Berrin Göncü'nün yazısı
Meleke ve istidat olarak da tanımlanan kabiliyetler her çocuğa farklı alanlarda farklı hikmetler ve amaçlar dahilinde özel olarak yüklenmiş programlar! Dolayısıyla kabiliyetin genetik bir karşılığı var denilebilir. Yapılması gereken yüklenen programı aktif hale getirmekten ibaret! Yani doğru zamanda doğru tuşa basmak… Ama nasıl?
Bir kurstan diğerine sürüklenen çocuklar…
Okuldan özel hocaya, oradan dershaneye, oradan yabancı dil takviyesine, oradan jimnastiğe, oradan piyanoya ve liste böyle devam eder. Çocukların çoğu perişan… Acaba bir çocuğun gününü 7/24 programlayıp, sürekli bir kurstan ötekine taşımak, çocuğun kabiliyetlerini geliştirmek midir? Yoksa kapasitesini zorlamak mıdır?
Bilhassa son dönemlerde çalıştığım bir çok çocuğun muzdarip oldukları ortak konu emri vaki usulü kurs kurs dolaştırılmak!.. Çocuğun bu planlara uymama gibi bir seçeneği yok maalesef! Yoksa çocuk ‘Paramızı pulumuzu senin iyiliğin için harcıyoruz ama sana da yaranılmıyor” gibi söylemleri işiteceğini biliyor. Mesela tanık olduğum bir vakada çocuk basketbola gitmek istemiyordu ama babası ‘Kabiliyeti var hem takım çalışmasına da alışmalı’ düşüncesiyle zoraki çocuğu basketbola yolluyordu. Bir çocuğun istemeye istemeye oynadığı basketboldan nasıl bir hayır hasıl olabilir ki?
Rekabetçi ailelerden misiniz?
Öyleyse aileler neden böyle davranıyor? Çünkü modern endüstri toplumu mütemadiyen hırs duygusunu beslemekte! İşte bu hırs duygusu ‘Çocuğum hem akademik olarak hem sosyal olarak hem sportif ve sanatsal açıdan en iyi olmalı” tarzında bilinçaltına verdiği mesajlarla ailelere hükmediyor. Hatta hırslı ailelerin bu durumu literatürde “rekabetçi aile sendomu” olarak yer bulmuş durumda!
Ya sonuç ne? Daha küçücük bir çocuğun bakışlarından tükenmişlik hissi okunabiliyor. Yüksek beklentiler altında çocuğun omuzlarına ağır bir yük çöküyor, ruhu hastalanıyor. Nihayetinde bardak taşıyor; fiziksel ya da psikolojik rahatsızlıklar çocukların kapısını çalmaya başlıyor.
Peki ne yapmalı?
Anne babalık bir keşif seyahati! Bu seyahatta ki rolümüz hayalimizdeki çocuk modelini uyarlamak değil, bize verileni anlama ve okumaya çalışmak. Ardından bu tohumun büyümesi için uygun zemini hazırlamak. Yani toprağın bakımını zamanında yapmak, haşerattan korumak, zararlı sarmaşıkları ayıklamak, tohumun özelliğine göre güneşe karşı doğru konumlandırmak ve ihtiyacı nispetinde sulanması sağlamak… İşte bu kadar!
Elbette çocuğun potansiyelini değerlendirmek önemli! Düzenli ve sistemli aktiviteler çocuğun talepleri ve aile bütçesi doğrultusunda yönlendirilebilir. Ancak iyi niyetlerle başlayan bu serüvende ipin ucunun ve dozun çok çabuk kaçtığının farkında olmalıyız. Lütfen hırslarımıza mağlup olmadan fıtri davranmaya çalışalım. Uygun zemini hazırladıktan sonra seçenekler sunalım. Ancak kararı çocuk versin.
Hissi melekelerini de ihmal etmeyelim!
Amacımız olgun ve kamil insanlar yetiştirmekse sadece akli melekelerini değil hissi melekelerini ve kabiliyetlerini de nasıl geliştirebiliriz diye kafa yoralım. Çünkü hissi melekeleri gelişen çocuğun gönül dünyası da geniş olur.
Mesela okul öncesi ve ilkokul çocukları için sevdikleri bir kahramanın duygusal zeka gelişimini ve duyguları eğitmeyi hedefleyen öyküleri aracılığıyla buna kapı aralanabilir.
11 yaşından sonra ise çocuk ailenin sevgi ortamında yavaş yavaş yürek mimarı manevi zatların eserleriyle tanışırsa hem akli melekeleri hem hissi melekeleri paralel olarak gelişir.
Moralhaber.net









