Genç Kalemler
09.08.2011 - 19:28
Bekir Haşimoğlu
Bekir Haşimoğlu - bekirhasimoglu@gmail.com

Türk Dış Politikasının İşaret Taşları

1. Bölüm

 “Değiştirilemeyen ve değişmeyen bir düzen, kötü bir düzendir.” P. SYRUS

“Her zaman için çok daha önemli olan, hiç kimsenin öngörmediği

ve göremeyeceği köklü değişimlerdir.” PETER F. DEUCKERS

    İnsanlık, uzun bir zaman diliminde “iki kutuplu” “soğuk savaş” dönemlerini yaşadı. Bu “iki kutuplu”luğun doğal gereği olarak tüm dünya ideolojik kamplaşma ve politik saflaşmaların içindeydi. Mezkûr kamplaşma ve saflaşmaların sebep olduğu toplumsal ayrışma ve iç çatışmalardan dolayı insanlık çok acılar çekti.

    Tüm dünyayı etkileyen toplumsal ayrışmalar doğal olarak Türkiye’ye de çok olumsuz etkileri oldu. Kısmen de olsa tercihen oluşan bu zorunluluk, “iç tehlike” ve “dış düşman” algılamalarınasebep oldu. Ancak sürekli tartışılan, sadra şifa bir çözüm bulunamayan, sosyal barışı tehlikeye sokan Kürt ve başörtüsü sorunu başta olmak üzere pek çok sorunun daha girift bir hal almasına neden oldu.

    Tarihinden aldığı misyon ve sahibi olduğu kültürel mirastan maksimum seviyede yararlanması gereken Türkiye bu dönemde, pek çok ülke gibi etki altında ve edilgen bir ülke pozisyonuna düşmüştür. Doğal olarak bu durum Türkiye’yi NATO’nun etkisinde bırakmıştır. Dolayısıyla bu dönemin realiteleri Türk diş politikasını oldukça hantallaştırmış, klasik askerî-bürokratik çizgide tutmuştur. Bilindiği gibi Soğuk savaş döneminin sona ermeye başlamasıyla birlikte öncelikle ekonomik ve demokratik alanda dünyaya uyum sağlayacak hale gelmesinin ilk temellerini merhum Turgut ÖZAL atmıştır.

    Samuel  Huntington tarafından ortaya atılan  “medeniyetler çatışması” teorisi-iddiası, soğuk savaş sonrasının ve özellikle 11 Eylül sonrasında tüm dünyada çokça tartışılır olmuştur. Doğu ve Batı arasında köprü rolü oynayacağı umulan Türkiye’nin, Huntington tarafından “fay hattı”na benzetilmesi bir yönüyle “Medeniyetler Çatışması”nın somut olarak Türkiye’de gerçekleşeceği iddiasından başka bir anlam taşımıyordu. Ancak Huntington yanıldı ve tahmin gerçekleşmedi ve gerçekleşme ihtimali de asla bulunmuyor. Özellikle iktidara gelir gelmez Ak Parti’nin AB konusunda ortaya koyduğu net tavır ve çabalar bu iddiaların fazlasıyla marjinal kalmasını sağladı.

    Nerden bakılırsa bakılsın, “soğuk savaş” sonrası dünyanın yaşadığı çözümü zor problemleri ve derin iç sorgulamaları da beraberinde getirdi. Eski ve kanıksanmış düzenin kazanımlarıyla yeni sorunlara çare bulunması ihtimali de yok gibi. Yeni dönemin temel unsurları olarak ise, kapsamlı ve işlevsel bilgiye sahip olma, yüksek demokratik standartlarda yönetim, güçlü ve istikrarlı ekonomi, insan hakları ve etik değerler olarak görmek mümkün.

    Yeni dönemde tüm dünya “sivil inisiyatif”leri ön plana çıkardı. Daha çok özgürlük, ekonomik refah, demokratik ve istikrarlı yönetim, insan hakları, barış gibi kavramlar dünyanın içinde bulunduğu değişim ve gelişim sürecinin odak kavramları oldu. Yakın geçmişte dünyanın gündemini günlerce meşgul eden “Wikileaks belgeleri” magazinsel tarafı çok tartılmış olsa da aslında dünyanın gittiği bu şeffaf, dürüst ve güvenilir, en üst seviyede demokratik standartlara uygun devlet ve toplum düzeninin ipuçlarını vermiştir.

    “Wikileaks belgeleri”den sızan bilgiler, diplomasinin “gerçeği saklama sanatı” olduğu yolundaki ön kabulü büyük ölçüde ortadan kaldırdı. Artık her ülkenin diplomasisi tüm dünyanın kurumlarından biri sayılacak gibi görünüyor. Barışı sağlayarak anlaşma ve dayanışmaları sağlamlaştırmak, sorunları diyalog yoluyla çözmek, soruna değil, pozitif sonuçlara odaklanmak diplomasinin temel amaçları haline geldi.

    Diğer yandan yeni dönemin önemli bir realitesi de özellikle hızla gelişen teknolojik olanaklar, bilişim teknolojileri, ulaşım gibi pek çok alanda oluşan yeniliklerle global bir dünyanın oluştuğudur. Küreselleşen dünyada öncelikle insan, para ve bilgi başta olmak üzere, üretilmiş her türlü mal ve hammadde, çeşitli hizmetlerin ülke ve toplum sınırlarını aşmasıdır.

