Genç Kalemler
11.08.2011 - 14:52
Bekir Haşimoğlu
Bekir Haşimoğlu - bekirhasimoglu@gmail.com

Tahrir’den tahlile

    Tunus’tan başlayan ve Zeynel Abidin Bin Ali’nin ülke dışına, hem de çok ilginç olarak Suudi Arabistan’a kaçması ile başlayıp, Arap ülkelerini etkileyeceği dünya kamuoyunca konuşulan ‘halk hareketleri’ Mısır’da zirve yapmış görünüyor.

    Tahrir’de toplanan Mısır halkının ayaklandığını söylemek çok abartılı bir yorum olur. Dolayısıyla mezkûr halk hareketi’ne “sivil direniş” veya “sivil itaatsizlik” demek daha uygun düşüyor. Zira, “ayaklanma” beraberinde “yıkma-yakma”yı getirir. Oysa Mısır halkı istisnalar bir tarafa oldukça sakin ve en doğal hakkını, yani özgürlüğünü istiyor.

    Tunus’ta başlayıp, ifade edildiği gibi “domino etkisi” yaparak Mısır’da zirve yapan ‘halk hareketleri’nden Türkiye’deki ulusalcıların başını çektiği ana muhalefet partisi CHP’lilerin vazife devşirme”ye çalışmaları ise tam “mübareklik” bir olay. Bu ‘halk hareketleri’nin Türkiye’de iktidarda olan Ak Parti ve R. Tayyip Erdoğan’ı model aldıkları gerçeği dikkate alınınca, ana muhalefetin henüz dünyanın gidişatına doğru teşhis koyamadığı daha iyi anlaşılmış olur.

    Son on yıldır Türkiye’de meydana gelen değişim, gelişim ve dönüşümün etki ve yansımaları Tunus ve Mısır’da oldukça sert ve keskin olarak kendini gösterdi. Oysa süreç önceden doğru algılansa, değişim, dönüşüm ve gelişim süreci bu ülkeler açısından daha pozitif bir atmosferde gerçekleşebilirdi.

    Tahrir meydanında halkın seslenişine dünya kulak kesilmiştir ama ‘Mübarek tayfası’ inadım inat demeyi sürdürmüş, büyük ölçüde anlamazlıktan gelmiştir. Dünya kamuoyu Mübarek yönetimini haksız buluyor. Finansörü ABD’den bile “git artık” sesin duyuluyor. ABD Başkanı Obama, verdiği beyanatta, geçmişte yapılan işbirliklerini de hatırlatarak Mısır’da halkın özgürleşmesi ve yönetimin değişmesi gerektiği mesajını verdi. Obama’nın beyanatlarından ‘Mübarek tayfası’na değişmesi, dünya gerçeklerine uygun bir yönetim oluşturması telkininin uzunca bir zamandan beri yapıldığını da anlamak mümkün. Buna rağmen statükoyu korumak ve “firavunvari” bir yönetim zihniyetiyle Mısır’ı yönetme ihtirasını sürdüreceği mesajını veriyor.

    Görünen o ki, ‘Mübarek tayfası’ yönetimi gidici, ancak yeni yönetim yapılanmasının İsrail’in güvenliğini risk altına sokmayacak bir çizgide olmasını arzuluyor. Bunun içindir ki, süreci geciktiriyorlar ve bundan dolayı olsa gerk Mübarek gayet sakin görünüyor. Kim bilir belki de bu şekilde davranmasının altında yatan sebep ABD ve İsrail’den aldığı bilinmeyen taahhütlerdir. Bu süreçte ABD’nin etkisini Mısır ordusunun genel tavrından anlamak mümkün. ABD’nin yeni dönemde, geçmişte işbirliği yaptığı ülke ordularının siyaseti dizayn etme arzularına onay vermediği biliniyor. Nitekim Mısır ordusu, halkın Mübarek’in yönetimi bırakması için yaptığı gösterilere, Tahrir’de olup bitenlere seyirci kalmak bir yana, Mübarek taraftarlarının tedhişçiliğine karşı halkı korumaya çalışıyor. Bu şunu gösteriyor. Halkın istediği bir yönetim yapılanması amaçlanıyor ama bu ABD’nin istemediği, İsrail’in güvenliğini tehdit edecek bir yönetimin oluşmasına da izin verilmeyeceği anlamına geliyor.

