Ban Ki-moon'dan mesajımız var
Ban Ki-moon adını haberlerde duymayanınız, gazetelerden veya İnternet vb. diğer ortamlardan aşina olmayanınız pek yoktur sanırım. Bildiğiniz gibi kendisi, kısaca BM dediğimiz Birleşmiş Milletler Teşkilatı’nın şimdiki Genel Sekreteri, yani ABD Başkanlarından sonra dünyanın adını en çok duyduğu, en fazla tanınan isimlerden birisidir.
Aslen Güney Kore’li ve eski bir politikacı olan bu meşhur uluslararası şahsiyet geçenlerde bana bir mesaj göndermiş… En büyük ve köklü uluslararası kuruluşun en tepesindeki görevli olarak diplomatik nezaketi elden bırakmamış, önce halimi hatırımı sormuş. “Sir, how are you doing today? Hope all is well with you and your family?” (Yani, “Sayın Bayım, bugün nasılsınız? Umarım siz ve aileniz için her şey yolundadır…”) demiş, sağolsun… Bildiğiniz ve gördüğünüz gibi son derece nazik, çok efendi, BM gibi bir kurumun başında olmasına rağmen, çok da mütevazı bir insandır kendisi…
Ne o, inanmadınız mı bana?.. Gevrek gevrek gülüp, içinizden “atma sayın yazar, ne işi olur Ban Ki-moon’un seninle” mi diyorsunuz yoksa?.. Haklısınız tabii, ben de aynen sizin gibi gülerek, bir mizah hikayesi okur gibi okudum sözde Ban Ki-moon’dan gelen bu mesajı… “Global üçkağıtçılar yeni yöntemler geliştirmişler, farklı bir mesajla denemişler bu kez şanslarını..” diye düşündüm…
Sözde BM Genel Sekreteri bu mesajında, uzun uzun bir yardım kampanyasından bahsediyor, en sonunda da bu kampanyadan benim payıma düşen “3 milyon Dolarcık” bir meblağı bana ulaştırmak istedikleri müjdesini veriyordu. Bu cömert ve karşılıksız, küçük ödemeyi yapabilmek için de, isim ve iletişim bilgilerimle birlikte, banka hesap numaramı vb. bilgileri bildirdiği e-posta adresine göndermemi rica ediyordu…
Çok komik bu “enternasyonel dolandırıcılar” değil mi?.. Çok güldüm mesajlarını okurken. Bu tür mesajlarla ilk tanışmam, neredeyse İnternet denilen uçsuz bucaksız sanal dünyayla tanışmam kadar eskiye, sanırım 15-20 yıl öncesine kadar gider.. Ne yalan söyleyeyim, bu tür bir mesajı ilk okuduğumda ben bile şöyle bir duraksamış, böyle bir şey mümkün olabilir mi acaba diye düşünmüştüm. Çünkü o zamanlar dünya çapında kara para aklama faaliyetleri epeyce yoğundu ve o ilk mesajdaki teklif de bu tür faaliyetlerin bir parçası olabilir diye düşünmüştüm. Hatta bu düşüncemi paylaştığım, o zaman çalıştığım firmanın ortaklarından yaşca en büyük ve uyanık olanı, “bildirelim hemen hesap numaramızı, ne olacak ki?.. Gönderirler belki biraz para…” falan bile demişti…
Biz artık kanıksadık belki, gülüp geçiyoruz şimdi bu tür mesajlara ama geçmişte bunun gibi mesaj veya teklifleri ciddiye alıp, bu sahtekarlarla iletişim kuran, hatta bu yüzden oldukça kötü durumlara düşen insanlar bile olmuş korkarım. Cep telefonlarını rastgele arayıp, “Emniyetten arıyoruz” gibi klasik numaralar çeken kontör dolandırıcıları gibi yerli üçkağıtçılarımızın ağına, profesör ünvanlı, kelli felli insanlar bile nasıl düştülerse, uluslararası “Sülün Osman’ların” bu basit numaralarına kananlar da mutlaka olmuştur… Nitekim ben bu tür mesajları her gördüğümde, aynı okuldan mezun olduğumuz ve şu anda bürokraside üst düzey görev yapan bir arkadaşın, üyesi olduğumuz bir mail grubuna bundan yıllar önce (neredeyse 12 yıl olmuş) gönderdiği, "fevkaladenin fevkinde" bir mesajını hep hatırlarım. Yanılmıyorsam Nijerya kaynaklı benzer bir maili gruba ileten ve o mail hakkında görüşlerimizi soran bir başka arkadaşa cevaben yazdığı o mesajda arkadaşım şu ilginç anekdotu paylaşıyordu:
“Enteresan, ama bu mesajı okuduğumda tam 7 sene geriye gittim. O sene Nijerya'ya bir toplantı için gitmiştim. Beni almaya gelen elçiliğin zırhlı aracını Lagos havaalanı dışında haraç vermediği için lastiklerin altına çivili tahtayla durdurmaya çalışan vahşileri görünce, ‘Bi dakka yav. Madem burası Hacıhüsrev veyahut Çinçin değil, sakat bi vaziyet var’ diyerek pozisyon aldım. Elçilikte çalışan arkadaşlar Nijerya'nın vaziyetini anlatınca nihayet bütün olanları anladım. Nevvet, bu ülke gercekten bir kaos yaşıyor. (Bizim memleketi hayırla anmamıza nadir bir vesile teşkil eder!)
Evveeet, mesajın ekindeki mektubu okuyunca, bana büyükelçilik görevlisi arkadaşların anlattığı bir hikayenin neredeyse aynısını görüyormuşum gibi geldi. Efendim, o zamanlar da bu tür mektubu alan Cavit Cağlar'ın bir ortağı ‘ulan beleşe Türk'ten başkası konar mı be!’ diyerekten yelkeni Lagos'a açmış. Bir koyup on alacağı iş için ilgili Nijeryalı ‘işadamı’nın verdigi bilgiye göre, yanına o koyacağı ‘bir’i de alıp varmış Lagos havalimanına. Evvvet, işadamımızı birileri karşılamış amma pek de işadamı değil de, hani bizim Sulukule civarının ahalisine benzer cinsten zebellalar karşılamış. Adamı güzelce benzetip, elindeki büyük nakdi alıp, iç çamaşırına kadar soyup, atmışlar bi kenara. Elçilikteki arkadaşımın ifadesine göre adam elçiliğe geldiğinde resmen ‘don-gömlek’ haldeymiş…”
İnanmakta zorluk çekiyoruz belki ama gerçek ve epeyce trajikomik bir hikaye olan bu olayı aktaran arkadaşım, mesajını şöyle bir “kıssadan hisse”yle bitirmişti:
“Hülasa; yerli malımız zavallı Sülün Osman'ı zemmederek (gençler ve genç kalanlar için meali; ‘kınayarak, kötüleyerek’) yıllarını geçirmiş biz akıllı uslu, tahsilli insanların Nijerya diyarından gelecek bu nevi Ali Cengiz ayaklarına kapılmaması icab eder. Yok, hala para paradır diyorsanız, yanınıza yedek ‘don-gömlek’ almanızı tavsiye ederim.”
Arkadaşımın bu epeyce komik ama bir o kadar da göz açıcı mesajını okuduktan sonra, ben yılardır bu tür mesaj veya teklifler alınca gülüp geçmekten başka bir şey yapmayı aklımdan bile geçirmem. Naçizane size de aynısını teklif ediyor, selam, muhabbet ve hürmetlerimi sunuyorum.
daha sık yazman dileğiyle