gitmiştik. Mustafa Polat sordu: “Neden Üstad tarzında eser yazmadınız?”
“Kardeşim,” dedi. “Sizler Üstad’ın nasıl bir insan olduğunu bilmiyorsunuz. Kimse Üstad’la mukayese edilemez. Onun kulağına üfleyen vardı. Onun fiş takacağı yeri vardı. Bizim fiş takacak yerimiz yok.
Kardeşim, sizi tebrik ederim. Bizler Üstad’ın sayesinde müellif olduk. Bizler korkumuzdan ne eser yazabiliyorduk ve ne de kimseye anlatabiliyorduk. Üstad Hazretleri Risale-i Nurları telif etmeye başladı; hem Türkiye'de okuma çığırı açtı, hem de hapishanelerde dayak, kelepçe, açlık, susuzluk her zulme tahammül etti. Fakat onun ihlası, onun şefkati, onun merhameti, onun tevazuu, onun şecaati ve kahramanlığı her şeye galip geldi. Türkiye'de her şey onun peşinde; emniyeti, polisi, bekçisi, İslamiyet’ten mahrum kalmış halkı, İslamiyet’ten uzaklaşmış insanları hep aleyhinde. Onun kimsesi yok. Ne ordusu var, ne polisi, ne jandarması, ne bekçisi. Yalnız onun Allah'ı var. Yalnız Allah'a dayanmıştı, yalnız Peygamber’ine.”
Mehmed Akif Ersoy:
Darü’l-Hikmet’te merhum şair Mehmed Akif demiş ki: “En büyük âlim odur ki, bu tefsiri anlasın... Değil ki, bir benzeri yapılabilsin.”
Yine Darü’l-Hikmet’teyken bir mecliste Mehmed Akif demiş ki: “Bediüzzaman’ın konuştuğu yerde bize ancak sükut düşer.”
Bediüzzaman’ın yakın talebelerinden merhum Zübeyir Gündüzalp 1950’de Ankara’da verdiği bir konferansta şöyle demektedir: “Büyük şairimiz, edebiyatımızın medar-ı iftiharı merhum Mehmed Akif bir üdeba meclisinde, ‘Victor Hugolar, Shakespeare’ler, Descartes’ler, edebiyatta ve felsefede Bediüzzaman’ın bir talebesi olabilirler‘ demiştir.”
Ömer Nasuhi Bilmen:
Mehmed Kırkıncı Hocaefendi, Ömer Nasuhi Bilmen’i bir ziyaretini şöyle anlatıyor: “Sohbetimiz esnasında, Kendisine Bediüzzaman Hazretleri’ni sordum. ’Bediüzzaman ile Darü’l-Hikmeti’l-İslamiye’deyken tanışmıştım. Bütün İstanbul ulemasının takdirlerini kazanmıştı. Ben bizzat birkaç kez sohbetinde bulundum. O dönemde yazdığı bütün makalelerini okudum. Fikirlerinde fevkalade bir tesir vardı. Telif ettiği eserlerden yalnızca ‘Sözler’ isimli eserini mütalaa ettim, harikulade bir eser idi. Doğrusu ilm-i kelamda bir tecdit hareketi yaptı. İmanın bütün rükünlerini kemal-i vuzuhla ortaya koydu. Cenab-ı Hak bu millet-i İslamiyeyi sahipsiz bırakmamıştır. Her asırda büyük müçtehitler, mücedditler ve mürşitler göndermiştir. Bediüzzaman da o zatlardan birisidir. O, cebir ve kuvvetin, zulüm ve tahakkümün hüküm ferma olduğu bu devirde gönderilmiştir‘ dedi.”
Sadreddin Yüksel:
Aydınlar Konuşuyor adlı eserde Sadreddin Yüksel Hoca’nın, Üstad hakkında şu sözlerini okuyoruz: “Burada Bediüzzaman Hazretleri’nin birkaç yönünü ele almak gerek. Evvela ilminden başlayalım. O ilimde, bilhassa Kur’an-ı Kerim tefsirinde sonsuz bir deryadır. Bunun ispatı, telif ettiği Risale-i Nur külliyesi ve o külliyenin bir parçası sayılan Arapça İşaratü’l-İ’caz adlı harika tefsiridir. Şahsî görüşüme göre bundan başka bir delile ihtiyaç yoktur.
İman hususunda o, bu devrin imanını değil, doğrudan doğruya Asr-ı Saadet’in imanını temsil ediyordu. Onun mübarek şahsiyetinde, bizden çok uzakta kalan Asr-ı Saadet’in imanına şahit olduk. Allah gani gani rahmet eylesin.
Kahramanlığına gelince, onun o cihetini de tarihe ve düşmanlarına soralım. Eğer Birinci Cihan Harbi’nde, Kafkas Cephesi’nin umum Rus kumandanı olan Nikola Nikolaviç hayatta olsaydı ve Bediüzzaman’ın kahramanlığını ona sorsaydık, eminim ki, ‘Bediüzzaman tarihte çok az görülmüş bir kahramandı’ diye cevap verecekti.”
Prof. Dr. Muhammed Said Ramazan el-Bûtî:
“Bediüzzaman’ın takip ettiği metot, bu zamanda İslam’ın anlatılabilmesi için en güzel yoldur. Ben, Şam âlimlerinin Bediüzzaman’ın hayatını inceleyip ibret almalarını, mahkemelerdeki müdafaalarını okumalarını istemiştim. Böylece ihlas, sadakat ve sabır düsturlarını hayatlarında tatbik edebileceklerini belirtmiştim. Bu davetimi yine tekrarlıyorum. Sadece Şam âlimlerini değil, İslam dünyasında dine hizmet eden herkesi Bediüzzaman’ın şahsiyetini, hakkı müdafaada takip ettiği metodu, gösterdiği kahramanlığı anlamaya davet ediyorum.”
Prof. Dr. Vehbe el-Zuhayli:
“Muslih ve mütefekkir Bediüzzaman Said Nursî, Rabb’ine ve dinine karşı son derece ihlas ve samimiyet sahibi biridir. O, insanlarla, hadiselerle ve ümmetin ahvaliyle yakından alakadar olmuştur. Onların mutluluklarıyla mutlu olmuş, istikamette ve hidayette oluşları onu sevindirmiştir. Istırap ve hüzünleriyle hüzünlenmiş, dalalet ve sapıklıkta oluşlarıyla da onu derinden üzmüştür. Bediüzzaman insana ve davasına, insanın bugününe ve yarınına olanca ehemmiyet vermiştir. Kur’anî kültürü, dinî şeriat ve edepleri ışığında insan gerçeği üzerinde çok durmuştur.”
-------------------------------------------------
Moral Dünyası Dergisi'ne abone olmak için: 0212 652 76 66 numaralı telefonu arayabilirsiniz.
Moralhaber.Net









