Artık darbe olmaz algısı doğru mu?

Türkiye'de Ergenekon davasının başlaması ve demokratikleşme adımlarıyla darbe dönemlerini gerçekten geride mi bıraktı? Yazar Ferhat Güneş Türkiye'de algılardaki artık birşey olmaz yanılgılarına dikkat çekti

07 Şubat 2012 Salı - 00:41

kapat
Artık darbe olmaz algısı doğru mu?

Ferhat Güneş'in yazısı

İçinde bulunduğumuz anı tanımlamak isteseydik acaba doğru tarif ne olurdu; mesela 10 yıl sonrasından bugüne bakabilseydik 2012’in bu ilk ayları hakkında ne derdik?

Herhalde şuna benzer bir şey: Hükmü konmamış cümle, kapatılmamış parantez, nakarat kısmına henüz gelmemiş şarkı gibi bir dönem… artık teşbih kabiliyetimiz, edebî seviyemiz her ne ise, içinde bulunduğumuz zaman dilimine böyle bir mana verirdik. Yani bir süreç başlamış, devam etmiş ama henüz neticelenmemiş; tarihin bugüne vereceği hüküm bu olurdu.

Nitekim mevcut gündeme bakınız; sağdan soldan kırpıntı meselelerle gün geçiriyoruz hâlihazırda, ana bir derdimiz yok. İç gündem itibariyle eğer insana benzetilseydik, sokaklarda öylesine dolaşan avare adam mecazı herhalde yerinde olurdu. Gerçi normalin dili böyledir, hayat her zaman politik değildir, her daim büyük meselelerle meşgul olmak anormallik işaretidir ama bugün farklı. Bugün hüküm günü ve biz geciktiriyoruz.

Peki hükmü verilmeyen şey nedir? Neyin hükmünün verilmesi gerekiyordu da acaba biz onu atladık, avare gezmeyi tercih ettik? Cevap açık: Elbette son 4-5 yıldır yaşadığımız demokratikleşmeden bahsediyoruz. Cunta faaliyetlerinin yargılanmasından, hukukçu darbelerinden... Bu hareketliliklerin hükmü ne yazık ki verilmedi.

Bu süreci tekrar özetleyelim ki neyin neticelenmediğini tam görebilelim: Çok geriden değil, 10 yıl öncesinden alalım. Vesayet rejimi, AK Parti iktidarına ilk yıllarında kerhen katlanmak zorunda kaldı, ekonomik durum rezaletti,  güçlü iktidara 2002’lerde tüm Türkiye mecburdu, bu yüzden bir müddet Necdet Sezer’in gayr-ı meşru muhalefetiyle idare etmeye razı oldular. Ülke biraz belini doğrultunca, zaman geçirmeden cunta faaliyetlerine gizli kapaklı başladılar. Başarılı olamadılar, bu sefer açıktan yapmaya başladılar cuntacılığı, 27 Nisan işte bu göz göre göre komplo yapmanın başlangıç zilidir. Bu ikinci komplo bizzat hukukçular eliyle, açıktan, utanmadan, pervasızca yapıldı.

Bu dönemleri hepimiz yaşadık. Ve bugün pek çok kişi, Türkiye’de 27 Nisan’la başlayan sürecin bittiğini düşünüyor, hükmün verildiği kanaatini taşıyor, hatta neredeyse sıkılmış durumdalar. “Sonuçta Genelkurmay eski başkanı bile tutuklanmış, daha ne olacak ki?” diye düşünüyorlar. Peki haklılar mı? Maalesef, hayır.

Hayır, çünkü hüküm verilmedi. Başbuğ’un tutuklanması önemli bir adımdı, doğrudur, çünkü bu general, Genelkurmay eski başkanı olmanın getirdiği rahatlıkla, “nasıl olsa bana dokunamazlar” ukalalığıyla paralel yapılanmalara hâlâ devam ediyordu, öyle anlaşılıyor. Kendisinin Genelkurmay başkanlığının ikinci yılı açıktan Ergenekon avukatlığı olarak geçmişti, kendisini saklamamıştı; sonrasında da sürekli medyaya çıkma çabaları, gocunacak ciddi bir yarasının var olduğunu gösteriyordu.

