Hüseyin Saka'nın haberi
Yazar Vehbi Vakkasoğlu’nun Nesil Yayınlarından çıkan Sevgi Merkezli Çocuk Eğitimi kitabında günümüzün en büyük sorunlarından biri olan çocukların örnek aldığı kahramanlar konusuna dikkat çekiyor. Yazar Vakkasoğlu, kitabında “Çocuklarımızın Kahramanlara İhtiyacı Var “ ve “Çocuğunu Tanı, Kabiliyetini Keşfet, Teşvik Et! “ başlığında Hollywood’un Süpermen, Örümcek Adam, Batman, Heman, Terminatör gibi asılsız ve gereksiz kahramanları konusunda uyarıyor. “Çocuklarımızın kahramanlara ihtiyacı var” diyen Vakkasoğlu, ailelere şu mesajları veriyor:
ÇOCUKLARIMIZIN İYİ KALPLİ ÖRNEKLERE İHTİYACI VAR
ABD’nin kahramanı yok bu yüzden hayali kahramanlar uyduruyor. Süpermen, Örümcek Adam, Batman, Heman, Terminatör gibi sinemanın asılsız ve gereksiz kahramanlar üretiyor. Ama genellikle, onların bu hayali kahramanları bile şiddeti, acımasızlığı, vurmayı, kırmayı döküp devirmeyi özendiriyor.
Oysaki çocuklarımızın iyi kalpli, merhametli ve sevmeyi öğreten örneklere ihtiyacı vardır. Bu örneklerin başında anne ve baba gelir. Ne mutlu, iftiharla örnek alacağı bir anne babası olan çocuğa! Bir çocuk için, hayatında bundan daha değerli bir fırsat yoktur.
Fikirleri sevdirmek için, onlara yaşayan örnekler sevdirilmeli, saydırılmalı… Her sevgide saygı, her saygıda sevgi vardır. Bu sebeple çocuklar hürmet duydukları örnekleri sever ve onlara benzemek isterler. İyi ve doğru örnekleri çocuklara tanıtmak gerekir. Aksi halde olumsuz örnekler onların yerini alır.
Bu hususta çok dikkate değer bir misal, Hocaefendi şöyle anlatırlar:
‘ Şeyhler ve âlimler bizim evde apayrı bir alaka görürdü. Evimize sık sık gelenler arasında, Albarlı Efe diye tanınan Mehmed Lütfi Efendi, onun kardeşi Vehbi Efendi, Taği şeyhlerinden Sırrı Efendi, Şehabettin Efendi gibi çevrenin en mağruf, tanınmış ve sevilen insanları vardı.
Hocalarda gelirdi. Evimizin onlarla da ciddi bir münasebeti vardı. Ben dört veya beş yaşlarındaydım. Evimize, herkesin hürmet ettiği, ‘ iyi molladır ’ dediği Halil Efendi Hoca namında bir zat gelmişti. Babam, onun dizinin dibinden hiç ayrılmazdı. İhtimal, babam Kur’an okumayı ondan öğrenmişti. Halil Hoca, köyümüzden ( Korucuk ) ayrılıp Maslahat Köyü’ne gidince, babamda yanında gitti. Biz, iki sene kış aylarında babasız, yetim gibi kaldık.
Babam bu iki sene zarfında Arapça ve Farsça okudu, ilmini ilerletti. İlme karşı çok şiddetli bir merakı vardı. Babamın bu durumundan benim üzerimde de tesiri büyük oldu. Onun o yaşta, ilim adına katlandıkları adeta beni de olgunlaştırdı.
Ben çocukluk ve gençlik dönemlerimde, hiçbir zaman kendi emsalim ve yaşıtlarımla oturup çocukluk ve gençlik yapmadım. Daima büyüklerle beraber olma ve onların anlattıklarını dinleme, bende bir ahlak haline geldi. Bunda da, şüphesiz babamın çok büyük tesiri vardı.