    Tahrir’den dünyaya yansıyan görüntüler hiç kuşku yok en fazla Hüsnü Mübarek tayfasını, İsrail ve yandaşlarını kaygılandırıyor. Mısır’da yönetim ciddi anlamda bir değişim sürecine girerse, bu Mübarek ve tayfasının tasfiyesi anlamına geliyor. Diğer taraftan Mısır’da işbaşı yapacak yeni yönetim İsrail’in zalimliğine pek de geçit vermeyecektir. Zira, yeni dönemde, bomba yağdırırken Gazze ve diğer sınırları, güya HAMAS’ı bitirmek amacıyla halkın tek ihtiyaç karşılama olanağı sunan tünelleri kapatmak için uğraşan bir Mısır yönetimin olmayacağı apaçık ortada. Bu ve benzer durumlardan dolayıdır ki Mübarek yönetimin tasfiyesi İsrail tarafından kolay kabullenilmeyecektir. Neden kabullensinler ki, bugüne kadar “Mübarekler”den ne talep etmişler de alamamışlardır? İsrail taleplerinin Mısırtarafından karşılanmış olmasının arkasında hiç şüphesiz ABD var. Her yıl ‘Mübarek tayfasına’ sunduğu adı “yardım” ve “bahşiş” türünden desteklerle İsrail’in sınır güvenliğini sağlama almıştır. Ancak ABD’nin yeni yönetimi ve dünyanın geçirdiği değişim süreci artık bu durumun sürdürülemeyeceğini açıkça gösteriyor.

    Yeni ABD yönetimin tüm dünyada sivil inisiyatifleri etkileme yönünde bir tercihi var. Bu ABD dış politikasının yeniden gözden geçirilme ve reform yapma sürecinde olduğunu gösteriyor. Artık ABD tüm dünyada isteklerini silah gücünü kullanarak değil, sivil insiyatifleri ön plan çıkarıp, çıkarlarıiçin uluslararası işbirliği ile sorunları çözmeyi daha uygun ve etkili bir yöntem olarak görüyor.

    Bundan dolayı olsa gerek ABD’nin “Yeni Bir Başlangıç İçin Ortaklık” (PNB) adıyla bir girişim başlattığından bahsediliyor. Bu girişimin amacı,Haziran 2009’da Obama’nın Kahire’de yapmış olduğu, dünyanın her tarafındaki Müslümanlarla ABD arasında yeni bir sayfa açma isteğini somut hale getirmektir. Somutlaştırma sadece yönetimlerle değil, tüm sivil toplumu içine alacak şekilde, saygı üzerinde kurulan bir işbirliği yapılması öngörülüyor. Bunun halkı Müslüman olan tüm ülkelerle yapılmasına öncelik verildiği anlaşılıyor.Saygıtemeline dayalı yapılacak işbirliği ve ortaklıkların, ABD’nin yakın geçmişte aldığı, Irak ve Afganistan işgali ve sonra yaptığı acımasızlıkların sebep olduğuhasarı onarması anlamına geleceği de biliniyor.

    Ancak ABD’nin bu “hasar onarma” işini Filistin sorununa kesin bir çözüm bulmadan yapabilmesi imkânsızgörünüyor. ABD yönetimi bunu çok iyi biliyor. Ancak Filistin sorununu çözmek için İsrail’in ikna edilmesi de normal şartlarda çok zor. Malum, İsrail yönetimi ne uluslar arsı hukuk tanıyor, ne de insan hak ve hürriyetlerini. Varsa yoksa kendileri,

    Şimdi bu gerçekler dikkate alınıp değerlendirme yaptığımızda, Obama yönetimi,İsrail’i normal şartlarda ikna etmesinin olanaksız olduğunu anlayınca, Mısır’daki potansiyel ‘halk hareketi’ne en azından karşı çıkmayarak, İsrail’in hareket alanını daraltıp pervasızlığına dur diyecek; en azından işbirliği yapmayacakbir Mısır yönetimi ile, belki de Filistin’de bağımsız bir devletin varlığını kabullenmesinden başka yol olmayacağı gerçeğini ima etmiş oluyor.

    Şimdi şu soruyu rahatlıkla sorabiliriz: İsrail’e açıktan “dur” diyemeyen Obama yönetimi, Türkiye gibi bu ülkeye sert bir üslupla “dur” diyecek başka bir ülkenin daha ortaya çıkmasını İslam dünyasındaki bozulan imajını düzeltebilmek için yardımcı bir unsur olarak mı görüyor?


YORUMLAR
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Bu haber hakkındaki yorumunuz nedir?
1000 - karakter kaldı.
Adınız / Soyadınız
Moral KitapKadınca KararıncaEtkileşim YayınlarıMoral DünyasıMoral FMMoral ProduksiyonNesil TakvimNesil CateringNesil YayınlarıSöz Basım YayınÜnlü Yayınları