Osmanlı’da Mevlit Kandili
Cümle Ümmet-i Muhammed’in Mevlit Kandili mübarek olsun. Manevî dünyamızın temel dinamiklerinden, mevcudiyetimizin en güçlü kaynaklarından biri de şüphesiz kandiller, manevi gün ve gecelerdir. İdrak ettiğimiz kandil gecesini hakkıyla eda ve ihya eylemeyi, Muhammedî aşk ve muhabbetle terennüm etmeyi niyaz ediyorum.
Mevlit Kandili vesilesiyle, parlak tarihimizden nurlu bir sayfa açacak, Osmanlı’nın bu geceyi asırlar boyunca nasıl kutladığından bahsedeceğim. Osmanlı Sarayı’nda dinî bir gelenek haline gelen “Mevlit Alayı Merasimi”nden kısaca söz edeceğim.
TEMELDEKİ KUTSAL HARÇ: MUHAMMEDÎ SEVGİ
Osmanlı’nın temellerindeki en mukaddes harçların, Padişahların asırlarca “baş tacı” ettiği değerlerin başında, “Peygamber sevgisi” gelmiştir. Osmanlı, Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) karşı derin muhabbet, hürmet ve sadakatini sonsuz bir hassasiyetle muhafaza etmiş ve devletinin en sağlam kaidelerinden biri hâline getirmiştir.
Peygamberimiz’e hürmet ve muhabbet, soylu ceddimizin en mümeyyiz vasfı ve şiarı olma hususiyetini kazanmıştır. Söz konusu asil duygularını her zaman ve mekânda açığa vurmayı, hatta devlet çapında bir ciddiyet ve duyarlılığa bürümeyi meziyet bilmişlerdir. Tarih, bunu izah eden birbirinden muhteşem misallerle doludur.
ECDADIN NURLU GELENEĞİ
Osmanlı Padişahlarının, Hz. Peygambere hürmet ve muhabbetlerinin en güzel göstergelerinden, “nurlu gelenekler”inden biri de, O’nun kutlu doğum gününde asırlar boyunca aksatmadan tertipledikleri “Mevlit Alayı Merasimi”dir.
Osman Gazi devrinde bile mevcut olduğunu tespit ettiğimiz bu âdet, Sultan II. Selim ve I. Ahmed dönemlerinde yapılan ilavelerle resmî bir merasime dönüşmüştür.
Önceleri doğum gecesinde, padişahın huzurunda birtakım naat, münacat ve kasideler okunması söz konusuyken, Orhan Gazi zamanında, Emir Sultan’ın müridi, Ulu Camii İmamı Süleyman Çelebi’nin “Mevlid-i Şerif”i kaleme almasından sonra hem sarayda hem de cami, mescit ve evlerde, gündüz ve gece mevlit okutulması âdeti yaygınlaşmıştır.
MEVLİT ALAYI MERASİMİ
1909’da kurulan Encümen-i Tarih-i Osmanî üyesi tarihçi, eğitimci ve yazar Ali Seydi Bey, “Teşrîfat ve Teşkilât-ı Kadîmemiz” isimli eserinde, “medeniyet tarihi, Osmanlılar kadar teşrifat ve teşkilata ehemmiyet vermiş ve bunu yüzyıllarca muhafaza ve devam ettirebilmiş hiçbir bir millete şahit olamamıştır” dediği Osmanlıların, sarayda tatbik ettikleri Mevlid Alayı Merasimi’ni ana hatlarıyla şöyle anlatmıştır:
“Peygamberimizin doğum gününden birkaç gün önce şeyhülislam, merasimde bulunması gerekli kişilerin isimlerini tespit edip bir defter halinde reisülküttap efendiye gönderirdi. Daha sonra bu defterde isimleri bulunan vezirlerle sair erkân ve rüesaya mevlit günü, saati birer tezkereyle bildirilirdi.
O gün davetlilerin hepsi resmî elbiselerini giymiş olarak çoğu zaman Sultan Ahmed Camiine gelirlerdi. Başka vakitlerde camide mevki, rütbe ve mesleğe göre saf ve yer ayrılmazken, bu Mevlid Alayı’nda teşrifat gerekli idi.
Kadıaskerle, mevleviyyet derecesine ulaşmış ilim adamları, müderrisler sıralarına minberin sağ tarafında, vezirler ise mihrabın solunda otururlardı. Şeyhülislam ise mihrabın tam karşısında otururdu. Sadrazam ile Nakibü’l-Eşraf’ın minber karşısındaki yerleri de belli idi.
Padişahın, Mahfel-i Hümâyûn’a (padişahlara ayrılmış hususî yer) geldiği cemaate özel bir işaretle bildirilince, camidekiler hep birden ayağa kalkar ve yine işaret üzerine otururlardı.
Mevlidin okunup bitmesinden sonra Padişah, vükelaya, kürsi şeyhlerine, mevlit okuyanlara, müezzinlere ve diğer icap edenlere hil’atler (Padişah hediyesi kaftan, elbise) giydirir, şeker ve şerbetler dağıtılırdı.
Bu merasimin tamam olabilmesi için gerekli bir işlem daha vardı: Her sene Mekke-i Mükerreme emiri tarafından, sadakatini bildiren mektubun, reisülküttap tarafından padişaha verilmesiydi.
Mektup, hususî merasimle açılarak okunur ve bunu emir tarafından gönderilen nefis hurmaların, camide bulunanlara dağıtılması takip ederdi.”
TARİHÇİ İSMAİL ÇOLAK’IN kitaplarını 444 24 14'ten isteyebilir ya da internet üzerinden aşağıdaki web adreslerinden alabilirsiniz: WWW.KİTAPOKUSAK.COM