O sohbetlerde göz ve kulak doyurucu şeyler anlatılırdı. Bilhassa Alvar İmamı’nın sohbetlerine doyum olmazdı. Belki anlatılanları bütünüyle anlayamazdım, fakat hepsinin hafızamda kaldığını söyleyebilirim. ’ ( 20 Şubat 2009 – Zaman )
Geniş ufuk, yüksek hedef ve büyük başarılar, sevilen örneklerle sağlanır. Sekiz senede seksen senelik iş yapan Yavuz Sultan Selim’i, mektupla zafer kazanan Kanuni Sultan Süleyman’ı bilen bir çocukla, bilmeyen aynı olabilir mi?
Mesela, Fatih Sultan Mehmed’i bilen ve seven bir çocuğun tembel, miskin ve amaçsız olması mümkün müdür? Hele de, Arif Nihat Asya’nın, Fetih Marşı’ndaki çağırısı yüreklerde yer ederse.
Yelkenler biçilecek, yelkenler dikilecek;
Dağlardan çektiriler, kalyonlar çekilecek;
Kerpetenlerle surun dişleri sökülecek
Yürü, hala ne diye oyunda oynaştasın?
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Sen de geçebilirsin yardan, anadan, serden....
Senin de destanını okuyalım ezberden...
Haberin yok gibidir taşıdığın değerden...
Elde sensin, dilde sen, gönüldesin baştasın...
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Yüzüne çarpmak gerek zamanenin fendini...
Göster: Kabaran sular nasıl yıkar bendini?
Küçük görme, hor görme, delikanlım kendini
Şu kırık abideyi yükseltecek taştasın;
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Bu kitaplar Fatihtir, Selimdir, Süleymandır.
Şu mihrap Sinanüddin, şu minare Sinandır.
Haydi artık uyuyan destanını uyandır.!
Bilmem, neden gündelik işlerle telaştasın
Kızım, sen de Fatihler doğuracak yaştasın.!
Delikanlım, işaret aldığın gün atandan
Yürüyeceksin... Millet yürüyecek arkandan!
Sana selam getirdim Ulubatlı Hasandan....
Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Bırak, bozuk saatler yalan yanlış işlesin!
Çelebiler çekilip haremlerde kışlasın!
Yürü aslanım, fetih hazırlığı başlasın...
Yürü, hala ne diye kendinle savaştasın?
Fatihin İstanbulu fethettiği yaştasın.!
Bu şiirin ilhamıyla, çocuğumuz kendisine yüce ve kutsal hedefler koyabilir, daha çalışkan olabilir, engelleri mazeret olmaktan çıkarabilir, böylece kendini aşan ideal bir insan haline gelebilir.
Bu ve benzeri bir şiiri çocuklarıyla, gezerken, tozarken, piknikte okuyan baba, eğitimci duruşunu göstermiş olur. Ben , bu babaların bayram sabahlarında çocuklarıyla Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirini aşkla, şevkle okuduklarını ve sevinçlerini bereketlendirdiklerini biliyorum
Çocuğunu Tanı, Kabiliyetini Keşfet, Teşvik Et!
Anne baba kendi düşüncesine göre değil çocuğunu kabiliyetine göre yönlendirmeli, teşvik etmeli evladını… Aksine zorlamak hiçbir olumlu sonuç vermez. Zira ‘ zorla güzellik olmaz. ’
Ne olmak istiyor, hangi mesleğe yöneliyor, neyi daha fazla seviyorsa, oraya gitmeli, o yolu tutmalı çocuk…
Anne babanın arzuladığı yöne, hobiye, mesleğe zorlanmamalı…
Gençler, bu zorlamaların yoğun baskısı altında bunalıyorlar.
‘ Çocuk elmayı görmeden, kokulu soğanı elinden bırakır mı? ’
( Mevlana )
Vehbi Vakkasoğlu'nun Nesil Yayınlarından çıkan Sevgi Merkezli Çocuk Eğitimi kitabını 444 24 14'ten isteyebilirsiniz.
Moralhaber.Net