Yani Başbuğ’un tutuklanma sebebi, açıkçası hâlâ akıllanmayıp, cuntacılık faaliyetlerine devam etmesinden; gözüken bu; yoksa üzerine gidileceği yoktu. Demek ki onun tutuklanması önemli bir mesaj, “öğrenmeyen, hâlâ cunta peşinde koşan her kim olursa kendini dört duvar arasında bulur” anlamına geliyor bu. Dolayısıyla önemli bir işaret ve kişiler bazında hükmün kesin bir şekilde verildiği, verileceği anlamına geliyor.

Ama kişiler bazında bugün için hükmün verilmesi, genel anlamda da hükmün verildiği anlamına gelmiyor. İçeride tutuklu kişi sayısına bir bakınız; 300-500 kişi. Çok büyük bir rakam değil bu. Böyledir; herkesle uğraşılmaz, herkes yakalanmaz, yakalansa delil bulunmaz, bulunsa ispatlamak zor olur, ispatlansa kafa karışır, zamanı gelmez vs. Yani üst düzey elemanlarla bağlantı kesilse bile, mutlaka geride kalan birileri olacaktır ve onlardan çabalayanlar çıkacaktır.

Herkes tutuklanacak değil yani; ama tekrar cunta faaliyetine kalkışacak kişi, kendisini içerde bulacağını anlarsa iş tamamdır, kimse göz göre göre riske atılmaz çünkü. Kaldı ki belli seviyede ihtiyaç da kalmayabilir; insanların çoğu öğrenerek değişir ve nitekim öğrendiler de. Öğrenmeyenlerin büyük bir bölümü de, zararlı değildir, zaman içerisinde kaynar gider. Fakat geride daima zararlı, kendi bir gram lezzeti için tüm milleti feda edecek esfel-i sâfilîn de kalır.

Esasında hayli yol alındı; toplumda ciddî şuur oluştu, kabile devleti mantığı bu topraklara tekrar dönemeyecektir artık. Asker olmayan generaller, hukukçu olmayan yargıçlar, üniversitenin kapısından girmesi akla zarar öğretim üyeleri vs. en ciddi tepkiyi daha ilk adımda çevresinden alacaktır. Komplolar, adam öldürmeler, bombalamalar, en hafifi 27 Nisan gibi olan rezillikler artık zorlukla gerçekleşebilecek, denense bile amacına ulaşamayacaktır, bu kesin. Komployla netice alma devri kapanmıştır.

Ama bu demek değildir ki “bile bile lades” diyerek ülkeyi uçuruma sürüklemeye çalışan birileri çıkmayacaktır. Böyle birileri her zaman olacaktır ve bugün için rahat uyuyabiliriz, bugün yakalanırlar. Yarın da son tahlilde muvaffak olamazlar ama ülkeye çok daha fazla zaman kaybettirirler, hatta ülkeyi tamamen kaybettirirler. Çünkü mevcut yapının caydırıcılığı yok, bugünkü yapıyla ertesi güne girerseniz, bıçak sırtında yaşamayı kabul etmişsiniz demektir.

Özetle böyle; evet, halihazırda hayli yol alındı, bugün şahısların caydırılmasında bir ilerleme var ama mevcut hasıla yarına aynen kalmayabilir. Hüküm verilmedi yani; hüküm, ancak askerî bürokrasi her yönüyle sivil siyasete tabi olduğunda verildi denilebilir.

