Moralhaber.Net yazarı Metin Karabaşoğlu'nun yazısı
Gerilimi kim çözmeli?
ASR-I SAADETİN büyük olayları içinde ilk anda nazarlardan gizlenen bir sahnedir. İlk anda, gündelik hayatın sıradan akışı içerisinde her an olabilecek cinsten basit bir olay gibi gözükür zira. Ama bu basit olay, daha o dakikada bir büyük patlamanın kıvılcımına dönüşme istidadı gösterir; ama şükür ki, Resûlullah aleyhissalâtu vesselamın müdahalesiyle akl-ı selîm hemencecik galip gelir ve gerilim çözülür.
Benî Müstalık gazvesi dönüşünde yaÅŸanır bu olay.
Kahramanları, Gıfâr kabilesinden Cahcah b. Mes’ud ile, Cüheyne kabilesinden Sinan b. Veber’dir. Cahcah, bizatihî KureyÅŸli Muhacirîn’den olmamakla birlikte, muhacir olarak Medine’ye gelmiÅŸ ve Hz. Ömer’in bu sefer boyunca atına seyislik yapmak üzere iÅŸe aldığı bir mü’mindir. Sinan ise, bizatihî Medineli Ensar’dan olmamakla birlikte, Ensar’ın büyük kolu Hazrec’in Benî Salim boyunun müttefiki olması itibarıyla Ensar arasında sayılmaktadır.
Bu iki sahabi, Benî Müstalık gazvesi dönüşü bir mola yerinde hayvanlarını sulamak için kuyudan su çıkarma konusunda kavgaya tutuÅŸurlar. Kuyunun suyu azdır ve belki saniye farkıyla kuyuya atılmış iki kovanın ipi dolanıp biri dolu biri boÅŸ çıktığı için kavga yaÅŸanmaktadır. Cahcah kuyuya ilk gelenin kendisi olduÄŸunu, dolayısıyla çıkarılan suyun kendi hakkı olduÄŸunu savunur. Sinan ise su benim çektiÄŸim kovada olduÄŸuna göre benim hakkımdır demektedir. Senin-benim tartışması bir anda alevlenir ve sinirine hakim olamayan Cahcah Sinan’a tokat vurur. Bunun üzerine Sinan “YetiÅŸin ey Ensar!” diye bağırır. Ensar’ın üzerine gelip kendisini döveceÄŸi korkusuna kapılan Cahcah da “YetiÅŸin ey KureyÅŸ! YetiÅŸin ey Kinâne!” diye bağırmaya baÅŸlayınca, ortalık bir anda alevlenir. İki taraftan da çok sayıda sahabi kılıçları çekmiÅŸ, birbirine karşı savurmak üzeredir. Öyle bir hal yaÅŸanır ki, Resûlullah duruma müdahale ederek ortalığı yatıştırmasa, bir kova su yüzünden Ensar ve Muhacirîn birbirini öldürecektir! Resûlullah aleyhissalâtu vesselam, müdahale ederek, “Nedir bu Cahiliye çığlığı?” demiÅŸtir. “Böyle çağırmayı bırakın, çünkü bu fitnedir.” Resûlullah’ın müdahalesinden sonra, Muhacirîn ve Ensar’dan büyük sahabiler Cahcah ve Sinan’la konuÅŸurlar, Sinan Cahcah hakkındaki davasından feragat eder, barışırlar ve mü’minler açısından mesele kapanır.
Olayı duyan münafıklar “KureyÅŸlilerin kalın izarlı Müslümanları ile misalimiz, evvelkilerin ÅŸu mesellerinde dedikleri gibidir: Besle kargayı, oysun gözünü!” gibi, “Ama vallahi, Medine’ye varınca, ÅŸerefli ve güçlü olan, ÅŸerefsiz ve zayıf olanı muhakkak oradan sürüp çıkaracaktır” gibi sözlerle yangına körükle gitmek isterler; ama şükür ki küllenmiÅŸ fitne tekrar alevlenmez.
Buna mukabil, bu olay, basit bir meseleden bile nasıl büyük bir gerilimin çıkabildiğine ve bu gerilimi kimin nasıl çözebileceğine dair bir ders olarak, tarih sahnesindeki yerini alır.
