Akıllı olamayacak kadar çok mu eğitimliyiz yoksa?
Dr. Isaac Asimov adını duydunuz mu? Şahsen ben adını duymuş olmakla birlikte, size şimdi kendisi hakkında vereceğim şu kısa bilgileri elbette muhteşem hafızamdan değil, İnternet denilen engin bilgi kaynağındaki tanınmış referans sitelerinden birinden alıntılıyorum: Kendisi, 1920-1992 yılları arasında yaşamış, Yahudi asıllı Amerikalı meşhur bir bilim kurgu yazarı ve bilim adamıdır.
Bilim kurgu ve popüler bilim kitabı türünde yazmış olduğu pek çok eseri Türkçe’mize de çevrilmiş olan Asimov’un kitaplarını, okurlarımız arasında okuyan var mıdır bilemiyorum tabii ama dediğim gibi adını daha önce de duymuş olmakla birlikte, bugüne kadar hiçbir kitabını okuduğumu hatırlamıyorum.
Bu noktada bazı okurlarım “O zaman neden bize Asimov’dan bahsediyorsun sayın yazar?..” gibi bir soru yöneltebilirler haklı olarak.. Sabrederseniz bu soruya kendiniz de cevap verebileceksiniz ama şimdilik şu kadarını söyleyeyim ki, Asimov’un geçenlerde bir dergide okuduğum kısa sayılabilecek bir yazısı ve o yazıda anlattığı kısa ama hoş bir hikayesi beni oldukça etkiledi. O kadar ki bu hikayeden ve bu hikayede anlattığı olaydan Asimov’un çıkardığı “kıssadan hisse”yi sizinle de paylaşmak istedim.
İngilizce orijinalini İnternet’te bir sitede bulabildiğim Dr. Asimov’un bu yazısını bahsettiğim dergi İngilizce’den tercüme ederek yayınlamıştı sanırım. Sanırım diyorum, çünkü geçenlerde bir şehirlerarası seyahatimde ancak yarısını okuyabildiğim o dergiyi, benim çok beğendiğim ve her fırsatta alıp, okumaya çalıştığım bu dergiyle tanışması için bir arkadaşıma hediye ettiğimden, şu anda bu yazı ve hikayenin Türkçe’si elimde mevcut değil maalesef. Bu yüzden aklımda kaldığı (ve de takıldığım yerlerde İnternet’teki İngilizce metinden yararlanarak..) kadarıyla aktarmaya çalışacağım bu hikayeyi de içeren o yazıya ve hikayenin tam metnine ulaşabileceğiniz o güzel derginin adını ve sayısını da bu yazımın ilerleyen bölümlerinde sizlere vermeye çalışacağım.
Yazısına “IQ testi” denilen zeka testlerinde öteden beri oldukça yüksek denilebilecek skorlar aldığından bahsederek başlıyor Asimov. Ancak aslında bu durumun, ortalamanın oldukça üstünde bir eğitim düzeyine sahip kendisi gibi insanların gerçekten “zeki” sayılabilmeleri için yeterli bir gösterge olduğunu düşünmediğini de ekliyor. Buna örnek veya bir çeşit kanıt olarak da, arabası her bozulduğunda soluğu tamirhanesinde aldığı bir araba tamir ustasıyla yaşamış olduğu hoş bir anekdotu anlatıyor.
Şakacı bir mizaca sahip olduğu anlaşılan bu tamirci ustası, bir taraftan Dr. Asimov’un arabasını tamir ederken, her defasında çeşitli espriler yapmaktan da geri durmuyor. Bu muzip usta, bir defasında kafasını arabanın kaputundan kaldırıp, Dr. Asimov’a doğru dönerek, şöyle bir soru soruyor:
“- Doktor, sağır ve dilsiz bir adam bir nalbura giderek, bir miktar çivi almak istiyor.. Ne istediğini nalbura anlatabilmek için de, iki parmağını tezgahın üstüne koyarak, sanki elinde bir çekiç varmış da, parmaklarına çekiçle vuruyormuş gibi hareketler yapıyor. Nalbur da bunun üzerine bir çekiç getiriyor adama ama adam kafasını geriye doğru sallayıp, parmaklarını işaret ederek, çekice değil, çiviye ihtiyacı olduğunu anlatıyor. Nalbur bu sefer onu doğru anlayıp, istediği çivileri getiriyor.
Daha sonra nalbura bu sefer kör bir adam giriyor. Bu adamın da bir makasa ihtiyacı varmış.. Söyle bakalım doktor, sence bu adam ne yapar?..”
Bu soruya Dr. Asimov’un verdiği cevabı okumadan önce, bu noktada biraz durup, kendi cevabınızın ne olacağını bir düşünün dilerseniz...
Dr. Asimov, tamirci ustasının bu sorusu üzerine, sağ elini yukarıya doğru kaldırıp, iki parmağıyla makasla kesmeye benzer hareketler yapıyor... Bunun üzerine tamirci ne mi yapıyor?.. Ne yapacak, basıyor kahkahayı... Ve de şöyle diyor:
“Seni şaşkın ahmak, niye öyle yapsın ki?.. Adam sadece kör, dilsiz falan değil... Hepimiz gibi “bir makas lütfen” diyerek, anlatamaz mı yani ne istediğini?!.”
Komik değil mi?.. Ama bir o kadar düşündürücü de aslında... Nitekim tamirci şöyle devam ediyor sözlerine:
“Bugün bütün müşterilerimde denedim bu oyunu. Birkaç tanesi daha senin gibi tongaya bastı... Ama senin bu oyunu yiyeceğine adım gibi emindim doktor...”
Dr. Asimov’un mahcup ama meraklı bir tavırla sorduğu “Niye öyle düşündün ki?..” şeklindeki sorusuna karşılık, ustanın verdiği;
“O kadar fazla eğitimlisin ki doktor, fazla akıllı olamayacağını biliyordum!..”
şeklindeki cevap oldukça şaşırtıcı ve düşündürücü değil mi?.. Dr. Asimov, tamirci karşısında düştüğü bu duruma üzülmekle birlikte, ustanın bu cevabında çok da haksız olmadığını düşündüğünü belirterek bitiriyor yazısını...
Ne dersiniz, tamirci haklı mı sizce de?.. İsterseniz bu soruya cevap vermek için, tamircinin sorusuna vermiş olduğunuz kendi cevabınızı bir gözden geçirin...
Böyle güzel yazı ve hikayelerle, kişisel gelişim ve hayatın hemen her alanına dair çok güzel makale, uzman tavsiyesi vb. oldukça zengin, dolu dolu bir içerikle her ay okurlarının karşısına çıkan bu derginin adı, “Genç Beyin”. 108. Sayısında okuduğum bu yazı ve öyküyü kısmen paylaştığım Genç Beyin dergisinin şu anda 111. sayısı gazete bayilerinde ve kitapçılarda yerini almış durumda.
Merak eden okurlarımızın dergi içeriği, konu başlıkları gibi daha daha fazla detaylara, iletişim bilgilerine ve abonelik koşullarına www.gencbeyin.org adresindeki Web sitesinden erişebilecekleri bu dergiyi tüm okurlarıma hararetle tavsiye ederek, sonraki yazımızda buluşmak üzere, selam, muhabbet ve hürmetlerimi arz ediyorum.