“Sıkıldık artık, bitsin bu iş” demenin bir anlamı yok. Siyaset maalesef bir oyun değil, canınız istediğinizde yarıda bırakamazsınız. Doğru olan yapılır, hüküm verilir, parantez kapatılır, ondan sonra evli evine köylü köyüne döner, ama bugün için ne yazık ki hâlâ yol var.

moralhaber.net



Share |

etiketler: haber , yorum , asker , darbe , ferhat güneş , cunta , akparti , tehlike

YORUMLAR
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Bu haber hakkındaki yorumunuz nedir?
1000 - karakter kaldı.
Adınız / Soyadınız
Resim Yok
Yorumlarınıza katılıyorum tamam aynen doğru.Ancak şu da var.Artık subaylar kendilerini suçlu hissediyorlar.Bu onların savaşma güç ve azimlerini düşürür ve bir savaş anında almaları gereken en radikal kararları dahi alamaz bir hale gelirse bununda bedeli ağır olur.Eğer kantarın topuzu fazla kaçarsa işin ucu fena yerlere dayanabilir.Çünkü en nihayetinde savcılar ya da gazeteciler savaş yapmazlar.Bu iş askerlere kalır.Ancak ben bunu yaparsam hapse atılır mıyım korkusunda olan bir askerde hiçbir karar alamaz.Buda çöküşe sebep olur.İşin bu boyutunu da düşünmek gerekir bence.
Misafir 09 Şubat 2012 16:12 Perşembe
   
Resim Yok
Anadolu'da bir söz var: af buyurun, "Eşek alçak olursa binen çok olur' diye... Darbeler sadece askerlerden kaynaklanmıyor. Sermaye, bürokrasi, dış güçler, medya kaos ortamı oluşturmak istediği zaman askeri öne sürüyor. Yani asıl darbeyi bunlar yapıyor ve darbeciler de onların oyuncağı oluyor. Bu sebepten suçu sadece askerlere yüklemek yanlış olur. Benim yorumum darbeleri önlemek için şeffaf bir sermaye yapısı, işi sadece gazetecilik olan medya yapılanması ve daraltılmış bir bürokrasi, sonrasında güçlü siyaset kurumu lazımdır.
Misafir 07 Şubat 2012 17:28 Salı
   
Resim Yok
Artık darbe için ne zaman, ne de zemin uygundur,asla darbe olamaz.Bundan böyle darbe bir öcü gibi kullanılacak,insanlar bununla korkutulymaya çalışılacaktır.Silivri sakinlerinin tek ümitleri darbedir, bunun dışında hiç bir çıkış yolları yoktur,buna inanmak zorundalar yoksa çözülürler.Darbelerin iç yüzünü millet eskiden bilmiyordu.İşkencelerden,insanlara dışkı yedirmelerinden,faili meçhullerden kimsenin haberi yoktu.Darbe için hazırlanan gerekçelerin darbeciler tarafından üretildiğinden haberi yoktu,bu gün durum böylemi,önceki darbeleri millet alkışlardı,şimdi tek bir kişi bunu yapmaz yaptırmazlar da.Darbenin zamanı zemeni kalmadığı gibi yüzüde kalmadı.Darbe olacak,ABD başkanının önüne bizim çocuklar başardı diye not konulacak. Bütün darbe yapanlar sebataycılardır,bunlar ülkemizde çok büyük tahribatlar yapmış,gizli yahudilerdir ve asla eski güçlerine tekrar sahip olamayacak,günden günede güçlerini kaybetip,sıfırlayacaklardır.Bu gün ülkemizde Ak Parti iktidarından kurtulmak isteyen en çok bunlar ve israildir.Başbuğ görevi sırasında millete dayılanıp,çok sert sözler sarf etti,kendisine yalnız MEHMET ALTAN'ın verdiği cevap yetti,onu bitirdi.Karizmayı çizdiriverdi.Darbeye teşebbüs edenin Kaddafinin son haline düşeceğinden hiç şüphesi olmasın.Ben şahsen,kızılcıktan kendi ellerimle yaptığım bastonumu aldığım gibi kızılaydayım.Bu memleket bu millete aittir,burası sebataycıların babasının çiftliği değildir.Ne sıkıntı çekiyorsak onların yüzünden,Sionist sebataycıların kurduğu PKK bu millete maddi olarak trilyon dolara yakın zarar açmıştır,o meblağ şimdi Türkiye'nin kasasında olsun memlekette bir tane fakir kalmaz.Bunları bildiği halde,kökeni bu millete dayanan gazeteci,siyasetçi,aydın veya her kimse, bunları millete anlatmıyorsa bilsin ki bundan sonra kendisi vatan hainidir.Bu ihanetinin altında korkaklık yatmaktadır,onların bizden korkması gerekirken ki artık şükür korkuyorlar, bizimkilerin onlardan korkması, çok tuhaf bir şeydir.SEBETAYCILIK HIZTA BİTİYOR.
Misafir 07 Şubat 2012 06:21 Salı
   
Yorum Sayısı (3)
'Türkler Müslümandır dolayısıyla insan sayılmaz!'
'Türkler Müslümandır dolayısıyla insan sayılmaz!'

