Abdülkadir Selvi'nin yazısı
Operasyonun künyesi
(...)
7 Şubat günü MİT Müsteşarı ifadeye çağrıldığı andan itibaren savcılar, siyasi iradenin verdiği mesajı ısrarla anlamamaya ve işi bir meydan okumaya doğru götürdüler.
Siyasi irade, 'Biz bu konuda çok kararlıyız, kendilerini milli iradenin yerine koymaya kalkışırlarsa, özel yetkili mahkemeleri dahi kaldırabiliriz' mesajını veriyorlar.
Altı çizilecek olan nokta bu.
Bu süreçte çırpındığım iki nokta var. Biri, cemaatle AK Parti arasına fitne sokmak isteyenler var. Bu kavgadan kârlı çıkan olmaz. İki testi çarpışır, biri kırılır ama diğeri de çatlar.
Bu çatlak, Ergenekon zihniyetine can suyu olur.
O nedenle bir savcının iddiaları uğruna, "Muhteşem vazo kırılmasın" diye uğraşıyorum.
İkincisi ise, Başbakan Erdoğan'a yönelik operasyon anlamına gelecek olan her adım, bu sürece zarar verir. Çünkü bu noktaya kolay gelinmedi.
Bakın Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulu, Hrant Dink raporunu yayınladı. Devletin en üst kurumu ne diyor? "Ağır bir kamu hizmet kusuru var."
Bu ne demek? Devlet, yaşatabileceği halde Dink'i yaşatmamış.
Hukuk fakültelerinde, Polis Akademisi'nde, "Bir cinayet nasıl önlenemez?" diye bir ders koyacak olsanız, "Başyapıt" olarak okutulacak bir konu Dink cinayeti.
Biraz geriye gitmek istiyorum.
Başbakanını asan Türkiye'den, asanlara hesap soran Başbakanlar noktasına kolay gelinmedi.
Ankara'da Atabeyler, Sauna ve Vatansever çetesi operasyonunu yürüten ekipler, asıl büyük yapılanmanın İstanbul'da olduğunu tespit ettiler. Ancak bir türlü üzerine gidilemedi. Ta ki, Başbakanlık'ta verilen kapsamlı brifingten sonra Erdoğan düğmeye basana dek. Ergenekon operasyonu bu şekilde başladı.
Meclis Susurluk Komisyonu'na davet ettiği halde gitmeyen Veli Küçük'e böylece dokunuldu. Refah Partisi'nin kapatılması karşısında yaptığı açıklamayı komuta kademesine gönderen Tansu Çiller'e Topçu Albay Hüsnü Dağ'la yanıt veren TSK'nın kozmik odasına bu dönemde girilebildi.
Merhum Erbakan'a, yakışıksız laf eden Tuğgeneral Osman Özbek'e dokunulamazken, darbe andıcından dolayı Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ tutuklanabildi.
Bugün Ergenekon diye yeri göğü inletenler, onun arkasındaki Erdoğan iradesini görmezden gelirlerse, yazık olur.
Bölgemiz yeniden dizayn edilirken, Türkiye çok planlı bir şekilde oyalanmak ve Başbakan'ın uluslararası etkinliği yıpratılmak isteniyor.
Sovyetler yıkıldığında önümüze yepyeni bir coğrafya açılmıştı.
70 yıldır, komünizme karşı mücadele veren Türkiye açısından bu gelişme, tarihin altın tepsi içinde sunduğu bir fırsattı.
Gelişmiş ülkeler bizim hinterlandımızda doğan yeni devletleri paylaşırken, bizim ülkemizde koalisyon hükümetleri kamu bankalarını paylaşmakla meşguldü.
Özal'ın vizyonu, Demirel'in çabalarına rağmen bizden beklenen, "Ağabeylik" görevini yerine getiremedik.
Üstüne üstlük darbeci ruhların Azerbaycan'da kalkıştığı olay, Türk dünyasında kuşkuya neden oldu.
Geldiğimiz noktada, dünyanın enerji deposu olarak stratejik ve ekonomik değeri yüksek olan Türk dünyasındaki gelişmeden yeterince yararlanamadık.
Benzer bir durum şimdi Ortadoğu'da yaşanıyor.
Arap Baharı, 20 yıllık gecikmeyle gerçekleşen İslam coğrafyasındaki Berlin Duvarı'nın yıkılması olarak gösteriliyor. Yanıbaşımızdaki ülkelerin tarihi yeniden yazılıyor, yönetimleri yeniden şekillendiriliyor.
Bu süreçte, Türkiye'nin kendi iç sorunlarıyla boğuşması, bölgemizdeki değişiklikte söz sahibi olan bir pozisyonda olması istenmiyor.
Uzun yıllar Terörle Mücadele Üst Kurulu'nun koordinasyonundan sorumlu olan bir bakan, "Son birkaç yılda MİT'in dış temasları Dışişleri'nden daha fazla. Hakan Fidan bazen bir günde birkaç ülkeye gitmek durumunda kalıyor" diyor.
Ortadoğu haritasını, "ihtilaflı" sınırlar üzerine bina ederek, bir asırdır bölgeyi yöneten güçler ise, bölgenin eski efendisinin yeni oyuncu olarak sahneye girmesinden dolayı rahatsızlar.
Adı MİT operasyonu.
Ama TSK'nın, "Hedef 2012 Kış Tatbikatı" gibi planlı bir iş bu.
Operasyonun künyesinde, "Hedef Erdoğan" yazıyor.
Yeni Şafak gazetesi








