Başlangıç mı, son mu?
Emekli ve muvazzaf üst düzey MİT yöneticilerinin, KCK soruşturması kapsamında ifadeye çağrılmaları hayli kafa karıştırmışa benziyor.
Ergenekon davalarının ve önceki KCK tutuklamalarının net görüntüsü yok burada. O davalarda kimin neyin tarafında olduğu gün gibi açıktı. Bugün öyle değil, kafalar karışık. İnsanlar bir şeye kızıyor ama kime neye kızacağından emin olmadan yapıyor.
Bu bir yerde normal, çünkü iki farklı doğrunun kesişim noktasındayız. Geçtiğimiz yıllara baktığımızda bazen hükümetle de kesişmek üzere devletin içinde farklı “çalışma alanları”nın olduğunu gördük. Bunlardan biri, mesaisini daha çok devletin içindeki en kirli yapı olan, Ergenekon terör örgütünün tasfiyesine harcadı. Bir diğer ekip ise daha çok Kürt meselesine kafa yordu. Bu iki farklı alan, birbiriyle çok fazla kesişmeden ve diğerinin işine karışmadan zaman içinde aktılar.
MİT, bugüne kadar daha çok ikinci grupta temayüz etti. Çok fazla bir katkısını okumadık MİT’in Ergenekon davalarına. Ergenekon gibi rezil bir yapının tasfiye edilmesi, devlet bilincinin var olduğu MİT’in üst düzey yönetiminde olumlu karşılık bulur, ETÖ’nün tasfiyesine aklı başında istihbaratçı destek verir, beklenen budur. Yalnız MİT, bu davaya manen destek verdi gibi ama maddeten pek vermedi, gözüken buydu.
Tabi bunlar görüntüde olan şeyler, yoksa işlerin içyüzünü bilmiyoruz, belki de vermiştir, belki de aksi yönde çalışmıştır, nereden bileceğiz ki? İstihbarat işlerini biz sıradan halk pek bilemeyiz. İstihbaratın mantığında bu vardır; çoğu işi gizlidir. Açık işlerinde de güvenilmez; sol gösterir vurur, sol gösterir sağ vurur, sol gösterip sağ vurmuş gibi yapar ama aslında sol vurur, vuracakmış gibi yapar sonra “nanik” çeker.
Bir de şu vardır; bu istihbaratçı takımı kendilerini çok abartır, kendini dünyanın sahibi zanneder. Sanki hayat onların etrafında dönüyor, her şeyi kendileri biliyor da kimse bir şey bilmiyor zannederler. Siyasî parti kursa yüzde 1 almayı bile beceremeyecektir ama dünyaya hükmettiğini vehmeder. Bu zan, üst yöneticilerde dahi vardır, hayal dünyasında yaşadıkları çok olur. Ortada ne davul vardır, ne ses; ama adam elinde tokmakla gezer. Demek ki istihbaratçı, ne yapıp ne yapmadığını kendisi bile bilmez ki biz bilelim.
Fakat görüntüde böyleydi; Türkiye’de Kürt meselesini daha çok MİT içindeki bir ekip yürüttü. Bu ekip zaman içinde tuhaf işler de yaptı ama totalde iyi iş çıkardılar aslında. Devlet aklını bu hususta bayağı iyi konuşturdular.
Normal şartlar altında devletin içindeki bu iki “çalışma grubu”nun birbiriyle çatışması beklenmez. Farklı alanlarda, farklı doğrular yapan iki ekip görünümündeler zira. Ama her zaman beklenen olmaz, beklenmeyen de olur.
Beklenmeyen durumların bir sebebi şudur: İnsanlar karşıdakinin doğru olduğunu bilse bile, sırf kendisinden farklı olması sebebiyle onunla mücadeleye girebilir. Şahsî meselelerde de böyledir, politik meselelerde de; bir güvensizlik durumunda kendisinden farklı olanı postalamak isteyebilir insanlar. Ama bir kere böyle bir istek duydunuz mu, karşıdaki de anlar ve onun da eli boş durmaz. Sonuçta ya uzlaşacaksın ya da mücadele edeceksin.
İstihbaratçı ukalalığı, her zaman bir çatışma imkânını da içinde taşır. Çünkü kendisini devletin sahibi zannettiğinden, her şeye öteki olarak bakar bu zihniyet. Bir yerlerde doğru işler de yapsa diyelim ki bir ekip mi var; bir müddet onunla ittifak yapsa bile sonra kendince oyun oynamaya başlayabilir. Hatta bu iktidar partisine bile olabilir; bu mesela açıkça söyleyelim, AK Parti gibi yüzde 50 oyla gelen bir iktidar partisi bile, arkadan MİT tarafından operasyona maruz kalabilir, en azından denenebilir bu. Böyle bir ihtimal mümkün, çünkü dediğimiz gibi, o kafa her şeye öteki olarak bakar. Eğer kendi zihniyetini dengeleyemeyip, nerede oyun oynaması gerektiğini bilmezse, yoktan yere mücadele de çıkarttırabilir istihbaratçı mantığı.
Bu son olay gerçekten göründüğü gibi midir, yoksa bir bit yeniği var mıdır? Göründüğü gibiyse ne kadarı doğrudur, her zaman çatışma potansiyeli çıkarttırabilecek istihbaratçı ukalalığı bunda bir etken midir, yoksa ona karşı bir ön savunma mıdır? Soruları çoğaltabiliriz ama bu soruların cevabını bugünden veremeyiz, her ne dersek diyelim, söyleyeceğimiz zandan öteye gitmeyecektir. Yazı-tura atıp yorumlardan herhangi birini tercih edebiliriz bugün, akıl yormakla aynı kapıya çıkacaktır.
Fakat hadisenin kendisini bilmesek bile, nasıl gelişeceğine dair yorum yapabiliriz. Şöyle ya da böyle, gerçekten bir mücadele olsa bile, buradan gündem çıkmaz. Sonuçta uzlaşma olur, her şey yerli yerinde devam eder; farklı alanlar, farklı doğrular var çünkü. PKK-KCK’yla mücadele devam eder, Ergenekon’la hakeza, Kürt siyasetinin önü zaten açık ama bu iyice açılır, müsteşar yerinde kalır, hayat devam eder. Aksi halde eğer iş uzarsa, bunun altında herkes kalır. AK Parti’nin muhtemel bir bilek güreşine izin vereceğini sanmıyorum, çünkü kendisi dâhil bütün Türkiye siyaseti de buradan çıkamaz.
İki doğrudan bir yanlış çıkmaz; bu hadise bir başlangıç değil, daha çok bir son. Öyle gözüküyor, muhtemelen kısa sürede bu iş tamamen gündemden düşer. Abartılı yorumların gerçekleşme ihtimali pek makul değil. Zaman oyun oynama zamanı değil ve insanoğlu, kendisinin de altta kalacağını anladığında sevmese de uzlaşmayı pek iyi bilir. Bu meselede bir mücadele pek muhtemel değil, olacaksa da mecburen uzlaşacaklar.