Star gazetesi yazarı Aziz Üstel, İngiltere eski Başbakanı Winston Churchill’in ''Türkler Müslümandır dolayısıyla insan sayılmaz!'' sözlerinden başlayıp Batı'nın Müslümanlara karşı ne kadar taraflı dağrandığını yazdı.

Ali Bayramoğlu'ndan şok Cengiz Çandar iddiası!
Ali Bayramoğlu'ndan şok Cengiz Çandar iddiası!

Yeni Şafak yazarı Ali Bayramoğlu köşe yazısında çok çarpıcı bir iddiayı dile getiren Bayramoğlu, KCK operasyonları sırasında Radikal yazarı Cengiz Çandar'ın da KCK'den tutuklanacak isimler arasından olduğunu yazdı.

İsrail'in Hatay merakı!
İsrail'in Hatay merakı!

Bugün gazetesi yazarı Adem Yavuz Arslan, Hatay üzerinde cirit atan İsrail heronlarını ve skandallar zincirini yazdı.

Erdoğan'ın kendi çizdiği kırmızı çizgi!
Erdoğan'ın kendi çizdiği kırmızı çizgi!

Erhan Başyurt, başkanlık tartışmalarının geldiği noktayı ve tartışmaların gelecekteki seyrini analiz etti.

PKK'lı teröristten ŞOK Hatay itirafı!
PKK'lı teröristten ŞOK Hatay itirafı!

"Bu saldırı göstere göstere geldi. PKK adeta 'Bürke Yaylası'ndaki adamlarımla saldırıya geliyorum' diye bas bas bağırdı."

Akif Beki: 'El öpen rektörün farkı'
Akif Beki: 'El öpen rektörün farkı'

Açılış töreninde işadamı Mahmut Çalık'ın elini öpen İnönü Üniversitesi'nin rektörü Cemil Çelik, Radikal yazarı Akif Beki'en övgü aldı. İşte Beki'nin "El öpen rektörün farkı" başlıklı yazısı;

Genç darbecilere CIA'den darağacı dersi!
Genç darbecilere CIA'den darağacı dersi!

Star gazetesi yazarı Aziz Üstel, 27 Mayıs darbesinden sonra Talat Aydemir'in darbe girişimini kaleme alarak o dönemdeki diğer darbecilere CIA'in verdiği mesajı yazdı:

Salih Tuna'dan Nazlı Ilıcak'a sert gönderme!
Salih Tuna'dan Nazlı Ilıcak'a sert gönderme!

''Fenerbahçeli olmaktan daha büyük bir şans var: Nazlı Ilıcak olmak!'' kullanan Salih Tuna, bugünkü yazısında Nazlı Ilıcak'ı diline doladı. Tuna, Ilıcak'a geçmişini anımsatarak önemli uyarılarda bulundu.

Alman okullarında din dersi var mı?
Alman okullarında din dersi var mı?

Moralhaber.Net yazarı Cemil Şahinöz, "Alman okullarında İslam din dersi" ni yazdı.

Doktora şiddet ile statta vahşet
Doktora şiddet ile statta vahşet

"Bankada kuyruk beklemek kahvede okey masasında oturmakla geçen vakit önemli olmuyor ama hastaneye gelip te iki tahlil için bir iki saat harcamak ağır gelebiliyor." diyen Dr.Sami Akın'ın yazısı.

 
Moral KitapKadınca KararıncaEtkileşim YayınlarıMoral DünyasıMoral FMMoral ProduksiyonNesil TakvimNesil CateringNesil YayınlarıSöz Basım YayınÜnlü Yayınları