Gerçekten niye böyle olmuÅŸtur? Bir kova suyu kullanma hakkının kime ait olduÄŸu gibi basit bir mesele yüzünden iki kiÅŸi nasıl böyle bir kavgaya tutuÅŸmuÅŸtur? Hem, meseleyi birkaç dakika içinde Ensar ve Muhacirîn arasında bir büyük gerilime dönüştüren ÅŸey neyin nesidir?
Bu soruların eşliğinde bakıldığında, insan psikolojisine dair bir ibret ve hangi durumda neye dikkat edilmesi gerektiğine dair bir ders çıkar bu Asr-ı Saadet tablosundan bize...
Cahcah bir muhacirdir ve Medine’ye gelebilmiÅŸse, bu, Ensar’ın gösterdiÄŸi büyük feragat sayesindedir. Medineli mü’minler Akabe’de hem kendi mallarını, evlerini, imkânlarını paylaÅŸmaya, hem de Muhacirîn’i müşriklere karşı kendi evlatlarını korudukları gibi koruyup gereÄŸinde onlar için savaÅŸmaya ahdettikleri içindir ki, Cahcah gibi muhacir mü’minler Medine’dedir.
Yani, duygusal açıdan bakıldığında, Cahcah, bir muhacir olarak kendisini Ensar’a karşı ‘eksikli,’ ‘sığıntı gibi’ ve zayıf hissetmektedir. Bu durum bir mü’min olarak izzet-i nefsine dokunuyor olmakla birlikte, yapabileceÄŸi birÅŸey de yoktur. Çünkü Medine, koca Arabistan’da mü’minlerin canlarına ve imanlarına kastedilmeden barınabildiÄŸi yegâne diyar hükmündedir. ve hatta belki de bir parça minnet görmektedir.
Yani, Cahcah’a hâkim olan ruh hali, ‘sıkışmış’ bir ruh halidir. Bir yanda kahrolası mecburiyetler, öte tarafta iç dünyada bu yüzden gerçekleÅŸen birikimler... Bu sıkışmış ruh hali içinde, Cahcah her an patlamaya hazır bir bomba gibidir. Nitekim, en ufak bir gerilimde patlar. Kuyudan çıkan su Sinan’ın kovasının suyu olduÄŸu halde, “ilk gelen bendim, ama o kovasını salıp ipini benimkine doladığı için benim kovam dolamadı, o yüzden ben mahrum kalıyorum, eh iÅŸte burada böyle sığıntı olunca mahrum da kalırsın zaten” gibi saniyeler içerisinde geliÅŸiveren bir zincirleme duygusal reaksiyonla bir öfke patlaması yaÅŸar ve haksız bir surette Sinan’a tokadı vurur.
Kısacası, olayın asıl sorumlusu Cahcah’tır. Cahcah’ı bu duruma sevkeden ise, yaşıyor olduÄŸu duygusal sıkışmadır.
Sinan ise, hak etmediÄŸi halde tokadı yedikten sonraki birkaç saniye içinde benzer bir duygusal kilitlenme yaÅŸamış olmalı ki, “YetiÅŸin ey mü’minler!” diye bağıracak yerde, Muhacirîn’i doÄŸrudan ‘karşı taraf’ diye konumlandırarak, hakkını ve kendini savunmak için, “YetiÅŸin ey Ensar!” diyerek yalnızca Ensar’ı çağırmıştır.
Sinan’ın bu yanlışına Cahcah’ın ikinci yanlışı olarak “YetiÅŸin ey Muhacirîn” nidası da eklenince, iÅŸler bir anda çığırından çıkmıştır iÅŸte.
Aslına bakılırsa, Cahcah’ın da, Sinan’ın da önceden gelen birer büyük yanlışı vardır. Cahcah, Medine’de bir ‘muhacir’ olarak bulunuÅŸunu bir ‘sığıntı’lık, bir ‘eksikli’lik olarak görmekle hatalıdır. Evet, Ensar’ın yaptığı ÅŸey büyük bir feragattir, ama bu feragat Ensar’ı aziz kılarken Muhacirîn’i zelil kılıyor deÄŸildir. Çünkü Muhacirîn Ensar’dan da büyük bir feragati zaten gerçekleÅŸtirmiÅŸ; Allah için yerini, yurdunu, iÅŸini, malını, mülkünü terkedip hicret etmiÅŸtir. Dolayısıyla bir Muhacir’in Ensar karşısında kendisini hiç de zayıf, eksikli ve sığıntı görmemesi gerekmektedir. Daha büyüğü Muhacirîn’e ait olmak üzere, çift-taraflı bir feragattir ortada olan.