    Dünyadaki gelişmeleri iyi algılayıp, doğru anlamadan iç politikada başarılı olmanın, ekonomiyi geliştirmenin ve tüm toplum kesimlerini anlamanın imkânı yok. Dünyadaki değişim ve gelişim süreçlerini iyi algılayıp, doğru anlama konusunda başarılı olan yönetimler, ülkeyi klasik içe kapanma sarmalından çıkarıp, dünyaya açılmasını sağlamışlardır.

     “Soğuk savaş” yıllarında tek yönlü bir çizgiye sahip olan Türk diş politikasının hareket alanı oldukça kısıtlıydı. Avrupa ülkeleri ile karşı karşıya gelmeden, ABD’nin her zaman yanında yer alma ve Rusya’nın karşısında durmamak gibi bir çizgiye sahip olan Türkiye’nin, diş politik enstrümanlarının oldukça kısıtlı olması kaçınılmazdı. Bundan dolayı aktif bir rol oynaması olanağı bulunmuyordu. Dünya konjöktürel olarak değişim sürecine girmesi karşısında Türkiye epeyce bu değişim sürecine uyum sağlam güçlüğü çekti. 2000’li yıllardan itibaren değişim kaçınılmaz hale geldi. İşte bu süreçte Ak Parti iktidar oldu. Bu güne kadar AB süreci başta olmak üzere, Doğu, Kafkasya, Ortadoğu ve Kıbrıs’la ilgili klişeleşmiş söylemler yerini geleceğe umutla bakılmasını sağlayacak “stratejik derinlik”lere sahip, oldukça esnek ve aktif diplomatik girişimlerde bulunularak çok sayıda anlaşmalar yapıldı.

    Türkiye 2000 yıllardan önce Balkanlar’da, Ortadoğu’da, Asya ve Kafkaslar’daki sorunlara aktif rol alarak çözüm için bir ışık yakabilseydi çok farklı kazanımlara sahip olurdu. Türkiye asıl gücünün ve sahibi olduğu tarihi ve kültürel mirasın farkına büyük ölçüde Ak Parti’nin iktidara gelmesiyle vardı. Ancak Ak Parti’nin önündeki malum “engeller”, oynamak istediği, Diş İşleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu’nun ifadesiyle “Dünyada küresel olaylarda sözü dinlenen, olayları önceden gören, o olaylara tedbir oluşturan ve alternatif çözüm üreten akil bir ülke. Çevre bölgelerde daha kriz çıkmadan krizi hissedebilen, hassas ayarlı bir diplomasi ile her an bu bölgelere çözümler getirebilen bir ülke.” rolünü tam aktif olarak oynamasına büyük ölçüde engel oldu.

    Bilindiği gibi Ak Parti tek başına iktidar olduktan sonra iç ve uluslararası kamuoyunun gündeminin tartışma konularının başında AB süreci, Ermeni soykırım iddiası, Kıbrıs meselesi gibi maddeler vardı. Bu konular Türk diş politikasının yeni bir sürece gireceğinin emarelerini taşıyordu.

    Bu süreçte Ak Parti iktidarı önemli aksaklık ve ciddi engelle(mele)re rağmen ekonomi başta olmak ülke içi sorunları çözmede, Diş politikadaki süreci yönetmede etkili olan pek çok faktör var. Öncelikle iç ve dış dünyada bu etkinliği yönetecek teorik bir alt yapı, kapsamlı projeleri vardı. Ülke içinde demokratikleşmeye ağırlık verirken, halkla bütünleşme ve siyasette millet referansını en başa aldı. Diş politikada ise “komşularla sıfır sorun” projesini uygulamaya, bir ayağını merkeze sağlam basarak diğer ayağıyla uzanabildiği yakın ve uzak ülkelere ulaşmaya çalıştı. “Stratejik derinlik” genel anlamda etkisini gösterirken yakın bölgelerde bir “itfaiye eri” ve “akil adam” rolü üstlenerek barışa önayak oldu. Türkiye bu rolü ABD başta olmak üzere gerek bölgesel, gerekse dünyada etkin güçler ile çatışmadan, işbirliği içinde oynamaya çalışıyor ve Ortadoğu başta olmak üzere yakın ve uzak komşu ülkelerin barış istikrarının sağlanması için hayati öneme sahip bulunuyor.

    Türkiye’nin diş politikası sadece yakın bölgelerin barışını sağlama ile yetinemez. Realiteleri dikkate alan, insanî ve vicdanî hassasiyeti üst düzeyde, mantıklı, tutarlı,  kolektif akılla tüm dünyada barış ve istikrar isteyen amaçlara sahip olmalı. Bu amaçlarla yol alacak Türk diş politikasının, evrensel anlamda demokratik standartları uygulamaya koymuş, dünya dengeleri içinde mümtaz bir yer bulmuş ve yerini maksimum seviyede güçlendirmiş, en başta komşularıyla ve dünya ülkeleri ile ilişkilerini normalleştirmiş, işbirliğini artırmış, barış ve istikrara katkıda bulunan örnek bir ülke olmasını sağlayacaktır.

(Not: Makalenin ikinci ve son bölümleri gelecek günlerde yayınlanacaktır.)


YORUMLAR
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
Bu haber hakkındaki yorumunuz nedir?
1000 - karakter kaldı.
Adınız / Soyadınız
Moral KitapKadınca KararıncaEtkileşim YayınlarıMoral DünyasıMoral FMMoral ProduksiyonNesil TakvimNesil CateringNesil YayınlarıSöz Basım YayınÜnlü Yayınları