Olaya sebebiyet veren, Cahcah’ın bu önceden gelen gizli yanlışıdır gerçekte.
Sinan’ın da bir gizli yanlışı vardır. O da, gerçekte yaÅŸamayı hak etmediÄŸi halde bir Muhacir mü’minin böyle bir duygusal sıkışma yaÅŸaması ihtimalini farkedip Muhacir bir mü’minle bir gerilim yaÅŸadığında nasıl davranması gerektiÄŸi konusunda kendisini hazırlamış olmalıdır. Sinan bunu yapmamış; bilakis “YetiÅŸin ey Ensar!” diye bağırarak kıvılcımın üzerine benzinle gitmiÅŸtir.
Kavgayı bu iki sahabiyle sınırlı olmaktan çıkaran en büyük yanlış, Ensar’dan da, Muhacirîn’den de bir grup sahabinin, bu nidaya otomatik bir surette ‘asabiyet’le karşılık vermeleridir. Olayın aslını esasını dinleyip öğrenmeden, Ensar’dan olanlar Sinan’ın, Muhacirîn’den olanlar Cahcah’ın tarafını tutarak birbirlerine karşı kılıç savurmaya kalkışmışlardır. Demek ki, Muhacirîn arasında Cahcah’ın yaÅŸadığı duygusal sıkışmanın bir benzerini yaÅŸayan sahabiler olduÄŸu gibi, Ensar’dan sahabiler arasında bu duygusal sıkışmışlığı doÄŸru okuyup ona göre davranma za’fiyetinde Sinan’la ortaklaÅŸan sahabiler vardır.
Neyse ki, önce Resûlullah’ın müdahale edip alevlenen ‘cahiliye asabiyeti’ne karşı her iki sahabi grubunu uyarması; ardından Cahcah gibi bir duygusal sıkışma yaÅŸamayan Muhacirîn’den büyük sahabiler ile Cahcah’ın yaÅŸadığı sıkışmayı doÄŸru okumaya muktedir Ensar’dan Ubâde b. Sâmit gibi sahabilerin devreye girmesi ile Sinan zahirde haklı olduÄŸu halde duygusal planda yaptığı ‘okuma yanlışı’nı görmüş, onun Cahcah’ı affetme inceliÄŸiyle de mesele çözülmüştür.
Ashabın yaÅŸadığı bu tecrübe, bana, bugünün mü’minlerinin hem bireysel, hem kitlesel düzlemde yaÅŸadığı benzer çatışma ve gerilimler için de öğretici görünür.
Bir taraftan gerçekte haketmediÄŸi halde bir duygusal sıkışma yaÅŸadığı, bir za’fiyet veya mahrumiyet duygusu taşıdığı durumlar
Bu tecrübeye bakarak, nisbî mahrumiyet veya za’fiyetler yaÅŸayan Cahcah misali mü’minlerin bir duygusal sıkışmışlık konusunda kendilerine dikkat etmeleri gerektiÄŸini düşünürüm. Hayatın akışı içinde baÅŸkalarına deÄŸil de onlara nasip olan mahrumiyetler—hele ki rıza-yı ilâhi yolunda bir tercihten dolayı ise—eziklikle deÄŸil, ÅŸerefle taşınacak mahrumiyetlerdir ancak.
Bu tecrübeden alınacak dersin büyüğü ise, Sinan b. Veber el-Cühenî misali, gerilimin diÄŸer tarafındaki mü’mine/mü’minler grubuna göre güçlü görünen mü’minlere mahsustur.
Onlardan beklenen, bir ‘duygusal zeka’ niÅŸanesi ortaya koyarak, ‘sıkışmışlık’ halet-i ruhiyesini anlamaları ve gerilimi deÄŸil tırmandıracak, bilakis çözecek reflekslerle kuÅŸanmalarıdır.
Kendi namıma, gün geçtikçe çözüleceği yerde maalesef tırmanan Türk-Kürt gerilimine de bu nazarla bakmayı denedim ve bir özeleştiri ihtiyacı hissettim..
Moralhaber.Net
Bu habere henüz yorum yapılmadı. İlk yorumu siz yapabilirsiniz.